Zor zamanların 'Cesur Hâkimi' Vehbi Sabuncuoğlu'nun vefatı üzerine

Muhammed Numan ÖZEL

1960 yılının o sıcak Mayıs gününde, Çorum’un küçük ilçesi Kargı’da bir umut filizleniyordu. İhtilalin gölgesi her yerde hissedilirken, postal sesleri her yeri inletirken Risale-i Nur'a berat verilmek üzereydi.

Yıllardır süren mahkemeler, sorgular, suçlamalar… Risale-i Nur talebeleri için her duruşma bir imtihan, her karar bir yara olmuştu. Yedi mahkeme geride kalmış, hepsi beraatla sonuçlanmıştı ama yüreklerdeki sızı dinmemişti. “Ya sekizincisi?” diye iç geçiren gözler, o 29 Mayıs sabahı yine adliye koridorlarında duâ duâ bekliyordu.

Savcı Abdullah Battal… O, Ankara Hukuk Fakültesi yıllarında Risale-i Nur’la tanışmış, Bediüzzaman Hazretleri’nin huzurunda gözyaşlarıyla duâ almış, avukatlığı bırakıp köy köy, kasaba kasaba hizmet etmek istemiş bir adamdı. Ama Üstad’ın “Emekli oluncaya kadar mesleğine devam et” sözüyle savcılık koltuğunda kalmıştı. Kalbi Nurlarla dolu, vicdanı sızlayan bir savcı. Karşısında ise hâkim Vehbi Sabuncuoğlu… O da Çorumlu, o da Nur talebesi. İkisi de aynı acıyı, aynı ümidi taşıyordu yüreklerinde.

Takipsizlik kararı için iki hâkim imzası lazımdı. Vehbi Hâkim iknâ edildi. Kalemler kağıda dokundu. İmza atıldı. O an, küçük bir ilçede, tarihe geçecek bir ilk gerçekleşti: Risale-i Nurlar hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Beraat değil, takipsizlik… Yani “Bu, dâvâ bile açılmaya değmez” denilmişti. Yüreklere serin bir su serpilmişti sanki.

Abdullah Battal’ın elleri titriyordu telefonu çevirirken. Karşıda Nur davasının yılmaz avukatı Bekir Berk. “Müjde!” dedi savcı, sesi kırık ama sevinçli. “Kargı’dan takipsizlik kararı çıktı. İlk defa böyle bir karar var!” Bu karar âdetâ mahkemeler için bir fitilin alev alması gibi olacaktı. Ve gönlü nurlardan yana olupta siyasi baskılardan korkanlar için bir cesaret çıkışı olacaktı atık.

Bekir Berk’in gözleri doldu. “Bu akşam İstanbul’a ulaşmalı, yarın Van’da mahkeme var” dedi. Ama yollar stabilizeydi, taksi yoktu.

Kargı’daki Nur talebeleri ne yaptıysa yaptı; bir kardeşin kamyonunu buldu. Belgeyi öpüp başına koydular, dualarla yola çıktılar. Tozlu, sarsıntılı, uzun bir yolculuk… Gece karanlığında, farların aydınlattığı taşlı yollarda, o kâğıt parçası sanki bütün ümmetin umuduydu. Kırılacak diye korkuyorlardı. Kaybolacak diye duâ ediyorlardı. Âdetâ sırtında küfe içinde yumurta taşır gibi hassaslardı. Sanki başlarında bir güvercin var da uçmasın diye içten içe titriyorlardı.

İstanbul’a vardıklarında Bekir Berk heyeti karşıladı. Göz göze geldiler. Bir tek kelime etmeden sarıldılar. Çünkü kelâma hâcet yoktu. Konuşan diller değildi o anda hisler, duygular konuşuyor ve gözlerden yaşlar süzülüyordu. O belgeyi aldı, sabah ilk uçakla Van’a uçtu.

Van mahkemesinde hâkim kararın tarihine baktı: “Dün mü verilmiş bu? Kargı’dan Van’a nasıl ulaştı bu kadar çabuk?” diyordu içten içe ve aklına mantığına sığmıyordu. Ücra bir ilçede verilen karar o zamanki teknik imkanlar ve yokluklar içinde Kargı, İstanbul ve Van üçgeninde geziyordu.

Bekir Berk’in sesi yankılandı: “Kargı’dan istedik… Kamyonla getirdiler. Yolların hali malum. Ama getirdiler. Getirdiler ya…”

Hâkim sustu. O belgeyi okudu. Salonda derin bir sessizlik… Sonra beraat kararı. Yılların yorgunluğu, gözyaşları, hasretler… Hepsi o anda hafifledi sanki.

O takipsizlik kararı, sonraki bütün mahkemelerde kalkan oldu. Emniyette toplanan Risaleler iade edildi. Bir küçük ilçenin vicdanı, koskoca bir davanın önünü açtı. Bu mahkeme kararları daha sonra Kararlar 1-2 olarak neşredildi. Eskilerin ellerinde mevcuttur.

O kamyonun tozlu yollarında taşınan sadece bir kâğıt değildi. Taşınan, inancın kırılmayan inadıydı. Fedakârlığın sessiz gözyaşlarıydı. Zulme karşı dimdik duran ellerin sıcaklığıydı. Ve en önemlisi: Ümit… “Ümitvar olunuz” buyurmuştu Üstad. “Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm’ın sadası olacaktır.” [Tarihçe-i Hayat, 133]

O gün, Kargı’da atılan bir imza, o sadanın biraz daha yükseldiğinin müjdesiydi her şeye rağmen. Ve o sada, hâlâ yankılanıyor…

Vehbi Sabuncuoğlu aslen Çorumludur. Kargı Hâkimi olarak görev yaptığı dönemde Risale-i Nur davalarında beraat ve takipsizlik kararlarına imza atan Sabuncuoğlu, hukukî cesaretiyle tanındı ve Nurculuk Tarihçesinde "Cesur Hâkim" olarak yerini aldı.

Başörtüsü yasağına karşı kaleme aldığı çalışmalarıyla da bilinen Sabuncuoğlu, yoğun bakıma alınıncaya kadar Risale-i Nur derslerine düzenli olarak katılmayı sürdürdü. Merhum için Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Kabri Edirnekapı'daki aile mezarlığında.

Rabbim kendisinden razı olsun. Bugün evinde, elinde, cebinde rahatlıkla Risale-i Nur okuyabilen herkes Sabuncuoğlu Ağabey'e en azından bir Fatiha borçlu olup minnettarlık duymalıdır.

Mekânı Cennet olsun. Ruhuna el-Fatiha.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.