Yere atılan asâ değil sendin

Muhammed Emin ŞÜKRÎ

Âşık, ey âşık, ey kalb-i inciriyle ağaç olmaya, ey sevda-i zeytiniyle yağdanlıklar gibi yanmaya niyetlenmiş kişi. Tutuşursan beni de tutuştur. Vücudumuzla adem olursak ademimizle vücud buluruz belki. Çünkü bu yangın İbrahim aleyhisselamın atıldığı gibidir. İbrahim olanı yakmaz. İbrahimî olanın yanmadığını ateşe atılmadan bilemezsin fakat. Yanmayanlar yangınlardan öğrenilir. Tutuşmazsak gübürümüz cevherden ayrılmayacak.

Kelamullah içinde 'incir'e ve 'zeytin'e yemin edilmesi sadece incir veya zeytin ile ilgili bir mesele değildir. O inciri ve zeytini yiyenlerle de ilgili bir meseledir. Ve nice zeytinyağlar yansa yandırmaya yetmez güneşleri gökyüzüne incir çekirdeği gibi serpmiş Mevla Tealanın azametinin delilidir. Aklı olan bu azametten bir haşyet duyduğu gibi bir teselli de alır. Çünkü yediklerini bile üzerine yemin edecek kadar önemseyen bir Rabbü'l-Âlemîn yiyen âdemîleri hiç ihmal etmez. Bizim Allahımız böyle güzel bir Allah'tır. Böyle kemalde bir Allah'tır. Onun yaratışında, hâşâ, ilgisinin/dikkatinin ıskaladığı hiçbirşey yoktur. Kelam sahibleri bazen (b)ilgilerini böylesi dokunuşlarla da ifade ederler. Sana dair öyle detay birşeyden bahseder ki, anlarsın, her anına nazar eden var.

Ve yine bir parça 'incir'in ve 'zeytin'in sen oluşuyla ilgili bir meseledir. Kur'an-ı Hakîm'de zikredilmesiyle ne Yunus aleyhisselamın kıssası sadece kendisinin kalır ne de Eyyüb aleyhisselamın şifası sadece kendisinin olur. Bediüzzaman Hazretlerinin Lem'alar'ın hemen başındaki tefekkürlerini hatırlayalım. Yutan sadece balık, yutulan sadece Yunus, karanlık sadece gece, dalgalı sadece deniz değildir. Hepsinin arkasında okuduğun yine, hep, her zaman kendi hikâyendir. Tüm insanlığın hayatı herbir insanın hayatında mündemiçtir. Tekrar tekrar yaşanır.

Evet, 'misal-i musağğar' olmanın yükü pek ağırdır. Ki Âdemiyetin nice sınavı verildi âdemîler üzerinden. Kimi âdemler âdemiyeti kaldırdılar. Melek ettiler. Meleklerden bile yüce tuttular. Kimileriyse yükleriyle ezildiler. Kör gayyalara yuvarlandılar. İblis de Ebu Bekir elmasının Ebu Cehil-i lâin kömüründen ayrılışına bir vesile oldu aslında. Kibri kibirlileri mıktanıs gibi ayıkladı. Hem şunu da unutma sakın: Musâ aleyhisselam asâsını atmamıştır sadece yere. Ya? Nübüvvet vazifesini yüklenmekle yere ilk attığı aslında rahatıdır. Tâhâ sûresi nakletmiyor mu öyle hani. Hak Teala soruyor elindekini. O da cevap veriyor: "O benim asâmdır!" diyor. "Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim, onunla gördüğüm daha başka işler de vardır." Ve arkasından emir geliyor: "Onu at ey Musâ!" Atıldığında asâ hareket eden bir yılana dönüşüyor. Musâ aleyhisselam da gördüklerinden hayli ürperiyor. Hem öyle ürperiyor ki sonra emir şöyle oluyor: "Onu al. Korkma! Biz tekrar eski haline getireceğiz."

