Bedîüzzaman'ın Tashih Ettiği Bir Mesele: Ukûl-i Aşere ve Erbâbü'l-Envâ

Muhammed Numan ÖZEL

İslâm düşünce tarihinde, felsefe ile vahyin kesiştiği en önemli tartışmalardan biri, kâinatın idâresi ve yaratılışının nasıl anlaşılması gerektiği meselesidir. Meselâ Meşşâî ekolün temsilcileri olan Fârâbî ve İbn Sînâ'nın sistemleştirdiği "ukûl-i aşere" ve "erbâbü'l-envâ'" nazariyeleri, asırlar boyunca hem ilgi görmüş hem de tenkit edilmiştir. Bazen merakla tenkid bazen de tektir ile tahkir görmüştür.

Bedîüzzaman Said Nursî de bu meseleye kayıtsız kalmamış; fakat onun yaklaşımı, sadece bir reddiye yazmak veya güzelleme yazmak değil, Kur'ân'ın tevhid ekseninde meseleyi yeniden inşa etmek olmuştur. Hakikatine nüfûz ederek meselenin temeline inmiştir.

İlk bakışta bazı okuyucular, Bedîüzzaman'ın bu kavramları tamamen reddettiğini düşünebilir. Hâlbuki dikkatle incelendiğinde görülür ki, onun itirazı kavramların isimlerine değil; onlara yüklenen felsefî anlamadır. Çünkü bu isim takmakla ya hakikati tağyir veya tebdil etmek mevzubahistir genellikle.

Eski hükemâ, Allah ile kâinat arasındaki ilişkiyi açıklamak için "ukûl-i aşere" nazariyesini geliştirmişti. Buna göre varlık, birbirini takip eden akıllar vasıtasıyla meydana geliyor; her mertebe bir sonrakinin sebebi oluyordu. Böylece âlemin düzeni, akıllar zinciri üzerinden açıklanmaya çalışılıyordu. Bunu "Evcedethü-l esbab"[1] olarak ele alan Üstâd Bediüzzaman bu ve akabinde gelen üç meseleyi izah ediyor. Bu üç mesele iman ile küfür arasındaki kırmızı çizgidir.

Üstâd Bedîüzzaman ise Kur'ân'ın öğrettiği hakikatin meşşâî ekolünün izah ettiğinden farklı olduğunu ortaya koyar. Kur'ân'a göre yaratma, hiçbir zorunlu vasıta olmaksızın doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk'ın kudret ve irâdesiyle gerçekleşir.

Sebeplerin ve vasıtaların bulunması, onların hakikî tesir sahibi olduklarını göstermez. Çünkü hakikî müessir yalnız Allah'tır.

Aynı durum erbâbü'l-envâ' meselesinde de karşımıza çıkar. Eski filozoflar her türün başında onu yöneten mânevî bir idareci bulunduğunu kabul etmişlerdi. İnsan nev'inin, hayvan nev'lerinin ve bitki nev'lerinin ayrı ayrı "rabb-i nev'"leri olduğu düşünülüyordu.

Bedîüzzaman'ın tenkidi tam da burada başlar. Çünkü "rabb" kelimesi, hakikî anlamıyla terbiye eden, idare eden ve tasarruf sahibi olan demektir.

Bu vasıfların hakikî sahibi ise yalnız Cenâb-ı Hak'tır. Dolayısıyla herhangi bir varlığa bağımsız bir idâre ve tesir isnat etmek, tevhid akîdesiyle bağdaşmaz. Âdetâ her şeye bir ilahlık vermek gibi netice hâsıl olabiliyor.

Eski filozofların sezmeye çalıştıkları hakikatin tamamen hayâl ürünü olduğunu söylemez Üstâd. Bilakis, onların işâret ettikleri hakîkatin yanlış yorumlandığını ifâde eder. Doğru bir yere yanlış bir bakış açısıyla bakmaktadırlar. Niyet ve nazar meselesi tam burada devreye giriyor. Çünkü Kur'ân ve sünnet, meleklerin varlığını ve kâinatta İlâhî emirleri yerine getiren vazîfeli memurlar olduklarını haber vermektedir.

Bu bakımdan, eski hükemânın "erbâbü'l-envâ'" diye isimlendirdiği hakikat, bağımsız mânevî idareciler değil; Allah'ın emriyle vazîfe yapan melekler olarak anlaşılırsa Kur'ânî çerçeveye yaklaşmış olur. Fakat bu melekler de hiçbir şekilde yaratıcı değildir; hiçbir şeye kendi güçleriyle tesir etmezler. Onlar sadece İlâhî emirlerin sadık ve musaddıklarıdır.

İşte Bedîüzzaman'ın yaptığı tashih tam da budur. O, felsefenin hakikati arama çabasını bütünüyle reddetmez; fakat onu vahyin rehberliğinde yeniden değerlendirir. Böylece aklı dışlamadan, aklı vahyin ışığında doğru istikamete yönlendirir.

Risale-i Nur'un genel metodunun da bir özeti hulâsası gibidir. Çünkü Risale-i Nur, hakikati tamâmen inkâr etmek yerine, yanlış yorumları tashih ederek Kur'ân'ın gösterdiği saf tevhid anlayışını ortaya koymayı hedefler.

Devamı gelecek inşallah.

Selâm ve duâ ile..

[1] bkz. Tabiat Risalesi (7)

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.