Hz. Osman’ın (ra) şehit olmasıyla başlayan büyük fitne, zaman zaman hız kestiyse de, 80 küsur yıllık Emevi iktidarı boyunca devam etti. Halife Abdülmelik b. Mervân’ın valisi Haccâc b. Yusuf (Haccâc-ı Zalim) Irak’a tayin olur olmaz en ufak bahaneyle adam öldürmeye başladı. Amacı halkı sindirmek ve otoriteye olan itaati bu şekilde sağlamaktı. Fakat kendisinden önceki Irak valisi Mus'ab b. Zübeyr (ra) tarafından arttırılan halkın maaşlarını geri almak isteyince Irak’ın ileri gelenleri Abdullah b. Cârûd’un başkanlığında toplanıp Haccâc’a karşı isyan ettiler.
Haccâc’ın zalim ve bidatçı idaresinden memnun olmayan bazı kurralar, fakihler ve muhaddisler de isyana destek verince, isyancılar büyük bir ordu oluşturdular. O sırada Haccâc’ın ordusu, haricîlerle savaşmak üzere Fars bölgesindeydi. Bu yüzden Haccâc önce yalnızlaştı; fakat geleceklerini devletin yanında kalmakta görenler pişman olup Haccâc’ın yanına geri döndüler. Böylece isyana kalkışan Abdullah b. Cârud ve arkadaşları öldürüldüler. Savaşın sonunda Haccâc galip gelmişti.
Abdullah b. Cârûd ile beraber öldürülenlerden birisi de Resûlüllah’a on yıl hizmet eden Enes b. Mâlik’in (ra) oğlu Abdullah b. Enes b. Malik el-Ensârî idi. Abdullah b. Enes yiğit ve cesur bir adamdı. Horasân’da, içinde on bin dirhem bulunan ağır bir torbayı ağzıyla nehirden geçiren adamdır. Onun öldürüldüğü haberi Haccâc’a ulaşınca, hemen Resûlüllah’ın (s) arkadaşı olan babası Enes b. Mâlik’i (ra) çağırdı ve ona şöyle dedi: “Merhabalar olmasın sana… Ehlen ve sehlen olmasın sana ey habis adam! Sen bir dalalet ve nifak şeyhisin ve fitne içinde dolanıp duran adamsın. Bir kez Ebû Türâb’la [Ali b. Ebû Tâlib (ra)], bir kez İbnü’z-Zübeyr’le, bu kez de İbnü’l-Cârûd ile berabersin. Vallahi seni değnek gibi soyacak, Seleme ağacı gibi sallayacak ve sakız gibi seni ötelere fırlatacağım.”
Enes (ra), “Emîr bu sözleriyle kimi kast ediyor acaba?” dedi. Haccâc, “Seni kast ediyor, seni… Allah belanı versin senin” dedi ve onun bütün mallarını elinden aldı. Enes eve döndü ve Haccâc’ın kendisine yaptığı hakaretleri çocuklarına anlattı. Onlar, bu durumu halife Abdülmelik b. Mervân’a yazmasını tavsiye ettiler. Bunun üzerine Enes, (ra) Haccâc’ın kendisine söyledikleri sözleri ve yaptıklarını Abdülmelik’e şikâyet eden bir mektup yazdı. Abdülmelik cevaben ona saygı dolu güzel bir mektup yazdı; ayrıca Haccâc’a da tehdit dolu şöyle bir mektup yazdı:
“Salât ve selamdan sonra, ey Ümmü’l-Haccâc’ın oğlu, bil ki: İşler sebebiyle çok olmaya başladın; yükseldin, haddini tecavüz ettin ve sınırını aştın. Ey pis kokan kadının oğlu! Allah’a kasem ederim; tıpkı aslanlar tilkilere pençe attıkları gibi sana pençe atacağım. Sana öyle bir çarpacağım ki, annenin karnına geri dönmeyi çok arzulayacaksın, ama dönemeyeceksin. Yoksa sen babalarının mürüvvet ve ahlak yönünden ne kadar alçak olduklarını unuttun mu? İşittim ki, senden Müminlere ulaşan cüret ve cesaretin bir benzeri Enes b. Malik gibi celil bir sahabiye de ulaşmış. Sanıyorum sen bu cüreti göstermekle benim ne yapacağımı merak etmişsin. Beni sınamak istemişsin. O zaman söyleyeyim sana: Eğer Enes’e mektup yazan kâtibin biraz mübalağa etmiş olabileceğini tahmin etmemiş olsaydım, seni sırt üstü ve karın üstü sürükleyerek Enes b. Mâlik’in huzuruna götürecek birisini sana gönderirdim.”
