Müsbet hareket tamam da müsbet ihtilaf ne demek?

M. Maruf ÖZÜLKÜ

Müsbet ihtilaf kelime olarak olumlu ayrılık olarak ifade ediliyor Türk Dil Kurumu’nca. Kavram olarak ise, faydalı olan yapıcı olan ve kolaylık getiren düşünme ve davranma farklılığı olarak izah edilebilir.

Yeni Türkçe imla kılavuzuna göre “müspet” olarak da yazılan bu kavramın ruhunda insan fıtratıyla uyumu barındırmaktadır. Çünkü insanlar arasında her konuda yüzde yüz birlik ve uyum olmaz-olmamalıdır. Bunu istemek muhali talep etmektir. Bu ancak şiddetli bir istibdat yani baskı metoduyla veya taklitçilik yeteneğiyle bir parça mümkün olabilir.

Sosyal hayatta farklılıkların olması bir tercihten öte bir gerekliliktir. İhtiyaçların karşılanması noktasında farklı meslek ve meşreplerin olması üretim ve alışveriş ortamını doğurmaktadır. Böylece toplumsal işleyiş arz-talep ekseninde cereyan etmektedir.

Bu sosyal alanda böyle olduğu gibi, düşünce dünyasında ve dinin temel sabitelerinde değil ama bazı uygulama ve anlama alanlarında da bir ihtiyaçtır. Mesele, bunu yerinde ve doğru bir ölçüyle değerlendirme meselesidir. En önemlisi, bunun sınırlarını çizme ve menfi alana taşırmadan yürütebilme becerisidir.   

“Barış” ve “esenlik” anlamına gelen ve mensuplarına iki dünya mutluluğu taahhüt eden İslam dininin her meselesi “hayr” , “adalet”, “fazilet”,”takva” ve “hürmet-muhabbet” vurgusu vardır. Zülmün tüm çeşitleri reddedilmekte ve insanların yalnız Allah’a kul olmasını, başka güç ve otoriteye karşı bağımlı olmamasını öğretir.

Farklılık anlamına gelen “ihtilaf” ekseriyetle olumsuz anlam içerirken, önüne gelen sıfata göre faydalı bir mahiyete de bürünebilir. Böyle olunca, “Müsbet” kavramı  hayr ve fazilet vurgularken, tersi olan menfi ise, olumsuzluğu, yıkıcılığı ve zarar-ziyanı ifade etmektedir.

“ÜMMETİMİN İHTİLAFI RAHMETTİR”

“Ümetimin ihtilâfı rahmettir.” meâlindeki Hadis-i Şerifi, ihtilaflarım müsbet olarak te’lif edilebileceğinin dayanağı olarak zikredilir. Hadis-i Şerifin kaynağı ile ilgili olarak farklı görüşler vardır. Bu hadis-i şerifi İmam-ı Beyheki, İmam-ı Münavi, İmam-ı ibni Nasr ve İmam-ı Deylemi gibi hadis imamları bildirmişlerdir. Ancak yine de sahih olup olmadığı meselesi uzun yıllar tartışılmıştır. Yapılan en büyük eleştiri bu sözün tek senetle nakledilmiş olmasıdır.  

İmam Aclûnî’nin "Keşfü’l-Hafâ" isimli eserinde, hadis hakkında hadis âlimlerinin şu izahlarına yer verilmektedir. İmam Beyhakî Medhal’de İbni Abbas’tan şu meâlde bir hadis rivayet eder:

“Ashabım semadaki yıldızlar gibidir. Hangisinden hadis alırsanız, doğruyu bulursunuz. Ashabın ihtilâfı sizin için rahmettir.” (el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, I/210-212) Yine Beyhakî aynı yerde şu hadise yer vermektedir:

“Muhammed’in (a.s.m.) Ashabının ihtilâfı Allah’ın kulları için bir rahmettir.”

