Düşünce Avı

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

İmanın En Eşref Derecesi

Resûlüllah (sas) şöyle buyurdu: “İmanın en eşref derecesi, kişiliğinle insanlara güvence vermendir. İslam’ın en güzel mertebesi, insanların senin elinden ve dilinden salim kalmasıdır. Hicretin en eşref mertebesi, günahlardan kaçıp hicret etmendir. Cihadın en eşref derecesi, Allah yolunda öldürülmen ve atının düşman tarafından kesilmesidir. Zühdün en eşref mertebesi de Allah’ın verdiği rızıkla iktifa edip şükretmendir. Allah’tan isteyeceğin en güzel şey, dinde ve dünyada afiyet istemendir.” (Kenzü’l-Ummâl, c. 1, hadis no: 65)

Kader Programı

Kader ilim kabilindendir. Başka bir deyimle, aslı itibariyle kader ilim, irade ve kudret sıfatlarına dayalı ilahi bir programdır. Şuna benzer: Bir mühendis ev yaptırmak isteyen bir adam için, önce zihninde bir proje hazırlar. Bu bir ilimdir. Sonra projeyi çizer; bu da iradedir. Ancak, mühendis ev sahibinin isteğine [tercihine] göre kalem oynatır. İki odalı isterse iki odalı, üç odalı isterse üç odalı bir plan çizer. Sonra mühendis, ev sahibinin tercihini de göz önünde bulundurarak bu projeyi eyleme dönüştürür ve evi yapar. Tıpkı Allah’ın küllî iradesinin yanı sıra, kulun cüzî iradesinin de fiillerinde belirleyici olması gibi…

Külli ve Cüzî İrade

Allah her istediğini yapan [فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ] “faalün Limâ Yürîd”tir. Yani küllî ve sınırsız bir iradeye sahiptir. İnsan ise, çok şey isteyebilen fakat istediği her şeyi yapamayan bir cüzî ve sınırlı iradenin sahibidir. Bununla beraber insanın bu iradesi, hayır işlerinde sınırlı ise de şer işlerde her şeyi başarabilen bir yapıdadır.

Bir değirmen düşünün; değirmenin ana mihverini oluşturan taş büyük bir gürültüyle dönerken, taşın sağında ve solundaki girinti-çıkıntılarda yem arayan karıncalar ve bitler bulunur. Değirmen taşının dönmesi küllî iradeye misaldir. Karıncanın taş üzerindeki hareketi cüzî iradeye misaldir.

Dünya da, küllî iradenin emriyle tıpkı bir değirmen taşı gibi döner durur. İnsan sağda-solda dünyanın üzerinde yaşamaya çalışır fakat dünyanın seyrini etkilemez. İnsanın hareketleri de Allah’ın küllî iradesini etkilemez. Ancak küllî irade insanın bütün fiillerinin yaratıcısı olsa da onun cüzî iradesini “cebir” altına alıp onu zorlamaz. Bu yüzden insan kendi fiillerinden sorumludur.

Hasan Basrî’nin (ra) Kader Anlayışı

Hasan el-Basrî’nin meclisinde kaderden söz edildi. Hasan şöyle dedi: “Hiç şüphesiz Allah imtihana tabi tutmak için insanları yarattı. Allah’a itaat eden insanlar zorla O’na itaat etmiyorlar; ona inandıkları için kendi rızalarıyla itaat ediyorlar. İsyan edenler de O’na galip geldikleri için değil, nefislerine mağlup oldukları için O’na isyan ediyorlar. Allah İnsanların hareketlerini ihmal etmez; çünkü Allah, insanların yapamadıkları her şeye kadirdir. Kullara verdiği mülkün gerçek sahibi de Allah’tır.”

Eğer kullar Allah’ın itaatine yönelirlerse bu onlardan bir şey eksiltmez. Aksine hidayetlerine hidayet katar ve takvalarına takva ilave eder. Eğer kullar Allah’a isyan etmeye yönelirlerse kuşkusuz Allah onları isyandan alıkoymaya muktedirdir. Ne var ki, Allah onlarla günah arasına girmez; onları serbest bırakır. Eğer girerse, imtihanın ve peygamber gönderip uyarmanın anlamı kalmayacak.”

