Muhabbetullah

Kadir AYTAR

Kelime anlamı Allah sevgisi demek olan muhabbetullah, İslâm dîninin en mühim maksadıdır. Günde beş defa kılınan namazlarda çok kereler Allahü teâlâ zikr edilerek (hâtırlanarak) kalp kuvvetlendirilmektedir. Kalbin ve rûhun kuvvetlenmesi, sevgiliye (Allahü Teâlâya) kavuşmaya sebep olur. Allahü teâlâ, âyetleri, tesbihleri ve duâları okuyanları severim ve onlara çok sevap veririm buyuruyor. Muhabbetullah ve sevap kazanmak adına okunan ve yapılan şeyler, güç olsalar da îmânlı kimselere kolay ve tatlı gelir.  (1)

İnsan, ebed için yaratılmış bir varlıktır. Yaratılış itibariyle insanın kalbinde şu kainatın Halıkına, cemâle ve kemâle karşı hadsiz muhabbet etmek, ihsâna karşı sevmek vardır. Cemâl, kemâl ve ihsânın derecelerine göre muhabbeti ziyadeleşir. Aşkın en son derecesine kadar gider. Buna karşılık Cenab-ı Hakk’ın da hadsiz bir muhabbeti vardır. Bütün kainattaki güzel ve süslü sanat eserleriyle kendini hadsiz bir suretle sevdirdiği gibi, buna sevmek ile karşılık veren şuur sahibi mahlukatı da sever.

Cenab-ı Hakk’ın kemâlâtı, faziletleri ve güzel isimlerinin bütün mertebeleri, hakiki kemâlât olduklarından bizzat sevilirler. İnsan, hakiki sevgili olan celal sahibi Zatın, hakîki kemâlât, sıfat ve isimlerinin güzelliklerini O’na layık bir tarzda sever. Hem o kemâlâtın aynaları olan sanatlarını ve mahlûkâtının güzelliklerini sever, muhabbet eder. Habibini ve onun arkasında olanları da sever. (2)

Cin ve insanların en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, Marifetullah (Allah’ı tanıma ve bilme) içindeki Muhabbetullahtır.  İnsan ruhu ve kalbi için hakiki saadet, halis sürur, şirin nimet ve sâfî lezzet, elbette Marifetullah ve Muhabbetullahtır ve beşer ruhu için en hâlis sürur ve insan kalbi için en sâfi sevinç, o Muhabbetullah içindeki ruhani lezzettir. Cenab-ı Hakk’ı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, nurlara, sırlara ya manevî olarak veya bizzat mazhardır. O’nu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, elemlere ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur..  (3)

Muhabbet ayağıyla Marifetullaha teveccüh eden zatlar, şüphelere ve itirazlara kulak vermezler.  Binler şeytan toplansa, onların hakiki mahbûblarının kemâline işaret eden bir emareyi, onların nazarında iptal edemez. Eğer muhabbet ayağı olmazsa, o vakit kendi nefisleri, şeytanları ve hâricî şeytanların ettikleri itirazlar içinde çırpınıp boğulacaklardır. Kendilerini kurtarabilmeleri için kahramancasına bir metanet, bir iman kuvveti ve dikkatli bir nazar lazımdır. İşte bu sırra binaen, bütün velâyet mertebelerinde Marifetullahtan gelen muhabbet, en mühim mâye ve iksirdir. Fakat bu muhabbetin iki tehlikesi vardır: Birisi; kulluğun sırrı olan niyazdan, tevâzudan naza ve davaya atlar. Ölçüsüz hareket eder. Allah’ın yarattığı şeylere teveccühü, Allah hesabına olmaktan ziyade, varlıkların kendi hesaplarına olmasıyla ilaç iken zehir olur. Yerinde sarf olunmayan gayr-i meşru muhabbetlerin cezası ise, merhametsiz bir musibettir. (4)  Bir diğeri de; en evvel sebepleri sever ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye vesile yapar. Bu kısım muhabbetle muhafaza sağlanamaz, dağılınır, helâkete sebep olunur. Allah’a vasıl olsa bile noksan olur.  (5)