Aynı meâldeki hadisin varlığını, Taberânî, Deylemî, Ebû Naîm, ez-Zerkeşi, İbni Hacer gibi hadis âlimleri de belirtirler. Büyük hadis âlimi Hattabî ise şöyle der:

“İhtilâf üç çeşittir. Birincisi ve ikincisi Allah’ın zat ve sıfatındaki ihtilâftır ki, birisi küfür, diğeri bid’attir. Bir de vecihleri bulunan fıkha ait fer’i meselelerdeki ihtilâftır. İşte buradaki ihtilâf ümmet için rahmettir.”

İmam Nevevî ise, Sahih-i Müslim şerhinde, bir vesileyle ihtilaf konusuna değinir ve bu hususa şu izahı getirir:

“Bir şeyin rahmet olması, onun zıddının azap olmasını gerektirmez. Bu hadiste de böyle bir şey yersizdir. Bunu ancak cahiller veya bilmez görünenler söyler. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

‘Rahat edesiniz diye geceyi sizin için yaratması Onun rahmetindedir.’

Geceye ‘rahmet’ denmiştir, bundan gündüzün azap olması manası çıkmaz.” (bk. Şerhu Müslim, 11/91-92; Aclunî)

Hadis’in senet meselesini bir tarafa koyacak olsak ameli ve itikadi meselelerde içtihatların serdedilmesini ve mezheplerin ortaya çıkış zaruretini incelediğimizde “ihtilaf” kavramının salt tahrip olarak anlaşılamayacağını göstermektedir. Burada, Ömer bin Abdülaziz’in şu sözünü hatırlatmamız yerinde olacaktır: “Ashab-ı Kiram ihtilâf etmemiştir.’ sözü hiç hoşuma gitmiyor. Şayet onlar ihtilâf etmeseydi hiçbir meselede ruhsat çıkmazdı.”

MÜSBET İHTİLAF OLMAZSA İÇTİHAT ORTAYA ÇIKMAZDI

Hadis’ten ne anlamamız gerektiği hususunda Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın tespitleri de şu şekildedir:

“Manası şudur: Müçtehitler, vahyin açıkça belirlemediği din hüküm ve kurallarını, ihtiyaca binaen bulmak için çaba gösterirler ve eşyanın tabiatı icabı da hepsi aynı sonuca ulaşamazlar. Bir konuda birden fazla içtihat ortaya çıkar. Burada ihtilaftan maksat ''alimlerin veya ümmetin birbirine düşmesi değil, birden fazla fikrin, çözüm teklifinin ve içtihadın ortaya çıkması'' demektir.

“Bu manada ihtilafın rahmet olabilmesi için ümmetin (müçtehit ve alim olmayan müminlerin) bu içtihatlar karşısında muhayyer olması, dilediğini alıp onunla amel edebilmesi gerekir. Aksi takdirde; yani ümmet, bir tek müçtehidin bütün içtihatlarını bir bütün olarak benimsemeye ve ancak onunla amel etmeye mecbur tutulursa ihtilaf rahmet (kolaylık, genişlik, çözüm bolluğu) olmaz, darlık olur.

Bir de alimlerin ittifakından (icmadan) söz edilir. Eğer müçtehitler bir din hükmünde ittifak ederlerse elbette bunun bir manası ve otoritesi olacaktır. Fakat yüz binlerce ihtilaflı içtihada karşı üzerinde ittifak edilen içtihatlık hüküm sayısı oldukça azdır.

“İhtilafın rahmet olabilmesinin önemli bir şartı da müçtehitlerin ve onlara tabi olanların birbirine karşı durum ve tutumlarıdır:

“İçtihat ile ilgili bazı sahih hadislerde ''Müçtehit, Allah''ın muradı olan hükmü bulmuş olursa iki, bulamaz da yanılırsa bir sevap alır'' denmiştir. Şu halde içtihadı hatalı bile olsa bir müçtehit ve ona tabi olanlar içtihat ile amel ettiklerinde ''kulluk vazifelerini yerine getirmiş oluyorlar''. İlk üç nesilden intikal eden usulü kullanmak şartıyla, ''usule dayalı'' bütün içtihatlar meşrudur ve hiçbir müçtehidin ''daima haklı ve isabetli olma'' imtiyazı yoktur.