Musâ aleyhisselamı ürperten şey bizi de ürpertmiyor mu? Alıştığımız birçok şey var hayatta. İşten eve, evden işe, vesaire... Hepimiz asâlarımızın gördükleri faydalarla esaretteyiz. Hiçbirini hak adına yere atmaya niyetimiz yok. Yere atmak korkutuyor hepimizi. Çünkü yere atmak yeni bir dünyadır. O dünyada Firavun'a gidilecek. Onun ceberutuna karşı hak söylenecek. Kimbilir ne çileli/imtihanlı bir süreç başlayacak. Ahiri elbette pek nurlu-nuraniyetli olacak. Lakin öncesindekiler? Eskiden ne güzel asâmıza dayanıyorduk. Çok daralırsak koyunlara yaprak silkeliyorduk. Başka işlerimiz de vardı asâlarımızla. Yani alışkanlıklarımızla. Fakat Mevla Teala bizi değiştirmek istiyor. Odumuzu hayata çevirmek murad buyuruyor. Böylesi inkılablar yaşayınca tek ürperen elbette Musâ aleyhisselam değildir. Hepimizin kaçtığı şeyler var. Ödemeye korktuğu bedeller var. Yere atmak kolay değil. Atınca geri almak da öyle. Ancak Allah için atarsan elindekinin yılan olduğunu göreceksin. Yoksa koynunda nice yılanlar beslediğinin farkında değilsin. Fakat atıp da tekrar alırsan bu defa yılanlar odun olur. O yılanın odun oluşundan anlarsın ki, Rabbü'l-Âlemîn, dilerse o zalim Firavun'u bile karşında zararsız eder.

Sanma ki sen hiç asânı yere atmadın. Yok. Çok defalar attın. Farkında değildin. Mesela: Oruçla yemek-içmek asâsını yere attın. Namazla iş-güç asâsını yere attın. Zekatla mal-mülk asâsını yere attın. Attıklarını sonra tekrar elinde bulduğunda hiç hasmın oldular mı? Ben kendi adıma konuşayım: Atmasaydım hasmımdılar. Atınca yılan olduklarını gördüm. Dersimi aldım. Tevbemi ettim. Helal dairesinde tekrar elime alınca bana dostlaştılar.

Yine sözü Sözler müellifine bırakalım:

"Nimetler içinde tîn ve zeytinin tahsisinin sebebi, o iki meyvenin çok mübarek ve nâfi olması ve hilkatlerinde de medar-ı dikkat ve nimet çok şeyler bulunmasıdır. Çünkü, hayat-ı içtimaiye ve ticariye ve tenviriye ve gıda-yı insaniye için zeytin en büyük bir esas teşkil ettiği gibi; incirin hilkati, zerre gibi bir çekirdekte koca incir ağacının cihazatını saklayıp derc etmek gibi bir harika mucize-i kudreti gösterdiği gibi, taamında, menfaatinde ve ekser meyvelere muhalif olarak devamında ve daha sair menâfiindeki nimet-i İlâhiyeyi kasemle hatıra getiriyor. Buna mukàbil, insanı iman ve amel-i salihe çıkarmak ve esfel-i sâfilîne düşürmemek için bir ders veriyor."

Küçücük incir çekirdeğinin taşıdığı kocaman yük, inciriyet yükü, incir ağacı olma potansiyeli, ancak toprağa atılmasıyla mümkün. Zeytinin sırrı da yine toprağın sırrı ile sırlanmakta. Bir şekilde çekirdekliğinden vazgeçmen lazım ağaç olmak için. Ağaç olmak için çekirdekten vazgeçersen incir/zeytin ağacı olursun. Bağrından daha nice nice dostlar nimetlenir. Fakat çekirdekliğini avucunda tutup sıkarsan, koyunlarına yaprak silkelemekle yetinirsen, bu defa kaybın bir incir/zeytin ağacı kadar olacak. Değişmek için de illa birşeyleri arkanda bırakman gerek. Sonra başka sûretlerde elbette tekrar dönecekler sana. Yusuf aleyhisselam Züleyha'yı günah/zina sûretinde terketti de nihayetinde yine helal/zevce sûretinde vâsıl olmadı mı? Musâ aleyhisselam yere attığı asâyı mucizeler membaı olarak tekrar eline almadı mı? Demek Allah'ın attırmasında hiçbir zarar yok. 'At' dediği yerde atmaktan korkmamak lazım. Korkmamam lazım. Fakat bütün bu atmalar-almalar içinde şunu da unutma sakın: "Attığın zaman, sen atmadın, ancak Allah attı!" Kemal ondan olduğu gibi kemalin duası dahi Ondan.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.