“Ve o zaman Enes senin hakkında hükmünü verirdi. Ey Ahmak! Enes’e ve ailesine ikramda bulun. Onun hakkını tanı ve Resûlüllah’a (s) olan hizmetine değer ver. Onun ihtiyaçlarından bir şeyde kusur etme. Sakın, Enes’e olan iyiliğin ve ikramına aykırı bir haber senden Emîrü’l-Müminîn’e gelmesin. O zaman senin sırtına vuracak, seni rezil edecek ve düşmanını sana güldürecek bir adam sana gelir. Ayrıca Enes b. Mâlik, senden razı olduğuna dair Emîr’ül-Müminîn’e bir mektup yazsın. İnşallah ve’s-Selam….”
Haccâc mektubu okurken, bal mumu gibi sarardı ve alnından akan terler mektubun üzerine damladı. Mektubu okuduktan sonra, Enes b. Mâlik’in gelmesi için hemen bir adam gönderdi. Bir müddet sonra Enes b. Mâlik geldi. Haccâc usulüne uygun olarak onunla merhabalaştı ve ona yakınlık gösterdi. Sonra ona şöyle dedi: “Ey Ebû Hamza, Allah sana iyilik versin; aceleyle Emîrü’l-Müminîn’e mektup yazıp kınama ve şikâyette bulunmuşsun. Benden sadır olan o sözler bir kasıttan değildi. Fakat ben, Halifeye isyan eden birisini benden önce babasının terbiye etmeni istedim. Çok özür dilerim, maksadımı aşan sözlerden amacım buydu.”
Bunun üzerine Enes şöyle dedi: “Dara düşmeden ve bizim dalalet şeyhi olduğumuzu senin ağzından duymadan şikâyette bulunmadım. Allah bizi “Ensar” olarak adlandırmış, sen bize “Habis” diyorsun. Sen bizim nifak ehli olduğumuzu söyledin. Oysa Kur’an’a göre biz Medine’ye yerleşmiş ve imanı gönüllerimize yerleştirmiş kimseleriz. Kuşkusuz Allah bizimle senin aranda hükmedecektir. O başkasından daha muktedirdir. Onun yanında ne hak batıla karışır ne de doğru yalana… Ben seni Allah’a ve Emîrü’l-Müminîn’e havale ettim. O da, senin bana göstermediğin saygıyı gösterdi. Vallahi eğer Hıristiyanlar bir tek gün İsâ Mesîh’e (s) hizmet eden bir adamı görselerdi, senin bana tanımadığın saygıyı ona gösterirlerdi. Üstelik ben 10 yıl Resûlüllah’a hizmet ettim. Kendisinden yardım talep edilen sadece Allah’tır.” (Belâzurî, Ensabu’l-Eşraf, Terc. Musa K. Yılmaz. Kültür Bak. Yayını)
Bunun üzerine Haccâc, ondan aldığı mallarını ona geri verdi ve ondan özür diledi. Belki de Abdülmelik b. Mervân, yaptığı çok sayıdaki kötülüklere rağmen (Abdullah b. Zübeyr’i (ra) ve kardeşi Mus’ab b. Zübeyr’i öldürttü.) Resûlüllah’ın (s) hizmetkârı Enes b. Mâlik’e (r) gösterdiği bu hürmet sebebiyle günahlarını affettirmiş olabilir. Sahabenin kadri o kadar yücedir ki, Mevlana Cami gibi bir âlim, “Ben senin ashabının köpeğiyim Ya Resûlellah” demiş. Bediüzzaman da, “Ben de Mevlana Cami gibi derim” demiş.