“Durum böyle olunca hem müçtehitler ve alimler hem de onlara tabi olanlar birbirine bu nazarla, bu mana ve hüküm çerçevesinde bakmak ve ilişki kurmak durumundadırlar. Nasıl fıkıh mezheplerine (içtihatlarına) tabi olanlar (mesela bir Hanefî bir Şâfi’îye) kardeş olarak bakmış, isabetli olsun hatalı olsun içtihada saygı göstermiş ise bugün de alimlerin, usulü dairesinde ortaya koydukları düşünce ve çözümlerine -hem onların hem de tabilerinin- saygı göstermeleri ve farklı düşünceler yüzünden birbirlerine düşmemeleri, düşman olmamaları, tefrikaya sapmamaları gerekir.”(Hayrettin Karaman Yeni Şafak Gzt.08.12.2013.İstanbul)

“HADİSTEKİ İHTİLAF İSE MÜSBET İHTİLAFTIR…”

Asrımızın büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi’nin de Risale i Nur Külliyatı’nda bu hadise yer vermiş olmasını ve “Hadisteki ihtilaf ise, müsbet ihtilaftır” (Bediüzzaman Said Nursi Mektubat.22.Mektup)  diye cümle kurmasını da naklin sahih olduğuna dair bir işaret sayabiliriz.

Cemaat, insanların aynı inanç ve yaşama ekseninde biraraya gelip tek vucüd olup ortak bir enerji ve sinerjiyle yaşama iradesidir. Cemaat, iyilikte erdemde yardımlaşma ve dayanışmada kardeş olma halidir. Müslümanların hele hele ahirzaman fitne ve fesadına karşı şahs-ı manevi olarak korunma ve bunun ötesinde sığınılacak liman olma davasıdır. Özelde Nur talebeleri genelde ümmet anlamında cemaat, iki cihan saadetine erme, erdirme ve bu yolda cehd etme kararlılığıdır.

Cemaat içi farklılıkların, keyfiyeti ve cemaatlerin hukuku bu bağlamda önemli bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Maksatta birlik ve ana meselelerde imanî ve akidevî temelde sağlam zeminde olmak kaydıyla ve kaynağa-esere sadakat şartıyla farklılıkların tolere edilmesi nasıl sağlanacaktır. Her kesime yazdığı Nur Külliyatı risaleleriyle şaşmaz ölçüler içeren dersler veren Bediüzzaman Said Nursi, özellikle Uhuvvet Risalesi adlı eserinde manifesto niteliğinde ilkeler vaz etmektedir. Bu çalışmamızda sözkonusu eserinin "Beşinci Vechesi'nde vurgulanan "Müsbet İhtilaf" kavramını ele alarak, bu kavramı besleyen kudsî kaynaklara ve bunu teyid eden bilgi ve bulgulara yer verilecektir.

Bediüzzaman'ın hayatı boyunca üzerine titrediği "Müsbet Hareket metodun önemli ayağını oluşturan "müsbet ihtilaf" içte ve dışarıda sergilenecek tavrın ne olması gerektiğini anlamak bakımından önemlidir.

"Ümmetimin ihtilafı rahmettir" Hadis i Şerifi'ndeki ihtilaftan maksadın Müsbet ihtilaf olduğunu beyan eden Bediüzzaman şöyle der:
"Hadîsteki ihtilaf ise, müsbet ihtilaftır. Yani: Herbiri kendi mesleğinin tamir ve revacına sa'yeder. Başkasının tahrib ve ibtaline değil, belki tekmil ve ıslahına çalışır. Amma menfî ihtilaf ise ki: Garazkârane, adavetkârane birbirinin tahribine çalışmaktır; hadîsin nazarında merduddur. Çünki birbiriyle boğuşanlar, müsbet hareket edemezler."

