Veliler Diyarında Bir Kuzey Işığı: Veli Işık Kalyoncu

Muhammed Numan ÖZEL

Bu yazıdaki bilgiler “Ağabeyler Anlatıyor” ve “Son Şahitler” isimli hâtıra kitaplarından yararlanılmıştır.

Sessiz bir hizmet ömrü, sadakatle geçen bir hayat ve iman hizmetine adanmış yılların ardından ebedî âleme irtihal eden bir Nur talebesi.

Risale-i Nur hizmetinin çileli fakat bereketli yıllarına şahitlik eden bir ömür… Sessiz fakat sadakatli bir hizmet insanı.

Bazı insanlar vardır ki hayatları sessiz geçer; fakat o sessizliğin içinde büyük bir sadakat, derin bir hizmet ve sarsılmaz bir iman saklıdır. Onlar gürültüyle değil, samimiyetle yaşarlar. Gösterişle değil, ihlâsla hizmet ederler. Veli Işık Kalyoncu da böyle bir hayatın sahibiydi. O, bir devrin iman mücadelesine şahitlik eden, Risale-i Nur hizmetinin çileli fakat bereketli yıllarında yetişen bir neslin temsilcilerindendi. Gösterişi, alayiş ve nümayişi sevmeyen bir kahraman. Uzun bir ömrün ardından bugün Hakk’ın rahmetine kavuştu. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.

1936 yılında Kastamonu’nun Tosya ilçesinde dünyaya gelen Veli Işık Kalyoncu, çocukluk yıllarını iman hizmetlerinin baskılar altında yürütüldüğü bir devrede geçirdi.

O yıllarda Risale-i Nur talebeleri sürgünlerle, mahkemelerle ve hapishanelerle imtihan ediliyordu. Henüz küçük yaşlarda bu hadiselerin gölgesinde büyüdü.

Nur talebelerinin yaşadığı sıkıntılar ve hapishanelere gönderilişleri onun zihninde derin izler bıraktı. Böylece daha çocuk yaşta iman hizmetinin çilesine uzaktan şahit oldu. Ruhu âdetâ nura pervane gibi olmuştu.

Gençlik yıllarında Kastamonu’da tahsil görürken hayatında yeni bir kapı açıldı. Bediüzzaman Said Nursî’nin yakın talebelerinden Mehmed Feyzi Efendi ile tanıştı. Bu tanışma, onun Risale-i Nur’la tanışmasının da başlangıcı oldu. Zaten ruhu da buna müştaktı. Feyzi Efendi’nin derslerinde bulunarak Risaleleri okumaya başladı. Kastamonu’nun hatıralarla dolu Karadağ’ında yapılan sohbetler ve dersler onun gönlünde silinmez izler bıraktı. Tıpkı “Bize Hâlıkımızı anlat” diye gelen diğer gençler gibi. Artık Kuzey ışıklarından bir ışık daha çıkıyordu.

1957 yılında yüksek tahsil için Ankara’ya gitti ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrenim görmeye başladı.

Bu yıllar, Risale-i Nur’un teksir nüshalarından matbaa baskılarına doğru ilerlediği önemli bir döneme rastlıyordu.

Veli Işık Kalyoncu da bu hizmetin içinde yer aldı. Basılacak risalelerin tashihinde, sayfaların hazırlanmasında ve matbaaya ulaştırılmasında gayret gösterdi. Bu çalışmalar, Risale-i Nur’un daha geniş kitlelere ulaşmasına vesile olan mühim hizmetler arasındaydı. Ankara'da Risale-i Nur Külliyatı’nın ilk resmi baskılarını M. Said Özdemir, Atıf Ural, Mustafa Türkmenoğlu ve hizmet arkadaşları tarafından İhlas Nur Neşriyat bünyesinde yapılmaktaydı.[1]

Bu dönemde Bediüzzaman Said Nursî ile görüşme imkânı da buldu. Isparta’da yapılan bir ziyarette basılmak üzere hazırlanan risale formalarını Üstâd’a götürerek onun sohbetinde bulunma bahtiyarlığına erişti. Bu hatıra, onun hayatında unutulmaz bir yer tuttu.

1961 yılında İlahiyat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra öğretmenlik mesleğine başladı. Balıkesir, Adana ve Bursa gibi şehirlerde uzun yıllar görev yaptı. İmam Hatip okullarında ve liselerde din dersleri vererek pek çok talebenin yetişmesine katkıda bulundu. Onun öğretmenliği yalnız bir meslek değil, aynı zamanda bir irşad ve hizmet anlayışıydı. Talebelerine yalnız bilgi değil, aynı zamanda iman şuuru kazandırmaya gayret etti.

