Allah, bir cihette adab-ı muaşeret suresi olan Hucûrât Suresinin 6. Ayetinde şöyle buyuruyor: (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ ) “Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.”[1]
Nüzul sebeplerine bakıldığı zaman ayetin Velid b. Ukbe hakkında nazil olduğu görülmektedir. Rivayete göre Benî Mustalik kabilesi Müslüman olunca Resûlüllah (sav), onlardan zekât toplamak üzere Velid b. Ukbe’yi görevlendirdi. Velid Benî Mustalik bölgesine doğru yola çıktı. Fakat ya korkudan veya başka bir sebepten dolayı kabile’nin obasına varmadan yolun yarısından geri döndü. Medine’ye, Resulüllah’ın (sav) yanına döndüğünde, Benî Mustalik’in kendisine zekât vermeyi reddettiğini ve kendisini öldürmek istediklerini Hz. Peygamber’e (sav) bildirdi. Rivayetlere göre Hz. Peygamber (sav) bu duruma çok kızdı ve Benî Mustalik’in üzerine bir askerî birlik göndermeye karar verdi.
Askerî birlik yola çıktı. Fakat diğer, Resûlüllah’ın (sav) gönderdiği zekât memurunun gelmediğini gören kabile reisi Haris b. Dirar [Müminlerin annesi Cüveyriye’nin babasıdır] bir heyetin başında, Medine’ye gitmek üzere yola çıktı. Medine yakınlarında, Resûlüllah (s) tarafından gönderilen askerî birliğin komutanıyla karşılaştı. Haris b. Dirar, “Nereye gönderildiniz?” dedi. Komutan, “Seninle savaşmaya gönderildik” dedi. Haris, “Nedenmiş o, Ben ne yapmışım?” dedi. Komutan, “Sen zekât vermeyi reddetmiş ve Resûlüllah’ın (sav) göderdiği elçi Velid b. Ukbe’yi de öldürmek istemişsin de ondan” dedi.
Kabile reisi Haris dehşet içinde kaldı ve: “Vallahi zekât vermeyi reddetmek ve Velid’i öldürmek şöyle dursun, biz kendisini görmedik bile. Biz Allah’a ve O’nun Resulüne iman etmişiz ve zekâtımızı vermeye hazırız” dedi ve Medine’ye gitti. Haris Resûlüllah’ın (sav) yanına girince Resûlüllah (sav) ona, ”Zekât vermeyi reddedip elçimi öldürmek istemişsin öyle mi?” dedi. Haris, “Seni hak ile gönderen Allah’a kasem ederim ki, ben onu görmedim, o da beni görmüş değildir. Allah Resulünün elçisi gecikince kızmış olabileceğinizden korktuğum için buraya geldim” dedi.[2]
Bu rivayette görüldüğü gibi, böylesine kritik ve nazik bir dönemde asılsız bir habere dayanarak büyük bir faciaya sebep olunabilirdi. Eğer Benî Mustalik’in reisi Haris b. Dirar gelip durumu Resûlüllah’a (sav) arz etmemiş olsaydı, muhtemelen Resûlüllah’ın (sav) hazırladığı askerî birlik Benî Mustalık kabilesini kılıçtan geçirebilirdi. Bu açıdan Allah müminlerin, önemli bir konuda kendilerine ulaştırılan bir habere hemen inanmamalarını, haberi getiren kişinin güvenilir olup olmadığını araştırmalarını, kişinin yalancı ve fasık olmadığı anlaşıldıktan sonra harekete geçmelerini emretmektedir.
Ayetin Uygulama Alanları
1) Ayetin ortaya koyduğu ilahî emirden, uygulama alanı oldukça geniş olan İslamî ilkeler doğmuştur. Bu ilkelerden birine göre bir İslam devletinin, güvenilir olmayan bir kimsenin getireceği bir haber üzerine, araştırma yapmadan savaş kararı alması caiz değildir.
2) Öte yandan hadis âlimleri bu ayete dayanarak, Hz. Peygamber’den hadis rivayet eden kimselerin özgeçmişlerini araştırmak amacıyla cerh ve tadil ilmini (أَلجَرْحُ وَالتَّعْدِيلُ) geliştirmişlerdir. Hadislerin sahihlik ve zayıflık dereceleri bu ilme göre belirlenmiştir.
3) Yine İslam hukukçuları bu ilkeye dayanarak, şahitlik meselesinde, hak ve hukukun tespit edilmesi hususunda yalancı ve fasık bir kimsenin şahitliğini kabul etmemişlerdir.
