Prof. Dr. Servet Armağan-2

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

1) Prof. Dr. Servet Armağan 1992’nin Kasım ayında Harran Üniversitesi rektörü olunca oldukça deneyimli ve hızlı çalışan bir ekip kurmuştu. Servet Hoca ve ekibi, üniversiteyi kısa bir zamanda geliştirmek için yoğun bir çalışma temposuyla çalışıyorlardı. Hedef, Hukuk, Eczacılık ve Diş Hekimliği Fakülteleri dâhil kent içinde bütün fakültelerin açılması, tüm ilçelerde de Meslek Yüksek Okullarının hizmete alınmasıydı. YÖK, hukuk, eczacılık ve diş hekimliği fakültelerinin açılmasına izin vermedi [Bu fakülteler daha sonra açıldı] ama her ilçede bir meslek yüksekokulunun açılmasına izin verdi. Hatta Adıyaman’a bağlı bir ilçe olan Kâhta’da bile, Harran’a bağlı meslek yüksekokulunun açılması için girişimlerde bulunuldu ve bu çaba başarıyla sonuçlandı.

Bu işleri başaran kuşkusuz Servet Hoca’nın idari görev üstlenen ekibiydi. Her şeyden önce ekibinde yer alan Rektör yardımcısı merhum Prof. Dr. Gürbüz Aksoy’u, Genel Sekreter Dr. İsmail Benek’i, personel daire başkanları merhum Dr. Zübeyir Akçe’yi, merhum Ekrem Kılıç’ı, merhum İsmail Kayan’ı, İskân Yel’i, Habip Artan’ı, Veysi Akmeşe’yi ve diğer elemanların gayretlerini unutmak mümkün değildir. Çünkü bu ekipte yer alan arkadaşlar için görev yapmanın zamanı ve saati yoktu. 28 Şubat’ın yöneticileri bile bu arkadaşlardan vazgeçemediler. İlk etapta onları görevden aldılar ama bir müddet sonra, iş bilen ve dürüst çalışan böyle bir ekibi görevden almanın hata olduğunu anlayınca onları görevlerine iade ettiler.

2) Servet Hoca, kurucu rektör olarak atandıktan iki yıl sonra yasaya göre seçim yapılacaktı. Seçim yapıldı ve seçim sonunda Servet Hoca tekrar atandı. Ancak seçimde bazı dostları tarafından kendisine oy verilmediğini anlayınca ister istemez biraz üzülmüştü. Bir gün beni çağırdı. Adeta evladına seslenen şefkatli bir baba gibi sordu: “Çocuğum, sana bir soru sorayım; seçimde bana oy verdin mi?” dedi. [Servet Hoca, kendisine yakın hissettiği gençlere “Çocuğum” derdi.] Mabetten kaçmış birinin nedametiyle, “Hayır hocam size oy vermedim” dedim. Dedim ama derken yerin dibine geçtim. O zamanlar rektörlük seçimiyle ilgili yapılan ayak oyunlarının dipsiz girdabına dalmış, aldatılmış ve ne yazık ki beni üniversiteye alan Servet Hoca’ya oy vermemiştim. Çok mahcup oldum ve kendisine şöyle dedim:

Muhterem hocam, size oy vermedim ama emin olunuz ki, size karşı hiçbir oyunun ve saygısızlığın içinde olmadım ve olmayacağım. Bugünden itibaren siz benim rektörümsünüz, mühür kimdeyse Süleyman odur” dedim ve elini öpüp ayrıldım. Hoca, “Tamam çocuğum, sen git çalışmalarına devam et” dedi. Onun bu sözü, ruhumdaki ümitsizlik zulmetini dağıtan bir fener olmuştu. Üstelik Hoca son derece olgun davranarak, seçim sırasında derdest-i tezekkürde olan profesörlük kararnamemi imzaladı ve bana mahcubiyet yaşatmadı.

Seçimler sonucunda Servet Hoca ikinci kez rektörlüğe atandı. Atandı atanmasına ama içlerinde her türlü faziletin tükendiği iflah olmaz bir şebeke, sudan bahanelerle Hocayı YÖK’e şikâyet etmeye başladılar. Sonunda Seçimden iki yıl sonra YÖK başkanı Kemal Gürüz, Hoca’yı haksız yere rektörlük görevinden aldırdı. Servet Hoca’nın diğer hakları gibi bu hakkı da ahirete kaldı.

3) Servet Hoca çok şık giyinir, güzel giysileri önemser, pahalı da olsa iyi bir elbise ve ona uygun bir kravat almaktan çekinmezdi. Personellerine karşı çok nazik davranır, onların da güzel giyinmelerinden hoşlanırdı. Yerine göre cesurca para harcamaktan da asla çekinmezdi. Bu hususla ilgili bir anımı nakledeyim:

1994 yılında Ankara Sh….on Otelinde bir sempozyuma katılmıştık. Oturum aralarında hocalar bir araya gelir, bildiriler hakkında tartışmalara devam ederlerdi. Sempozyuma şeref misafiri olarak büyük âlim ve emekli müftü Halil Günenç Hoca da davetliydi. Oturum arasında birlikte oturmuş çay içiyorduk. Servet Hoca bana, “Çocuğum berbere git, benim için bir randevu al” dedi. Ben de gittim, randevu aldım ve dönüp, “Hocam, berber yarım saat sonra sizi bekliyor” dedim.

