Haçın üstüne eden karga

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Günümüzde acube sayılabilecek bir nesille karşı karşıyayız. Ateist ve deist olduğunu söyleyenler bir yana bazı sözde Müslüman olanların bile hangi dinden oldukları belli değil. Adam Müslüman olduğunu söylüyor fakat Müslümanlığın Kitabı Kur’an’ın emirlerini yerine getirmediği gibi, bu emirlere inanmıyor da. Milli Eğitim Bakanı Ramazan’dan önce, öğrencilere ve öğretmenlere rehber olacak bir genelge yayınladı. “Ramazan Genelgesi” olarak adlandırılan bu genelge özetle şunlar vardı:

1) Ramazan ayı boyunca öğrencilerin paylaşma bilincini geliştirmek, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazanmak, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin uygulanacağı ifade ediliyor.

2) Okullarda gerçekleştirilecek etkinliklerin, öğrencilerin gelişim düzeyleri ve okul imkânları dikkate alınarak gönüllülük esasına dayalı olarak planlanacağı vurgulanıyor. Ayrıca gizlilik, mahremiyet ve insan onurunu koruyucu hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği kaydediliyor.

3) Ramazan aktiviteleri arasında Ramazan bilmeceleri ve örnek yardım kolisi hazırlama gibi etkinlikler de yer alıyor. Ramazan ayının paylaşma ve yardım etme ayı olduğunun "sade bir şekilde" anlatılacağı, sahur, iftar ve Fitre kavramlarının "çocukların anlayabileceği şekilde" açıklanacağı belirtiliyor.

4) Rehberde yer alan cami ziyareti etkinliğine göre, çocuklara önce fotoğraflarla Sultanahmet Camii tanıtılıyor. Ardından Ramazan ayında "camilerin ayrı bir güzelliğe büründüğü sade bir dille" anlatılıyor.

Allah’a inanan ve Müslüman olduğunu söyleyen hiç kimsenin, bu genelgede anlatılanlardan ve bu kavramların çocuklarımıza öğretilmesinden rahatsız olacağını düşünmüyoruz. Fakat gelin görün ki, kendilerine “sanatçı” ve sözüm ona “aydın” diyen bir grup insan bu genelgenin laikliğe, özgürlüğe ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu iddia edip bir bildiri yayınladılar. Bildiride Türkiye’nin gerici ve şeriatçı bir kuşatma altında olduğunu iddia ederek laikliği savunacaklarını ve karanlığa teslim olmayacaklarını söylüyorlar.

Vesayet rejimlerinin kalıntıları olan bu kişiler, laikliği halkın başı üzerinde sallanan bir kılıç olarak kullanma huyundan bir türlü vazgeçmiyorlar. Açıkça çocuklarımızın dinlerini öğrenmelerinden rahatsız oluyorlar. Milli Eğitim Bakanlığının genelgesinde yer alan Ramazan’ı, orucu, fitreyi, yardım paketlerini, Sultan Ahmet camisini ve tüm mahalle camilerini karanlık kabul ediyorlar; bunun için “Karanlığa teslim olmayacağız” diyorlar. Kısacası bu adamlar İslam dininin emirlerini karanlık kabul ediyorlar. Oysa öldüklerinde hepsinin cenazesi, yaşarken barışık olmadıkları Teşvikiye camisine veya başka bir camiye getiriliyor. Madem öyle, ya Allah aşkına siz neden İslam’a düşmanlık yapıyorsunuz?

Sadece bunlar da değil, her fırsatta Müslüman olduğunu söyleyen bir öğretmen Kur’an’da, nefsinin hoşuna gitmeyen ayetler bulmuş diye, “Kur’an’ın da değiştirilmediği nereden belli hocam?” diyecek kadar inançsız kalıp küstahlaşabiliyor.

Bir başkasına, “Bu nasıl Müslümanlık böyle? Hem Müslüman olduğunuzu söylüyor hem de İslam’ın kitabı Kur’an’a itiraz ediyorsunuz” dediğinizde, hemen sizi suçlayarak, “İslam sizin dediğiniz gibi değildir. İslam dini akıl dinidir. Oysa sizin dedikleriniz yobazlıktır” demeye başlıyor. Ona göre namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve haramlardan uzak durup namuslu olmak aklın icabı değildir. Ama sarhoş olmak, fuhuş ve her türlü ahlaksızlık yapmak aklın icabıdır.