VE MÜSBET İHTİLAF MESELESİ…

Tarafgirlik hissinin hak namına değil de nefis ve hissiyat namına olması halinde zulm ve cinayetlere sebep olacağını kaydeden Bediüzzaman, bahusus Kur'an şakirtlerini şöyle ihtar eder: 
"Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise; maksadda ve esasta ittifak ile beraber, vesailde ihtilaf eder. Hakikatın her köşesini izhar edip, hakka ve hakikata hizmet eder. Fakat tarafgirane ve garazkârane, firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfüruşluk, şöhretperverane bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünki maksadda ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının Küre-i Arz'da dahi nokta-i telakisi bulunmaz. Hak namına olmadığı için, nihayetsiz müfritane gider. Kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hâl-i âlem buna şahiddir."(Uhuvvet Risalesi Risale i Nur Külliyatı Bediüzzaman Said Nursi.)

Bediüzzaman'ın Eski Said cemaat kavramını en geniş manada ve iman-muhabbet bağlamında değerlendirirken şunları söyler:

"Bizim cemaatımizin meşrebi, muhabbete muhabbet ve husume tehusumettir. Yani, beyne'l-İslâm muhabbete imdat; ve husumet askerini bozmaktır. Mesleğimiz ise, ahlâk-ı Ahmediye (aleyhissalâtü vesselâm) ile taallûk ve sünnet Peygamberîyi ihyâ etmektir. Ve rehberimiz şeriat-ı garrâ ve kılıcımız da berahin i kàtıa ve maksadımız ilâ-yı kelimetullahtır. Cemaatimize her bir mü'min mânen müntesiptir. Sûreten intisap ise, Sünnet-i Nebeviyeyi kendi âleminde ihyâya azm-i kat'î iledir. En evvel mürşid-i umumî ulema ve meşâyih ve talebeyi, şeriat namına ittihada dâvet ederiz." (Divan ı Harbi Örfi)

“SIKI TUTMAYINIZ…”

Her mizacın bir olmayacağı ve zorakî ittihadın fayda getirmeyeceğini bir mektubunda şöyle ifade eder:
"Aziz, sıddık kardeşlerim!
Birden ruhuma gelmiş bir endişeyi beyan ediyorum:
Ehl-i dalalet, Risale-i Nur'un elmas kılınçlarına mukabele edemedikleri için, şakirdleri içinde derd-i maişet cihetinden ve bahar mevsimi gafletinden istifade ederek; -meşrebler veya hissiyatları muhalefetinden- zayıf damarları bulup şakirdler içindeki tesanüdü sarsmak istediklerini hissettim ve anladım. Sakın! Çok dikkat ediniz, içinize bir mübayenet düşmesin. İnsan hatadan hâlî olamaz, fakat tövbe kapısı açıktır. Nefis ve şeytan, sizi kardeşinize karşı itiraza ve haklı olarak tenkide sevkettiği vakit deyiniz ki: "Biz değil böyle cüz'î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi, Risale-i Nur'un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibariyle dünyaya, enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir." deyip nefsinizi susturunuz! Medar-ı niza' bir mes'ele varsa, meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız, herkes bir meşrebde olmaz. Müsamaha ile birbirine bakmak, şimdi elzemdir.
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ederiz. (Uhuvvet Risalesi. Sayfa:43. Risale i Nur Külliyatı Bediüzzaman Said Nursi.)

Cemaat ve ittihad meselesine bu iki eksenden bakınca bütünlük içerisinde farklı mizaçların nasıl tolere edileceği hususu önemli bir mevzu olarak karşımıza çıkmaktadır. 

UHUVVET RİSALESİ YA DA KARDEŞLER ARASI HUKUK

Bediüzzaman Said Nursi’nin Uhuvvet Risalesi iç hukuk belgesidir. Ümmetin farklılıklarını masaya yatıran ve temel meselelerde birlik özelde ve teferruatta ayrı-farklı olma keyfiyetinin sınırlarını ortaya koyan bir mukavele formudur.

Hadisteki ihtilâf mevzuunu “müsbet ihtilâf” tarif eden Üstad, bu maksadını şöyle izah eder:

“Yani herbiri kendi mesleğinin tamir ve revâcına sa’y eder. Başkasının tahrip ve iptaline değil, belki tekmil ve ıslahına çalışır. Amma menfi ihtilâf ise -ki garazkârâne, adâvetkârâne birbirinin tahribine çalışmaktır- hadisin nazarında merduttur. Çünkü birbiriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.”

