Mustafa İslamoğlu, İntihaller ve Şaz Yorumlar (3)

Şahin DOĞAN

“İntihal güzel şey ama suçunu itiraf etmek şartıyla”(C.Şehabettin)

Ğaşiye: 17

PEKİ, (o yeniden dirilmeyi inkar edenler) bakmazlar mı yağmur yüklü bulutlara nasıl yaratılmış onlar. (M.Esed, sh:1264)

PEKİ, (yeniden dirilişi inkar edenler) yağmur yüklü bulutlara bakmazlar mı, nasıl yaratılmış onlar? (İslamoğlu, sh:1251)

İbil” ifadesi bütün diğer meallerde (deve) olarak çevrilmiştir (bkz: http://www.kuranmeali.com) ancak M.Esed, bu ifadeyi “yağmur yüklü bulutlar” şeklinde çevirmeyi tercih etmiştir. Bununda gerekçesini dipnotta uzunca anlatmış. İslamoğlu ise Esed’in çevirisini görüldüğü gibi aynen almış hatta dikkatinizi çekmiştir belki, ilgili ayetin başında büyük harfle yazılan “PEKİ” ifadesi bile aynıdır. Buna rağmen Esed’in adı yine yok maalesef.

Bilindiği gibi deve Kuran’ın nazil olduğu dönemde Araplar için çok önemli bir hayvandır. Öyle ki Araplar deveyi en büyük yardımcıları olarak tanıyıp bilmiş ve gerektiğinde hayatlarını dahi onun isteklerine göre tanzim etmişlerdir. Öte yandan Arap dilinde devenin cinsi, yaşı, rengi ve diğer fiziksel özellikleriyle yürüyüş biçimi gibi karakteristiklerini ifade etmek için kullanılan kelimeler hacimli bir kitap oluşturacak kadar çoktur. Dolayısıyla “deve” ifadesini “yağmur yüklü bulutlar” şeklinde okumak Kur’an metnine şiddet uygulamakla eşdeğer bir yorum tahrifidir. (M.Öztürk)        

Alak:1-3

OKU yaratan Rabbin adına… Oku zira rabbin sonsuz kerem sahibidir. (M. Esed)

OKU yaratan Rabbin adına… Oku zira rabbin sonsuz kerem sahibidir.” (İslamoğlu, sh:1278)

Görüldüğü gibi ifadeler harfiyen aynı ama boşuna aramayın ve şaşırmayın çünkü İslamoğlu’nun ilgili ayetlere düşmüş olduğu dipnotlarda Esed’in ismi yine yok. Aslında bunun adına artık ‘intihal’ dememek lazım gerçi söylemek istemiyorum ve dahi kıyamıyorum ama ne çare ki bunun adı kelimenin en yalın, en çıplak anlamıyla hırsızlıktır.

Bakara:106

Biz yürürlükten kaldırdığımız veya unutturduğumuz herhangi bir mesajı mutlaka daha iyisi veya benzeri ile değiştiririz… (M. Esed)

M. Esed, düştüğü dipnotta nesh teorisine delil getirilen bu ayetin yaygın manadaki nesh olmadığını çünkü bunun Kur’an’ın anlam örgüsü ile uyuşmayacağını dolasıyla burada sözü edilen neshin önceki ilahi kitaplarla alakalı olduğunu uzun uzun anlatır. M. İslamoğlu da birebir Esed ile aynı kanaatte olmasına rağmen üstelik ilgili notun son paragrafı bile aynı olduğu halde Esed’in ismini yine anmaz. (Bkz:İslamoğlu, sh:41) Halbuki Kur’anda neshin cari olduğu hususunda İslam alimleri arasında kopmaz bir icma var. Buna rağmen İslamoğlu ve diğer modernistler bunun olmadığı kanısında. (konuyla alakalı daha geniş bir değerlendirme için bkz: http://ebubekirsifil.com/index/kuranda-nesh-meselesi)

Meryem: 29

Bunun üzerine (Meryem) çocuğa işaret etti. “Daha beşikteki bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz ki!” diye çıkıştılar. (M.Esed)

Bunun üzerine (Meryem) çocuğa işaret etti. Onlar; ‘biz daha dünkü bir beşik bebesiyle nasıl muhatap oluruz?’ dediler. (M.İslamoğlu)

M. Esed’in bu ayete düşmüş olduğu dipnotlar şöyle: “…Kur’an her ne kadar, 3:46’da, Hz. İsa’nın “(daha) beşikte (iken) insanlarla konuştuğu”nu yani, daha erken çocukluk çağlarında hikmetle donatıldığını- ifade ediyor ise de, 30-33. ayetler, gelecekte gerçekleşecek bir şeyi ifade için, tekid amacıyla, geçmiş zaman kipini kullanarak olacak şeylerin tasavvurunu sağlayan bir mecaz özelliği gösterir gibidir.”

