Kalem ve Yazı

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Yazı yazmanın aletidir kalem. Gazeteler, kitap, defter ve kâğıtlar da kalemin karatahtasıdır. Allah (cc) çok değerli olduğu için Kaleme ve kalemle yazılanlara kasem etmiştir. (نٓ وَٱلۡقَلَمِ وَمَا يَسۡطُرُونَ) (Kalem, 68/1). Ayrıca Kur’an’da (اِقْرَاْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ اَلَّذٖي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ) “kalemle öğreten Rabbin” (Alak, 96/5) ayeti var ki, bize şunu hatırlatıyor: Eğer kalem olmasaydı eğitim-öğretim, edep, ahlak ve adalet fazlasıyla eksik olurdu. Başka bir deyimle, eğer kalem olmasaydı insanın eğitim-öğretimi mükemmel olmayacağı için, bilimin ve insanlık tarihin serüveni de fahiş hatalar ve adaletsizliklerle dolu olurdu.

Sadece kalem değil, kâğıt da yazının olmazsa olmaz malzemesidir. Gazeteler ve kitaplar da öyle… Ancak kalem bir tane olmasına rağmen kalemi tutan eller ve kâğıtlar çok fazladır. Kesinlikle şunu diyebiliriz ki, kalem olmasaydı kitap, kâğıt ve defter denilen malzemelerden söz edilemezdi. Demek asıl olan kalemdir. Onun için Allah önce kaleme yemin etmiştir, sonra kalemin yazdıklarına. Bununla birlikte kalem gibi kâğıt da Müslümanlarca adeta kutsal kabul edilmiştir. Hatta kâğıdın kirletilmesi ve israf edilmesi haram kabul edilmiştir.

İslâm’ın kâğıda verdiği bu hassas değeri bilen bazı kardeşlerimiz, “Hocam, peçeteler de kâğıttır, bunların lavabolarda kullanılması caiz midir?” gibi sorular bile soruyorlar. Sormakta haklıdırlar, çünkü kâğıt Müslümanların su kadar “aziz” belledikleri şeylerden birsisidir. Şu var ki, peçeteler yazı yazılmaya elverişli olmadıkları için, kalemin arkadaşı olan kâğıtlardan sayılmazlar ve elbette ki, lavabolarda kullanılması caizdir. Çünkü kâğıdın kâğıt olabilmesi için yazı yazılmaya elverişli olması gerekir.

Şu halde kaleme, insanlığın bilimsel ve tarihsel hayatını ayakta tutan bir direk, kâğıda da bilimsel hayatı ve insanlık tarihini şekillendiren bir hamur gözüyle bakabiliriz. Çünkü eğer kalem-kâğıt olmasaydı bilgiler şifahi olarak nesilden nesile aktarılırdı. Bu da, bilimsel teorilerin, kutsal metinlerin, hatta kelime ve cümlelerin başına çok şeyler getirirdi.

Kur’an metninin başına bir şey gelmesin diye, Allah’ın kelamı hem göğüslerde hem de kâğıtlarda muhafaza altına alınmıştır. Böyle çift yönlü bir sistemle, yani hem göğüslerde hem de yazıyla koruma altına alınan, yeryüzünde başka bir belge yoktur. Nitekim Allah kitabının kıraat vecihlerine baktığımız zaman mütevatir olan on tane kıraatin mevcut olduğunu görüyoruz. Bu da Kur’an’ın ilk zamanlarda noktasız ve harekesiz bir yazıyla yazılmasından kaynaklanıyor. Ancak bu kadar kıraat vecihlerinin bulunması [haşa] bir hata değil, aksine dinin farklı yorumları olan fıkhî görüşlere ve mezheplere kaynaklık etmiştir. Denilebilir ki, eğer Kur’an çifte sistemle muhafaza edilmemiş olsaydı Kur’an’da, gereğinden fazla kıraat vecihleri olurdu.

Nitekim hadis-i şerifler Kur’an gibi hıfz ile korunmadığından, yazılması ve aktarılmasında “tashif” yaşanmıştır. Yani bir sayfada birbirine benzeyen harflerden oluşan kelimeler bazen yanlış okumuş, yanlış yazılmış veya yanlış rivayet edilmiştir. Buna “Hadislerde tashif deniliyor. Bu da, bilgiyi şifahî bir şekilde aktarmanın azizliğidir.