1980 yılında Türkiye’nin çalkantılı dönemlerinden birinde bulunduğu dershaneye yapılan baskın sebebiyle gözaltına alındı ve bir süre tutuklu kaldı. Ancak bu hadiseler onun hizmet azmini kırmadı. Daha sonra görevine devam ederek eğitim ve hizmet hayatını sürdürdü. Çünkü biliyordu ki; "Bir tek adam seninle hidayete gelse, sahra dolusu kırmızı koyun, keçilerden daha hayırlıdır."[2]

1989 yılında emekli oldu ve hayatının sonraki yıllarını Bursa’da geçirdi. Bu yıllarda hatıralarıyla Risale-i Nur hizmetinin ilk dönemlerine ışık tutan önemli isimlerden biri oldu. Onun anlattıkları, o zor yılların samimiyetini ve fedakârlığını gösteren canlı birer şahitlik niteliği taşıdı.

Böyle hizmet ehli insanların ardından Risale-i Nur’un ifade ettiği şu hakikatler kalbe teselli verir:

“Ölüm, idam değil, firak değil belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Berzah âlemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır.”[3]

Yani ölüm, iman ehli için bir yokluk değil; vazifesini tamamlayan bir asker gibi terhis olup ebedî hayata geçiştir.

Üstâd Bediüzzaman’ın hizmet ehli hakkında söylediği şu ölçü de böyle hayatların kıymetini hatırlatır:

‘Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife, imanı kurtarmaktır, başkaların imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.”[4]

“Vazifemiz ihlas ile iman ve Kur'ana hizmet etmektir. Amma bizi muvaffak etmek ve halka kabul ettirmek ve muarızları kaçırmak ise, o vazife-i İlahiyedir. Biz buna karışmayacağız.”[5]

“Meşakkat derecesinde sevabın ziyadeleşmesi cihetinde, bu şiddetli hale şükretmeliyiz.

Vazifemiz olan hizmet-i imaniyeyi ihlasla yapmağa çalışmalı; vazife-i İlahiye olan muvaffakıyet ve hayırlı neticeleri vermek cihetine karışmamalıyız.

خَيْرُ الْاُمُورِ اَحْمَزُهَا deyip bu çilehanedeki sıkıntılara sabır içinde şükretmeliyiz.”[6]

Bu hakikatler gösteriyor ki iman ve hizmet yolunda geçen bir ömür zayi olmaz. Dünya bir vazife meydanıdır. İnsan vazifesini tamamladığında ise ebedî âleme çağrılır. Kendinden sonra namı ve hizmeti kalır. Sadaka-i câriyesi işlemeye devam eder.

“Ölüm gelse, bir ruhu alır.

Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile rıza-yı İlahî yolunda, âhirete müteallik işlerde, kardeşleri adedince ruhları olduğundan biri ölse, "Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar; zira o ruhlar her vakit sevapları bana kazandırmakla manevî bir hayatı idame ettiklerinden ben ölmüyorum." diyerek, ölümü gülerek karşılar.

"Ve o ruhlar vasıtasıyla sevab cihetinde yaşıyorum, yalnız günah cihetinde ölüyorum." der, rahatla yatar.”[7]

Veli Işık Kalyoncu da böyle bir hizmet ömrünün ardından ebedî âleme irtihal etti. Merhum ve Muazzez Ağabey’im Mustafa Sungur’un vefatında yaptığı o nutku halen aklımda. Cemaati teskin etmek için ne muazzamdı. Kalyoncu Ağabeyim de kendi çapında ardında gösterişsiz fakat bereketli bir hizmet, samimi hatıralar ve sadakat dolu bir ömür bıraktı. Adam kıtlığı olan zamanlarda var olan adamdır.

Hizmet insanlarının hayatı çoğu zaman manşetlere konu olmaz; fakat onların sadakatle yürüdükleri yol, nice gönüllerin imanına kuvvet verir. Onlar gittiklerinde ise geride bıraktıkları hatıralar, âdetâ hizmetin sessiz şahitleri olarak kalır. Bizlere düşen ise onların hizmet yolunu hatırlamak, yaşatmak ve dualarla desteklemektir. Elhamdülillah ki bu hatıraları vaktiyle kaydeden ağabeylerimiz olmuş bizlere de bu hâtıralar bir nevi yol rehberi güzel bir misal olmuş.

Cenâb-ı Hak kendisine rahmet eylesin. Mekânını cennet, makamını âli eylesin. Geride kalanlara sabr-ı cemil ihsan eylesin.

Bu yazı münasebetiyle Veli Işık Kalyoncu Ağabey başta olmak üzere ahirete irtihâl eden tamam ağabeylerimizin ruhuna el-Fatiha..

Selâm ve duâ ile.

[1] İhlas Nur Neşriyat günümüzde âdetâ Üstâd’dan emanet olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

[2] Buhâri, 3. 57 / Şualar (336)

[3] Lemalar (232)

[4] Tarihçe-i Hayat (482)

[5] Emirdağ Lâhikası-2 (55)

[6] Şualar (482)

[7] Lemalar (161)

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.