Bu asrın en ziyade nazar-ı dikkati celbeden mefhumlarından biri olan reelpolitiktir. Zâhirde akıl ve maslahat namına görünse de; hakikatte ekseriya kuvveti esas alan, menfaati mihver kabul eden ve hakikatı çoğu zaman ikinci plana atan bir cereyan-ı fikriyedir. Halbuki Risale-i Nur’un ders verdiği hakaik-i imaniye, böyle dar ve muvakkat ölçülere sığmayacak derecede ulvî ve kudsîdir.
Zira Üstad-ı Bediüzzaman Hazretleri, bu mesleğin tehlikesini gayet beliğ bir temsille beyan eder:
“İşte o topuzlar ise, siyaset cereyanlarıdır. O Nurlar ise, Hakaik-i Kur'aniyedir... İşte ben de Nûr-u Kur'anı elde tutmak için اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ deyip, siyaset topuzunu atarak, iki elim ile Nûra sarıldım.” [1]
Bu ifadede görüldüğü gibi, siyaset—hususan menfaatperest ve tarafgir olanı—bir “topuz” hükmünde tasvir edilmekte; buna mukabil hakaik-i Kur’aniye ise “Nur” olarak takdim edilmektedir. Reelpolitik ise, bu topuzun en kesif ve en cazibedar şekillerinden biridir.
Çünki reelpolitik, haklıyı değil kuvvetliyi; doğruyu değil faydalıyı esas alır. Halbuki Risale-i Nur’un mesleğinde:
Hak, kuvvetin fevkindedir. Rıza-yı İlâhî, bütün maslahatların üstündedir.
Bu noktada bir diğer mühim ihtar şudur:
“Evet, bu zamandaki siyaset, kalbleri ifsad edip asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.” [2]
Demek ki reelpolitik gibi cereyanlar, yalnız içtimâî dengeyi değil; insanın kalb ve ruh âlemini dahi ifsad edebilecek bir mahiyettedir. Çünkü tarafgirlik, enaniyeti tahrik eder; enaniyet ise ihlâsı kırar.
Nitekim: “Çünki İman Dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman derste fark etmez. Halbuki siyaset tarafgirliği, bu manayı zedeler. İhlâs kırılır.” [3]
Reelpolitik ise tam da bu tarafgirlik üzerine bina edilmiştir. İnsanları “biz ve onlar” diye ayırır; hakikat kardeşliğini zedeler; “elhubbu fillâh” düsturunu terk ettirip, yerine siyaset merkezli bir muhabbet ve adavet yerleştirir. “‘Elhubbu fillâh’ yerine –el’iyâzü billâh– ‘elhubbu fissiyaseti’ düstur-u şeytanî hükmeder…” Üstâd Bediüzzaman'ında şiddetle aleyhinde bulunduğu siyaset de işte tam burasıdır. Menfî Siyâset yani Reelpolitik'tir. Reelpolitik toplumsal kaynaşmayı değil kutuplaşmayı netice verir.
İşte bu noktada Risale-i Nur’un mesleği, reelpolitik anlayışına karşı açık ve sarih bir duruş sergiler:
İman hizmeti siyasete âlet edilmez. Hakaik-i Kur’aniye hiçbir cereyanın malı olmaz. Netice değil, vazife esastır. Zira bu meslek, Vazife-i İlâhiye ile vazife-i beşeriyeyi tefrik eder. İnsan vazifesini yapar; neticeyi Cenâb-ı Hakk’a bırakır. Halbuki reelpolitik, neticeyi elde etmek için her vasıtayı meşru görebilir. Neticeye giden her yol mübahtır diyecektir.
Hülâsa olarak denilebilir ki: Reelpolitik, dünyevî muvaffakiyeti esas alırken; Risale-i Nur mesleği, uhrevî saadeti ve rıza-yı İlâhîyi esas alır. Biri “kuvvet ve menfaat” ekseninde dönerken, diğeri “hak ve ihlâs” mihverinde hareket eder. "Menfaatı [reelpolitik] esas tutan siyâset canavardır."[4]
Cenâb-ı Hak bizleri siyâset cereyanlarının aldatıcı cazibesinden muhafaza edip, sırf hakaik-i imaniyeye hadim olanlardan eylesin. Âmin.
Selâm ve duâ hak ve hakikate tabi olanlara olsun.
[1] Mektûbat (49)
[2] Tarihçe-i Hayat (323)
[3] Emirdağ Lâhikası-2 (36)
[4] Sözler (707)