Genelde tashîf hareke, nokta ve yazıda meydana gelir. Harekede oluşan tashîfe örnek şudur: [Külâb günü savaşı] anlamına gelen (يومُ الكُلابْ) terkibine, yanlışlıkla (يومُ الكِلابْ) şeklinde hareke konulursa “Köpekler savaşı” anlamına gelmiş olur ki, bu da bir tashiftir. Oysa “Külâb” bir yerin adıdır. Noktada meydana gelen tashîfe şu örnek verilir: ( كان يستحبُّ الغُسلَ) [Peygamber yıkanmayı severdi] hadisi (كان يستحبّ العَسل) şeklinde noktasız yazıldığı zaman [balı severdi] anlamına gelir ki, bu da bir tashiftir. [TDV İslam Ansiklopedisi, Tashif maddesi.] Hadislerde ve daha sonra edebiyatta buna benzer çok hatalar tespit edilmiştir. Hatta edebiyatta, “bir nokta gözü kör eder” deyimi meşhurdur. Noktalı göz, (گوز) şeklinde iken, noktasız göz, göz değil (كور) şeklindedir.

İşte bu sebeple denilebilir ki, yazıya dökülmeden sadece şifahi olarak aktarılan söz ve ifadelerde birçok hata bulunurdu. Kalemin ve kâğıdın olmadığını düşünelim; söz gelimi bir adam peltek bir dille konuşan oğluna: “Oğlum senin dedenin adı Süleyman, benim dedemin adı da Salih idi” dediğinde çocuk bu kelimeleri “Tüleyman” ve “Talih” şeklinde telaffuz edeceği için kelimeler, dolayısıyla tarihi bilgiler yanlış olarak bir sonraki nesle aktarılmış olurdu.

Ama günümüzde olduğu gibi çocuklara aktarılan bilgiler eğer yazıyla yazılırsa, çocuk ister peltek dilli olsun, ister doğru telaffuz etsin fark etmez; belgelerin dili her zaman en doğru dil olarak kabul görecektir. Boşuna, “Söz kulağa, yazı uzağa gider” denilmemiş.

Bir anekdotla bitireyim: Osmanlı padişahlarından birisi mabeyncisini (emir subayını) çağırır ve: “Oğlum çabuk git; vezir-i azam paşayı çağır, buraya gelsin” der. Emir subayı da hemen gider; vezir-i azamın sekreterine padişahın emrini bildirir. Sekreter, vezir-i azamın işini bitirdikten sonra hemen gelecek anlamında şöyle der: “Padişah hazretlerine söyleyin; vezir-i azam itiyad ettiği evradı okuyor; badehu hemen gelecektir.” [Yani her zaman yaptığı dualarını okuyor. Bitirir bitirmez hemen gelecek.]

Sözü yanlış anlayan veya doğru anlamak istemeyen emir subayı ise hemen gider, sözü padişaha şöyle aktarır: “Devletlû efendim, vezir-i azam irtidat etmiş, Tevrat’ı okuyor.” [Yani, dinden çıkmış Tevrat’ı okuyor.]

Görüldüğü gibi, “İtiyâd ettiği evradı okuyor” ile “İrtidat etmiş, Tevrât’ı okuyor” cümleleri, ses tonu itibariyle zahiren birbirine benzedikleri halde aralarında, doğu-batı kadar fark vardır. Bu bir örnektir elbet. Eğer yazı olmasaydı, cümlelerin çoğu yanlış anlaşılır ve bilimin temeli altüst olurdu. Bu yüzden Allah kalemle öğretmeyi esas almış ve insanın bilmediklerini insana öğretmiştir. Bugün bütün bilimsel gelişmeler ve teknolojik çağın tüm harikaları ﴿عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ﴾ “O Kalemle yazmayı öğreten, böylece insana bilmediğini bildirendir.” (Alak, 96/5) ayetinin birer tezahüründen başka bir şey değildir.

Şu halde kalem tutan ellerin yazılarını okuyuculara sunan Risale Haber önemli bir vazifeyi ifa ediyor. Bu vesileyle sitenin hem idarecilerini, hem editör ve yazarlarını kutluyorum. Önemli bir nokta da şudur: Kaleme kasem eden Allah (c.c) bizden doğru şeyler yazmamızı istiyor. Doğru yazmayan ya da yalana çanak tutan yazarlar ve Gazeteler hakikate ihanet ettikleri için Allah’ın indinde mesuldürler, halka bir şey veremezler. Onların yazdıkları, deniz kenarındaki kumların üzerinde yazı yazmaya benzer.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.