4) Ayetten çıkarılan hükmün, müminlerin günlük hayatlarını ilgilendiren kısmına, yani adab-ı muaşereti ilgilendiren yönüne gelince; bir mümin komşusu, dostu, akrabası veya mümin kardeşi hakkında duyduğu olumsuz bir haberi araştırmadan, haberi getiren kişinin durumunu incelemeden dikkate almamalıdır. Yalan-yanlış haberlere itibar edip mümin kardeşini, komşusunu veya akrabasını küstürmek, onu incitmek veya dedikodusunu yapmak Kur’an adabına aykırıdır. Kuşkusuz burada yer alan “Haber”den maksat önemli haberdir. Yoksa adi konular için bize haber getiren herkesin durumunu ve haberin doğru olup olmadığını araştırmaya mecbur değiliz.
5) Ayetin dile getirdiği fasıkın haberi, günümüz dünyasında, emperyalistlerin elindeki haber ajanslarıyla birebir uyuşuyor. Evet, haber ajanslarının önemli bir kısmı emperyalist Batı ülkelerinin elindedir. Bunlar yalan haberler yayarak İslam dünyasında algı oluşturmaya çalışırlar. Mesela İsrail’in Filistine uyguladığı soykırım bu ajanslar tarafından farklı bir biçimde dile getirilir ve her fırsatta Filistinlilerin terörist oldukları dünya kamuoyuna anlatılır. Batılı emperyalistler hangi ülkeyi düşman kabul ederlerse, yediden yetmişe tüm ülke halkını terörist ilan ederler. Ajanslar da buna birkaç haber ve videoyla destek olurlar ve döngü tamamlanmış olur. Maalesef hür dünya dediğimiz sözde demokrat ülkelerden de çıt çıkmaz.
6) Bakınız dünyada kâfir devletler tarafından baskı altında tutulan Doğu Türkistan, Keşmir, Myanmar ve Hindistan’daki Müslümanların durumu da, İsrail tarafından soykırıma tabi tutulan Filistinlilerinkinden farksızdır. Maalesef Müslüman ülkeler bile, yayılan bu yalan ve asılsız haberlerin etkisinde kalarak kendi kardeşlerinin aleyhinde yayın yapabiliyor ve siyasi kararlar alabiliyorlar. Yarım yüzyıldır Kurulmuş bulunan ve Müslüman bir devlet olan KKTC, bu yalan haber ve propagandalar sebebiyle maalesef hiçbir Müslüman ülke tarafından tanınmış değildir.
7) Bugün dünyada yapılan savaşlarda bile, “algı oluşturma” çabası her şeyin başında geliyor. Kim ne kadar yalan haber uydurup algı oluşturursa psikolojik olarak rakibine üstünlük sağlıyor. Emperyalistlerin icadı olan sosyal medya kuruluşları ne yazık ki Müslüman halkımızı ve gençlerimizi esir almıştır. Takip ettiği sitelerde Müslümanların aleyhinde bir haber gören Müslüman gençler onu hemen benimsiyor ve çevresindeki insanlarla paylaşıyor. Böylece milyonlarca kez paylaşılan bu yalan haber hakikatmiş gibi birçok Müslümanın aklına yatmaya başlıyor. Demek ki, Kur’an’ın emrine göre Müslüman, sosyal medyada gördüğü her haberi doğru kabul edip onu başkasıyla paylaşamaz.
7) Sosyal medyanın Müslümanlar aleyhine oluşturduğu baskılardan birisi de İslamî cemaatlerle ilgili yaptıkları haberler ve haber yapma biçimleridir. Mesela İslami bir cemaate ait olan bir Kur’an kursunda sıradan bir olay olur, ertesi gün o cemaatin İslam’a ve Kuran’a karşı ne kadar samimiyetsiz oldukları ve dini menfaatlerine nasıl alet ettikleri anlatılır. Bu haberleri yapmaktan kasıt, Kur’an Kursunu, Kur’an hizmetini ve Kur’an hizmetini yapanların itibarını zedelemek ve onları toplumda küçük düşürmektir. Müslümanların özellikle bu konularda dikkatli olmaları ve okudukları her habere itibar etmemeleri Kur’an’ın emridir.
Cenab-ı Allah, en öldürücü silahlardan daha etkili olan bu sosyal medya silahından Müslümanları korusun.