Şimdi de M. İslamoğlu’nun bu ayete düşmüş olduğu dipnotu okuyalım: “…Bir sonraki ayette kendisine peygamberlik verildiğini söyleyen Hz. İsa’nın henüz düşünme melekeleri tekamül etmemiş ve hayat tecrübesi oluşmamış bir “beşik bebesi” olması düşünülemez. Bu yüzden ibarede geçen “beşik bebesi” lafzi değil kinai olarak anlaşılmalıdır. Kaldı ki 31. ayette salat ve zekatla emrolunduğunu ve zorba kılınmadığını söyler. Bütün bunların beşik bebesinin değil, erişkin birinin yapabileceği şeyler olduğu açıktır. Belli ki genç yaşta peygamberlik verilen Hz. İsa, onların gözünde ‘ağzı süt kokan dünkücük’ olarak görülmektedir. Yaşını başını almış Yahudilerin genç bir insanın kendilerine ebedi hakikatleri hatırlatmasını onur meselesi yaptıkları açıktır.”(Hayat Kitabı Kuran, sh:584)

Görüldüğü gibi hem mealin hem de dipnotların birebir örtüştüğü ortadadır. Ama İslamoğlu adeti olduğu üzere Esed’in adını itinalı bir şekilde zikretmekten çekinir. Türkçe Kur’an meallerinde bu ifadeyi mecaza yorumlayan tek kişi tahmin edileceği üzere M. Eset’tir. (bkz: http://www.kuranmeali.com) İslamoğlu’da birebir Esed ile aynı kanaati paylaştığı halde üstadının ismini yine anmaz. Her iki yorumunda açıkça ifade etmeye çalıştığı gibi Hz. İsa (a.s) beşikte konuşmamış daha sonraki bir zamanda konuşmuş. Halbuki, “Ve o, (çocuk) insanlarla hem beşikte iken, hem de yetişkin bir adam olarak konuşacak;  dürüst ve erdemli kişilerden olacak.”(Al-i İmran,46) “…Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun…”(Maide,110) gibi ayetlerde Hz. İsa (a.s)’nın beşikte iken açıkça konuştuğunu söylemekte. Yani yaşanan olay su götürmez bir mucize. Fazla bir şey demeyelim ilgili ayetin tefsirini üstat El-Mevdudi’den dinleyelim: 

“Kur’an’ı yanlış yorumlayanlar bu ayeti şöyle tercüme ediyorlar: "Biz daha dünkü çocukla (çok genç) nasıl konuşuruz?" Daha sonra bu sözleri, yıllar sonra İsa (a.s) gelişmiş bir genç olduğunda kavminin yaşlılarının onu genç bularak küçümsedikleri zaman söylediklerini savunurlar. Fakat bütün temayı göz önünde bulunduran bir kimse, bu yorumun yanlış olduğunu ve sadece mucizeyi inkâr etmek için öne sürüldüğünü anlayacaktır. Gerçek şu ki, bu diyalog çocuk büyüdüğünde değil, Meryem bakire olduğu halde çocuğuyla kavminin yanına geldiğinde meydana gelmiştir. Al-i İmran, 46. ayet ve Maide, 110. ayette İsa’nın (a.s) bu sözleri beşikte iken söylediğini desteklemektedir. Birinci ayet melek Meryem’e bir oğul müjdelerken şöyle der: "Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır." Diğer ayette Allah, İsa’ya (a.s) şöyle der: "...Sen beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun."(bkz:Tefhim-ül Kur’an)

Bu kanaat, klasik bütün müfessirler tarafından paylaşılmakla birlikte  El-Mevdudi zaten ‘gelenekselci’ ve ‘klasik’ bir çizgide başka türlü diyemez şeklinde bir itiraz gelebilir. O zaman biz de M. İslamoğlu’na yakın ve bazen onun kanalında tefsir dersi veren, İslamoğlu’nun “hocayı çakallara yedirmeyin” diyecek kadar sahip çıktığı Süleymaniye Vakfı’nın başkanı Abdülaziz Bayındır’ın konuyla alakalı dediklerini aktaralım:

“…Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. ‘Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?’ dediler.” (Meryem, 19/29) ayetindeki, “beşikteki bebek” ifadesinin mecaz/kinaye olduğu, o vakitte İsa (as)’ın yetişkin biri olduğu görüşünün isabetli olmadığı, konuyla ilgili diğer ayetlerden anlaşılmaktadır. “…O, beşikte de yetişkin çağında da insanlarla konuşacak...” (Âl-i İmrân, 46) “…Beşikte iken de yetişkin iken de insanlara konuşuyordun…” (Mâide,110) Bu son iki ayette de Hz. İsâ (a.s)’ın beşikte bebek iken de yetişkin iken de muhataplarıyla konuşacağı ayrı ayrı vurgulanmaktadır. Birinci ayetteki (Âl-i İmrân, 46) ifade meleklere, ikinci ayetteki (Mâide, 110) ise bizzat Allah Teala’ya aittir ve burada herhangi bir küçümseme durumu yoktur. Bu da “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?  Dediler.” (Meryem 19/29) ayetindeki ifadenin mecazi değil, hakiki anlamda olduğunu teyit etmektedir.” (bkz: http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/meryem-suresi-29-ayete-gore-hz-isa-besikte-iken-konusmus-mudur.html)

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.