Kadere İnanmayanlar

Abdullah b. Abbas’tan rivayet edildi; dedi ki: Ebû Bekir ve Ali’den duydum; dediler ki: Resûlüllah’tan işittim; buyurdu ki: Cebrail’den işittim; dedi ki: Âlemlerin Rabbinden işittim şöyle buyurdu: “Kim bana inanır da kaderin hayrına ve şerrine inanmazsa benden başka bir Rab edinsin.” (Kenzül’l-Ummâl, c. 1, hadis no: 1535)

Ne yazık ki günümüzde İslâmî İlimleri tahsil eden birçok kimse kadere inanmıyor. Hatta “İmanın şartı beştir” diyecek kadar ahmaklaşıyorlar. Bazıları da, “İnsan kendi kaderini kendisi çizer, tayin eder” diyorlar. Oysa bir sinekle baş edemeyen ve bir mikroba mağlup olan aciz insanlar kendi kaderlerini ve geleceklerini nasıl tayin edebilirler? Acaba böyle düşünen eblehler kabirde ve ahirette sorulan sorulara ne cevap verecekler?

Onun için Bediüzzaman son noktayı şu şekilde koymuştur: “Kader, nefsi gururdan ve cüz’-i ihtiyarîyi, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki, mesail-i imaniyeye girmişler.” (26. Söz)

Allah İstemedikçe İnsan İsteyemez

Kur’an’da [وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ] “Âlemlerin Rabbi olan Allah istemedikçe siz bir şey isteyemezsiniz” buyrulur. Bu ayet gösteriyor ki, insanın kendi isteğiyle işlediği fiilleri [efal-i ihtiyariyesi], insanın iradesi ve meşieti [isteği] iledir. Ancak insanın iradesi ve meşieti, onun elinde değildir. Çünkü o iradeyi ve meşieti insana veren Allah’tır ve her şey onun elindedir. Allah’ın külli iradesi sayesinde insan irade ediyor, istiyor ve bu iradesiyle fiillerini işliyor.

Ancak burada ince bir sır vardır: Allah’ın iradesi kulun iradesine tabidir. Başka bir deyimle, hayır olsun şer olsun, kul istediği zaman Allah da irade eder ve onun fiillerini yaratır. Bu sebeple hayrın da şerrin de yaratıcısı Allah’tır. Ama Allah şerrin işlenmesine razı değildir.

Hayat Programı ve İnsan

Allah Tâhâ Suresinde Musa (as) lisanı üzerine, (قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَىٰ كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَىٰ) buyuruyor. Yani, “Bizim rabbimiz, her şeye hilkatini [varlığını ve özelliklerini] veren, sonra da [hayatını devam ettirmede] ona doğru yolu gösterendir.

Allah insan dışındaki hayat sahiplerini, belli bir hayat programıyla birlikte yaratmıştır. Bunlar dünyaya gözlerini açtıklarında program devreye girer ve kısa zamanda yaşayacağı hayatın en önemli noktalarını kavrayarak her gün aynı şeyleri yapmaya başlar. Nasıl yaşayacağı, rızkını nereden temin edeceği, neslini nasıl devam ettireceği, yavrularını nasıl terbiye edeceği ve düşmanlarına karşı nasıl bir savunma yapacağı gibi konular hep bu programın içinde yer alır.

İnsan ise, akıl ve fikir nuruyla dünyaya gönderildiği için hayvanlar gibi hazır bir programla dünyaya gelmez. İnsan dünyaya gelir gelmez öğrenerek hayatı kavramaya başlar. Bir geyiğin yavrusu beş dakika içinde ayağa kalkıp annesi gibi koşmaya başlarken bir insan yavrusu iki yılda ancak ayağa kalkıp yürümeye başlayabilir. İnsan kendi programını kendisi hazırlasın diye, Allah ona akıl ihsan etmiştir.

Ancak Allah insanı yine de akılla baş başa bırakıp onu ihmal etmemiştir. Aklı aşan sırlı konularda insanı vahiyle ve peygamberlerle desteklemiştir. Böylece insan programını hazırlarken vahiyden de istifade etmektedir.

[Dr. Ahmet Yılmaz’ın “Düşünce Avı” adlı kitabından.]

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.