Cemaatlerin ya da mesleklerin ayrı olma haddinin şerhini ise şöyle şerhetmektedir:

“Haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise ‘Mesleğim haktır’ yahut ‘daha güzeldir’ diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden ‘Hak yalnız benim mesleğimdir’ veyahut ‘Güzel benim meşrebimdir’ diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek.”

BÜTÜNLEŞTİRMEYE ÇAĞIRIYOR

Said Nursi’nin ifadelerinden ne anlamak gerektiği hususunda bir görüş de şöyledir:

“Farklılaşma, ontolojik ve sosyolojik anlamda kaçınılmazdır. “Ey dinî cemiyetler! Maksadımız, dinî cemaatlar maksatta ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi caiz de değildir.” İkazı veya hatırlatması da aynı noktaya işaret etmektedir. Maksatta ittifak edilebilir, metotta farklılaşma caizdir. Gidilecek olan bir menzile farklı yollar kullanılarak gidilebilir.

“Müspet ihtilaf bir anlamda sosyal bütünleşmeyi çağrıştıran bir kavramdır. Sosyolojik anlamda bütünleşme kavramı ile genellikle, bir toplumu oluşturan unsurlar arasındaki uyum veya ahenkli işleyiş anlatılmak istenir. Başka bir deyişle bütünleşme kavramı, toplumu meydana getiren bireyler, gruplar, kurumlar ve kuruluşlar arasındaki ahenkli bütünlük, işlevsel birliktelik yâ da uyumlu işleyiş olgusunun karşılığı olarak kullanılmaktadır.

“Nursi’nin müspet ihtilaf yaklaşımı da aynı dine inanan mezhepsel ve cemaat olarak farklılaşan her bir grubu dini hayatta farklı bir işlevi yerine getiren, büyük bir fabrikaya hizmet eden küçük birer çark olarak görmektedir. Her grup kendi vazife ve alanında kalarak uzmanlaştığında ve meşrepte değil maksatta ittifak ettiğinde müspet ihtilaf gerçekleşir. (Mehmet KAPLAN (http://vukufiyet.com/musbet-ihtilaf.html 26.05.2015) 

SONUÇ

Müsbet İhtilaf, davasını müsbet hareket olarak tarif eden Bediüzzaman Said Nursi’nin ortaya koyduğu bir kavramdır. Farklılıkları kavga ve ayrışma sebebi sayan günümüzün sorunlu anlayışına karşın, ümmetin ve özelde cemaatlerin rahmet vesilesi ve alaka muhabbet meselesi olarak anlaşılması ve kardeşlik hukukunun fıtri ve sağlam temellere oturtması maksadını gözetmektedir. Temel akidevi meseleleri birtarafa koyduğumuzda  geriye kalan mizaç meşrep ve kanaatlerin nasıl tolere edilebileceği hususu “müsbet ihtilaf” kavramının doğru anlaşılması meselesidir.

İslam Ümmetinin yaşadığı trajedik sorunların temelinde iç düşmanlıklar olduğu hususunda herkes müttefiktir. Farklı her kanaatin hedef tahtasına oturtulduğu ve cihadın maddi bir kalkışma olarak algılanıp, kardeşin kardeşi tekbir getirerek boğazladığı mezheplerin dini uygulamalarda kolaylık sağlayan vesileler iken zorluk çıkaran zor kullanmaya vasıta edildiği Ahirzaman günlerini yaşıyoruz.

Bu ümmet genelinde olduğu gibi Kur’an şakirtleri arasında da zaman zaman ıskalanan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm ehl i İslamı kucaklayan Bediüzzaman Said Nursi’nin dersini okuyan ve bunu sahiplenen kimselerin daha çok dikkatli davranması gerekmektedir.

Farklı kanaatlerin ve algıların ifade edilmesini tehdit sayma ve her eleştiriyi virüs sayma sağlıklı bir ruh halini yansıtmamaktadır. Evham ve korkularla hareke edilemez. Ve eyyamcı siyasilere yakışan usluplardan şiddetle kaçınmak gerekir. 

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.