Bir doktorla karşılaştım; insan anatomisini anlatıyordu. Öyle bir söz söyledi ki, "Bu adam Allah'a inanıyor mu acaba" diye düşünmeye başladım. Doktor, "Doğa insan vücudunu tehlikelere karşı korunaklı hale getirmek için olağan üstü bir çaba sarf etmiş" diyordu. Ben kendisine: "Hocam, Doğa yerine Allah deseydiniz daha doğru olmaz mıydı?" dedim. Adam: "Ne alakası var canım; siz ille de her şeyi dine bağlamak istiyorsunuz. Biz de Müslümanız, fakat dinin yeri ayrı bilimin yeri ayrıdır" dedi. Yani “Allah” demeye dili varmayan Müslüman bir bilim adamı… Örnekleri çoğaltabiliriz. Bu olaylara şahit olunca ister istemez insanın sorası geliyor, “Ya Allah aşkına siz hangi dindensiniz?” Tıpkı papazın kargaya sorduğu gibi.

Hıristiyanların yaşadığı bir kasabada şirin mi şirin bir kilise ve bu kilisede görevli bir papaz varmış. Papaz her hafta pazar günü kiliseye gider, vaazını verir, kimsenin işine karışmaz, böylece geçinip gidiyormuş. Bir gün papazın ve cemaatin huzurunu kaçıran bir haber geldi. Haberi getiren cemaatin önde gelen adamlarından birisiydi; dedi ki:

"Papaz efendi! Aksi bir karga kilisenin tepesindeki yaldızlı haça musallat olmuş; her gün gelip haçın üstüne ediyor. Kaç defa temizledim, kargayı korkuttumsa da para etmiyor. Ertesi gün aynı işi tekrar yapıyor. Belki vazgeçer diye haçın yanına yüksekçe bir taş koydum, ama para etmedi. Hayvan o kadar aksi ki, ille de haçın üzerine yapıyor. Eğer izin verirseniz onu öldürmek istiyorum."

Papaz haberi duyar duymaz çok üzüldü fakat "Kargayı öldürme" lafını işitince de kızdı: "Aman evladım ne yapıyorsunuz! Sonuçta o bir hayvan… O farkında olmadan bir kötülük yapıyor, doğru… Ama biz onu öldürürsek daha büyük bir kötülüğe meydan vermiş oluruz. Aklıma bir fikir geldi. Kargalar zeki hayvanlardır ve lezzetli içecekleri severler. Siz gidin, bir çanağa şarap doldurun, sonra onu haçın yanına koyun. Belki de hayvan gelir, şarabı içer ve haçı görmezlikten gelir. Böylece haçımız temiz kalır."

Cemaat de papaz efendinin fikrine sıcak baktı. Hemen bir çanağa şarap doldurup haçın yanına koydular ve beklemeye başladılar. Karga haçın yanı başında konuşlandırılmış farklı bir şey görünce aceleyle uçup çanağın yanına konuverdi. Bir de ne görsün; kıpkırmızı bir içecek… Kafasını çanağa daldırmasıyla şarabı tüketmesi bir oldu. Sonra haçın tepesine çıktı ve tekrar yapacağını yaptı.

Cemaatten biri öfkeyle papaz efendinin yanına gitti ve: "Papaz Efendi! Hayvanı öldürmeyin, diyorsunuz ama görüyorsunuz ki, hayvan hem şarabı içti hem de haçı pisledi. Lütfen izin verin de bu asi hayvanı öldürelim" dedi. Ama papaz hayvanı öldürmekten asla yana değildi. Adama: "Kardeş, acaba o asi hayvanı yakalamak mümkün mü? Eğer mümkünse lütfen yakalayın; benim ona söyleyecek bir çift lafım vardır" dedi.

Cemaat epey bir uğraştan sonra nihayet sarhoş kargayı yakalayıp papazın huzuruna getirdiler. Papaz kargaya: "Bre asi hayvan! Söyle bakalım sen hangi dindensin, Müslüman mısın yoksa Hıristiyan mısın? Eğer Müslüman isen şarap içmemeliydin, yok eğer Hıristiyan isen haçın üstüne yapmamalıydın. Söyle Allah aşkına sen hangi dindensin? Senin dinin yok mu?" dedi.

İslam’dan sadece cenaze namazıyla gömülmeyi kabul eden, üstelik Kur’an’a ve İslam’ın hükümlerine düşman olanları görünce istemez papazın kargaya yönelttiği soru aklımıza geliyor: “Ya Allah aşkına siz hangi dindensiniz? Siz bir dininiz yok mu?

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.