Bazı isimler vardır; yalnızca bir insanı çağırmaz, bir medeniyeti ayağa kaldırır. Bazı kelimeler vardır; sadece harflerden oluşmaz, asırlar boyunca milyonların kalbine yön verir. İşte “Nâm-ı Celîl-i Muhammedî” ifadesi de böyle bir hakikatin kapısını aralar.
“Yüce Muhammed ismi”…
Bu ifade kuru bir övgü değildir. Çünkü Muhammed ismi, tarih boyunca yalnızca bir şahsı değil; merhameti, adaleti, ahlâkı, teslimiyeti ve ubudiyeti temsil etmiştir. Onun adı anıldığında sadece bir insan hatırlanmaz; insanlığın karanlıktan nura çıkış serüveni de hatırlanır.
Bugün dünyada milyarlarca insanın dilinde ve isminde dolaşan bu mübarek isim, yalnızca camilerin kubbelerinde yankılanmıyor. Bir annenin duasında, bir mazlumun sabrında, bir yetimin gözyaşında ve bir mü’minin secdesinde yaşamaya devam ediyor. Çünkü “Nâm-ı Celîl-i Muhammedî”, sadece tarihte kalmış bir isim değil; hâlâ insanlığın vicdanına seslenen bir çağrıdır. Dünya genelinde en çok kullanılan Müslüman ismi nedir nesek hiç şüphesiz "Muhammed" çıkacaktır. Aleyhissalatü vesselam.
Modern dünya büyük bir gürültü içinde yaşıyor. İnsanlık teknolojiyle büyüyor ama ruhen küçülüyor. Kalabalıklar artıyor fakat yalnızlık derinleşiyor. Bilgi çoğalıyor ama hikmet eksiliyor. İşte tam bu hengâmede, insanlığın yeniden ihtiyaç duyduğu şey; “Nâm-ı Celîl-i Muhammedî”nin taşıdığı rahmet iklimidir.
Çünkü o isim; kuvvetin değil hakkın üstün olduğunu öğretti. İntikamın değil affın insanı büyüttüğünü gösterdi. Menfaat üzerine kurulu ilişkilerin değil, kardeşliğin kalıcı olduğunu ilan etti. Bir köleyi efendiyle aynı safta buluşturan, zengine fakiri kardeş yapan, kavimleri aynı kıblede birleştiren sır da buydu.
Bugün mesele sadece o mübarek ismi dilde taşımak değildir. Asıl mesele, o ismin ahlâkını hayatımıza taşıyabilmektir. Çünkü Muhammedî olmak; sadece sevmek değil, onun gibi merhametli olmaya çalışmaktır. Sadece övmek değil, onun gibi doğrulukta sebat etmektir. Sadece konuşmak değil, onun gibi yaşamaya gayret etmektir. Taşınan ismin o ismin vasıflarıyla muttasıf olması yani özelliklerini taşıması gerekmektedir. Yoksa sadece kuru bir isim ve iddia olarak kalacaktır.
Asırlardır minarelerden yükselen salavatlar boşuna değildir. Çünkü insanlık ne zaman karanlığa düşse, o isim bir kandil gibi yol göstermiştir. Ve anlaşılıyor ki modern çağın en büyük ihtiyacı da yine aynı nurdur:
Nâm-ı Celîl-i Muhammedî’nin gölgesinde yeniden insan kalabilmek… İnsan kalabilmek de ancak ve ancak Muhammed Aleyhissalatü vesselamın getirdiği hakikatlerle mümkün olabilmektedir.
Nâm-ı Celîl-i Muhammedî’nin her asırda bir mümessil, bir müderrisi bulunuyor. Bunu illâ bir şahsa atfetmek gerekmiyor. Bir insanı muhafaza eden kim olursa olsun bu ünvana, nâma, vasıflara sahiptir. Böylece her yerde Nâm-ı Celîl-i Muhammedî’nin izi, özü, ahlâkı intişar edip yayılıyor.
Ne mutlu Nâm-ı Celîl-i Muhammedî’nin yolunda yürüme gayretinde olanlara.
Selam ve dua ile..