Halil Günenç Hoca Servet Hocayla samimi olduğu için, “Hocam, otel berberinde tıraş çok pahalı olur ha, başka yerde tıraş olsan senin için daha avantajlı olur” dedi. Servet Hoca, “Kıymetli hocam, önemli değil; tıraş için zamanım şu anda müsaittir” dedi ve tıraş olmaya gitti. Döndükten sonra Halil Günenç Hoca, “Sıhhatler olsun Hocam, sorması ayıp tıraş için kaç lira ödedin?” dedi. Servet Hoca öyle bir miktar söyledi ki, normal tıraşların tam dört misliydi. Halil Hoca, “Peki, muhterem bu israf değil mi?” dedi. Servet Hoca, “İsterseniz bu sorunuza Musa Hoca cevap versin, Musa Hoca sen ne dersin?” dedi ve topu bana attı.

Ben de bir an mahcubiyet yaşadım. Halil Günenç Hoca gibi bir âlimin yanında fetva vermek kolay değildi. Şöyle dedim: “Estağfirullah değerli Hocam, sizin gibi âlimlerin yanında cevap vermek ne haddime… Ama madem sordunuz, min-gayri had cevap vereyim. Hocam, malumunuz fıkıh prensiplerine göre de her muhitin rayici farklı olur. Zenginlerin yaşadığı muhitin her şeyi, diğer muhitlere göre daha pahalı olabilir. Servet hoca şu anda Ankara’nın en pahalı semtlerinden birinde ve en pahalı otelindedir. Kuşkusuz bu yöredeki berberlerin rayici kenar mahallerdeki berberlerin rayicinden daha farklı olur.” Halil Günenç Hoca verdiğim cevaba itiraz etmedi.

5) Servet Hoca gayesiz ve hedefsiz yaşayanlardan değildir; Onun dava adamlığı, ilim adamı olmasının çok ilerisindedir. Hoca’nın bu yönünü ancak müstakil bir cilt kitapla anlatabilirsiniz. Rektör olmadan önce ve rektör olduktan sonra da, “Nereden geldim, neredeyim, hedefim nedir, hedefe koşmak için neler yapmalıyım?” gibi sorulara hep cevap aradı ve büyük bir gayeye koşmaktan geri durmadı. Omuzlarında hissettiği ilahi davanın nazikliğini hiç aklından çıkarmadı. Deyim yerindeyse, o davasını deniz, kendisini de balık bilenlerdendir.

Toplumun alabildiğine hakikatten uzak bir şekilde yaşadığı bir dönemde o hiçbir zaman bedensel zevklerin, siyasî gayelerin ve vahşi menfaatlerin peşinde koşmadı ve hakikatten ayrılmadı. Bu yüzden Servet Hoca çok disiplinli ve düzenli bir hayata sahiptir. Rektörlük görevinde iken müşahede ettiğim ve vazgeçmediği en önemli prensiplerden birisi şudur: Her sabah erkenden kalkar, namazını kılar, biraz Kur’an, Cevşen ve Risale-i Nur okur, güneş doğmadan da uyumazdı.

Kanaatimce Servet Hoca’nın nasıl bir dava adamı olduğunu gösteren en iyi örnek şudur: Şanlıurfa’da görev yaptığı 4 yıl içinde bazı mülkler edinmişti. Zamanla bu mülklerin değeri arttı. Servet Hoca bu mülklerin üzerine oturup çoğumuzun yaptığı gibi malına mal katmadı. Aksine cesurca davranıp o mülkleri satarak önce bir cami yaptırdı. “Servet Armağan Camisi” Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesindedir. Ardından Risale-i Nurların okunduğu dört medrese satın alıp ilgili vakıflara bağışladı. Dava adamlığının, cesaretin ve cömertliğin nişanesi olarak bu ona yeterdir kanaatindeyim. Onun bu yönünü anlattığım için bana kızacaktır, biliyorum.

6) Servet Hoca sılay-ı rahme ve dostluğa çok önem verir. İstanbul’da yaşadığı halde her yıl memleketi olan Şanlıurfa’ya gelir. Akrabalarını ziyaret eder ve eski sıra arkadaşlarıyla vakit geçirir. Hayatını İslam’a ve Kur’an’a hizmet etmeye vakfeden çok değerli bir ablası vardı; Melahat Abla… Henüz hayattayken onu ziyaret eder, ihtiyaçlarını karşılar ve onu hiç yalnız bırakmazdı. Şanlıurfa’daki arkadaşları da Servet Hoca’ya çok değer verirler. Geleceğini haber verir vermez onu karşılarlar, ilgi gösterirler, sohbet ortamı hazırlarlar ve birlikte vakit geçirirler.

Hem dinimiz hem dünyevi hayatımız için Servet Hoca’dan çok şey öğrendik. Onun öğrencisi olmaktan hep şeref duyacağız ve Onu hep hayırla yâd edeceğiz. Biz kendisinden razıyız Allah kendisinden razı olsun ve ona uzun ömürler versin.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.