Risale-i Nur hizmeti, iman ve Kur’an hakikatlerine Bediüzzaman Said Nursî’nin telif ettiği eserler vasıtasıyla hizmet etmektir.
Bu hizmet, kuru bir tebliğ faaliyeti değil; ihlâs, muhabbet ve fedakârlık temelli bir kulluk ve tefekkür ibadetidir.
Risale-i Nur talebeleri, dünya siyasetine, idareye ve parti kavgalarına karışmadan; asıl vazifeleri olan iman kurtarma ve Kur’an hizmetine odaklanır.
Bu yol, zorlama ve tekfircilikten uzak, hikmetli ve muhabbet dolu bir tebliğ tarzını esas alır. Tekfir ve lnhisar anlayışıyla hizmet olmaz. Hizmetten kopartmaya ve uzaklaştırmaya sebep olan tutum ve davranışlardır bunlar.
İnsanları ötekileştirmeden, imana kuvvet vermek ve kalpleri nurlandırmak hedeflenir.
Bu hizmetin en nazik ve en önemli düsturlarından biri, mazide olan şeyleri karıştırmamaktır. Geçmişteki hatalar, ihtilaflar, şahsi veya toplumsal yaralar, hizmetin akışını bozacak şekilde gündeme getirilmemelidir.
Maziyi karıştırmak, enaniyeti ve tarafgirliği besler; dikkatleri asıl hedeften, yani iman hizmetinden uzaklaştırır.
Bediüzzaman’ın ifadesiyle,
"Risale-i Nur dünya işlerine âlet olamaz, dünya işlerinde siper edilmez. Çünki, ehemmiyetli bir ibadet-i tefekküriye olduğu cihetle, dünyevî maksadlar onunla kasden istenilmez. İstenilse ihlas kırılır, o ehemmiyetli ibadet şekli değişir."[1]
Risale-i Nur’un mesleği dünya işlerine âlet edilemez ve geçmişteki meseleler bugünün uhuvvetini zedeleyecek bir malzeme haline getirilemez.
Bu, hem bireysel hem de cemaatî bir disiplindir. Çünkü geçmişe takılmak, bugünkü enerjiyi heba eder ve geleceğin imanî inşasını engeller.
Maziyi, kaderî bir bakışla değerlendirmek, “Allah’ın takdiri böyle imiş” diyerek ibret almak yeterlidir; yoksa sürekli karıştırmak, fitne kapılarını aralar.
Hizmetin sürdürülebilirliği ve kuvveti ise tesanüt (dayanışma) ve uhuvvet (kardeşlik) ile mümkündür.
Risale-i Nur, “üç elif ayrı ayrı üç iken, tesanütle yüz on bir olur” [2] misaliyle, birlik ve beraberliğin katlanarak çoğalan gücünü öğretir.
Uhuvvet, iman, İslamiyet ve insaniyet gibi nuranî rabıtalarla birbirimize bağlanmamızı emreder. Küçük sebeplerle, sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz hususlarla kardeşliği zedelemek, büyük dağlar gibi hakikatleri hafife almak demektir.
Bediüzzaman, talebelerine sık sık ihtar eder: Tesanüdünüzü muhafaza edin, enaniyetten, rekabetten, benlikten kaçının. Çünkü "tesanüt bozulursa, cemaatin tadı kaçar"[3] dalâlet cereyanları karşısında yılmaz bir kale olamaz hale geliriz.
Hizmette uhuvvet ve tesanüde ağırlık vermek, sadece kendi aramızdaki muhabbet için değil, dışarıdaki avâm-ı ehl-i imanın da maneviyatını takviye etmek içindir. Kuvvetli bir tesanüt gördüklerinde, “Demek burada sarsılmaz bir hakikat var” derler ve imanları kuvvet bulur. Aksi takdirde, küçük ihtilaflar büyür, düşmanlar bundan istifade eder ve hizmet zinciri zayıflar.
Uhuvvet Risalesi’nde vurgulandığı gibi, adâvet ve muhabbet zıt şeylerdir; ikisi bir arada barınamaz. Mü’minler arasındaki ihtilaf, zalimlere fırsat verir ve zilleti getirir.
Bugün Risale-i Nur hizmetini yürüten kardeşlerimize düşen, bu üç esası bir arada yaşamaktır: Hizmetin mahiyeti olan iman ve Kur’an merkezli bozmadan, maziyi karıştırmadan ve tesanüt-uhuvvet dairesini her şeyin üstünde tutarak hareket etmek.
Bu, hem bireysel ihlâsı korur hem de şahs-ı maneviyi güçlendirir. Küçük taşlar gibi hususi sebeplere takılmak yerine, büyük rabıtalarımıza sarılmak; rekabet yerine tefani kardeşinin faziletiyle iftihar sırrını yaşamak lazımdır.
Netice itibarıyla, Risale-i Nur hizmeti bir muhabbet fedailiğidir. Maziyi geride bırakıp, bugünün ve yarının iman ihtiyacına odaklanmak; kardeşler arasında tesanüdü ve uhuvveti her daim taze tutmak, bu hizmetin hem sırrı hem de muvaffakiyetinin anahtarıdır. Hayatımızı, haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz düsturu, her zaman rehberimiz olmalıdır.
Bu düsturlara riayet ettiğimiz ölçüde, hizmet nuru daha parlak yayılacak ve ebedî saadete giden yolda daha sağlam adımlar atacağız. Allah bizleri bu yolda muvaffak eylesin. Âmin.
- Manevî Kan Davası isimli yazı serimiz
- İstifade ve mahremiyet
yazılarımızı da okumanızı tavsiye ederim.
Selâm ve duâ ile.
[1] Kastamonu Lahikası (262)
[2] Barla Lahikası (124)
[3] Barla Lahikası (124)