Reelpolitik ve Risale-i Nur

Muhammed Numan ÖZEL

Bu asrın en ziyade nazar-ı dikkati celbeden mefhumlarından biri olan reelpolitiktir. Zâhirde akıl ve maslahat namına görünse de; hakikatte ekseriya kuvveti esas alan, menfaati mihver kabul eden ve hakikatı çoğu zaman ikinci plana atan bir cereyan-ı fikriyedir. Halbuki Risale-i Nur’un ders verdiği hakaik-i imaniye, böyle dar ve muvakkat ölçülere sığmayacak derecede ulvî ve kudsîdir.

Zira Üstad-ı Bediüzzaman Hazretleri, bu mesleğin tehlikesini gayet beliğ bir temsille beyan eder:

“İşte o topuzlar ise, siyaset cereyanlarıdır. O Nurlar ise, Hakaik-i Kur'aniyedir... İşte ben de Nûr-u Kur'anı elde tutmak için اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ deyip, siyaset topuzunu atarak, iki elim ile Nûra sarıldım.” [1]

Bu ifadede görüldüğü gibi, siyaset—hususan menfaatperest ve tarafgir olanı—bir “topuz” hükmünde tasvir edilmekte; buna mukabil hakaik-i Kur’aniye ise “Nur” olarak takdim edilmektedir. Reelpolitik ise, bu topuzun en kesif ve en cazibedar şekillerinden biridir.

Çünki reelpolitik, haklıyı değil kuvvetliyi; doğruyu değil faydalıyı esas alır. Halbuki Risale-i Nur’un mesleğinde:

Hak, kuvvetin fevkindedir. Rıza-yı İlâhî, bütün maslahatların üstündedir.

Bu noktada bir diğer mühim ihtar şudur:

“Evet, bu zamandaki siyaset, kalbleri ifsad edip asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.” [2]

Demek ki reelpolitik gibi cereyanlar, yalnız içtimâî dengeyi değil; insanın kalb ve ruh âlemini dahi ifsad edebilecek bir mahiyettedir. Çünkü tarafgirlik, enaniyeti tahrik eder; enaniyet ise ihlâsı kırar.

Nitekim: “Çünki İman Dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman derste fark etmez. Halbuki siyaset tarafgirliği, bu manayı zedeler. İhlâs kırılır.” [3]

Reelpolitik ise tam da bu tarafgirlik üzerine bina edilmiştir. İnsanları “biz ve onlar” diye ayırır; hakikat kardeşliğini zedeler; “elhubbu fillâh” düsturunu terk ettirip, yerine siyaset merkezli bir muhabbet ve adavet yerleştirir. “‘Elhubbu fillâh’ yerine –el’iyâzü billâh– ‘elhubbu fissiyaseti’ düstur-u şeytanî hükmeder…” Üstâd Bediüzzaman'ında şiddetle aleyhinde bulunduğu siyaset de işte tam burasıdır. Menfî Siyâset yani Reelpolitik'tir. Reelpolitik toplumsal kaynaşmayı değil kutuplaşmayı netice verir.

İşte bu noktada Risale-i Nur’un mesleği, reelpolitik anlayışına karşı açık ve sarih bir duruş sergiler:

İman hizmeti siyasete âlet edilmez. Hakaik-i Kur’aniye hiçbir cereyanın malı olmaz. Netice değil, vazife esastır. Zira bu meslek, Vazife-i İlâhiye ile vazife-i beşeriyeyi tefrik eder. İnsan vazifesini yapar; neticeyi Cenâb-ı Hakk’a bırakır. Halbuki reelpolitik, neticeyi elde etmek için her vasıtayı meşru görebilir. Neticeye giden her yol mübahtır diyecektir.

Hülâsa olarak denilebilir ki: Reelpolitik, dünyevî muvaffakiyeti esas alırken; Risale-i Nur mesleği, uhrevî saadeti ve rıza-yı İlâhîyi esas alır. Biri “kuvvet ve menfaat” ekseninde dönerken, diğeri “hak ve ihlâs” mihverinde hareket eder. "Menfaatı [reelpolitik] esas tutan siyâset canavardır."[4]

Cenâb-ı Hak bizleri siyâset cereyanlarının aldatıcı cazibesinden muhafaza edip, sırf hakaik-i imaniyeye hadim olanlardan eylesin. Âmin.

Selâm ve duâ hak ve hakikate tabi olanlara olsun.

[1] Mektûbat (49)
[2] Tarihçe-i Hayat (323)
[3] Emirdağ Lâhikası-2 (36)
[4] Sözler (707)

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.