Ezelî Mahbûbun bir zerre muhabbeti, bütün kainata bedel olabilir. Kainat onun bir cüz’î muhabbetinin tecellisine bedel olamaz. İlâhi muhabbetin tecellîsinde ve o muhabbet şarâbında, herkes istidadına göre mesttir. Malûmdur ki, her kalp, kendine ihsan edeni sever ve hakikî kemâle muhabbet eder ve ulvî cemâle meftun olur. Kendiyle beraber sevdiği ve şefkat ettiği zatlara dahi ihsan edeni daha pek çok sever. Her bir isminde binler ihsan defineleri bulunan ve bütün sevdiklerimizi ihsânâtıyla mes'ud eden ve binler kemâlâtın menbaı, binler cemâl tabakatının medarı ve bin bir esmâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl ve Mahbub-ı Zülkemal’in ne derece aşk ve muhabbete lâyık olduğu ve bütün kâinat O’nun muhabbetiyle mest ve sergerdan olduğu açıktır. İşte şu sırdandır ki, Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, "Cenneti istemiyoruz. Bir lem'a-i muhabbet-i İlâhiye ebeden bize kâfidir." demişlerdir. Hem ondandır ki, hadiste geldiği gibi, "Cennette bir dakika rüyet-i cemâl-i İlâhî, bütün Cennet lezâizine fâiktir."  (6) denilmiştir.

Dünyanın Cenab-ı Hakk’ın esmasına , ahirete ve insanın hevesatına bakan üç yüzü vardır. İlk iki yüzü gayet güzeldir; nefrete ve tahkire değil, aşka ve muhabbete lâyıktır. Marifet ehli, Cenâb-ı Hakk’ın marifetine, muhabbet ve ibadetine sed çektiği için dünyayı tahkir etmişlerdir. Habibullah Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Kim muhabbetullahı, kendi muhabbetine tercih eder, üstün tutarsa, Allahü teâlâ, halktan gelen meşakkat ve sıkıntılar  husûsunda ona kâfi gelir.” buyurmaktadır. (7)

Bir insan, Allah’ı ve peygamberi düşünmeden bütün güzel olan şeylere muhabbet edebilir. Ama bu muhabbet, Muhabbetullah’a vesile değil, perde olur. Ancak Yaratıcıya bakan manaları ile olursa, Muhabbetullah’a vesile olur. Ona da belki cilvesidir denilebilir. (8) 

Muhabbetullah, Sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâma uymayı gerektirir. Çünkü Allah'ı sevmek, O’nun marziyını yapmaktır. Marziyâtı ise, en mükemmel bir surette zât-ı Muhammediyede (a.s.m.) tezahür ediyor. (9) Bu nedenledir ki, eğer insanın Allah’a muhabbeti varsa, Habibullah’a uymak zorundadır. Uymadığı takdirde Allah’a muhabbeti yok demektir. Cenab-ı Hakk’a iman eden elbette O’na itaat edecek ve itaat yolları içinde en makbulü, en müstakimi ve en kısası şüphesiz olan Habibullah’ın gösterdiği yolu takip edecektir. (10)
 
Özetle söylemek gerekirse, Allah’ı sevmenin yolu, Habibullahı sevmekten ve Onun Sünnetine uymaktan geçmektedir.

1-İmâm-ı Gazâlî, Dini Terimler Sözlüğü www.sozlux.info/Muhabbetullah-nedir
2-Nursî, Said, Sözler, s: 658, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
3-Nursî, Said, 1994, Mektûbât, s: 218, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
4-Nursî, Said, 1994, Mektûbât, s: 434,435, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
5-Nursî, Said, 1994, Mesnevî-i Nûriye, s: 63, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
6-Nursî, Said, Sözler, s: 373-375, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
7-Râmûzü’l-Ehâdîs
8-Nursî, Said, 1994, Mektûbât, s: 435, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
9-Nursî, Said, Lem‘alar, 11. Lem‘a 10. Nükte, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul
10-Nursî, Said, 1976, Lem‘alar, s: 47, 51,52,53, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul

kadiraytar@risalehaber.com.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.