Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa

Sabri ALTUN

Mekke, Medine ve Kuddüs…

Resulullah (asm), Kubbet-u Sahra ve Kabı Kavsen…

İslam’ı mana aleminde içine alan manevi bir üçgen…

Bu üçgeni bir prizma halinde tasavvur ettiğimizde en uç nokta mi’raçtır.

Bu üçgeni tarihi seyri içinde düşündüğümüzde ise son derece trajik bir hakikar karşımıza çıkıyor.

Çünkü çoğunlukla İslam üçgeninin bir açısı kan revan içindedir.

Mahzundur.

Himmet bekliyor…

Daha doğrusu üçgenin bir tarafı çökmüştür.

Ne malum ki bu çöküntü, bu mahzuniyet kadere fetva verdirmiştir ki İslam bu çöküntüye paralel olarak bölük pörçük olmuştur.

Hani “İslamiyet  Ömer’e (r.a) kadar gelen adam Ömer’den sonra giden adam”dır ya…

Hani Hz. Ömer Kuddüs’ü almıştı ya…

İslam üçgeninin bir bütün yapmıştı ya…

İşte o demdir ki, o demden sonra İslam medeniyeti parladı.

İşte o demden sonradır ki “Ömer’in adaleti" insanlığa hediye edildi.

İşte o demden sonradır ki insanlığa alternatif bir medeniyet sunuldu.

Sonra Kuddüs haçlı ordularıyla çökünce fetret devri başlamış İslam azameti sönmüştü ya…

Kuddüs kiliseye çevrilince İslam diyarında ye’cüc ve me’cücler türemişti ya…

Ne zaman ki Selahaddin tulu etti (1187) kuddüs tekrar dirildi.

Ve ondan sonradır ki İslam üçgeni bütünlüğü kazandı.

Ve miracın yolu tekrar açıldı.

Halktan hakka kelimatı tayibeler yükselince haktan halka rahmet akmaya başladı.

Böylece Osmanlı şahlandı…

Evet, sevgili dostlar Kuddüs’e doğru yol almaya başladığım andan itibaren yoğun savruk düşünceler ruhuma hücum etmeye başladığında, o yoğunluk içinde ancak yukarıdakileri yakalayabildim.

Ne diyeyim gideceğim yer İslam âleminin Kur’an’ı azimüşanın tesciliyle üçüncü beldesiydi.

Cenabı Hakkın “etrafını mübarek kıldığım” dediği yerdi.

İşte oraya gidecektim.

Daha önce Mekke ve Medine’ye doğruda yola çıkmıştım.

Oraya giderken ki halet-i ruhiyem ile buraya giderken ki halet-i ruhiyem neden bir birine benzemiyor?

Mekke ve Medine’ye giderken kara yoluyla gittiğim halde bulutların üstünde uçtuğumu hissediyordum.

Oysa Kudüs’e uçakla gidecektim.

Neden şimdi içim acıyla doludur?

***

Bir İstanbul sabahında sabah namazına müteakip havaalanına doğru yola çıkmıştık.

Birbirimizi tanıdıkça tamamen kafa dengi olduğunu gördüğüm 10 genç koca yürekle beraber...

Hava alanına vardığımızda ilk şokla karşılaşmıştım.

Çünkü bineceğimiz uçak “Telaviv” uçağıydı.

Ve İslam âleminin acı bir gerçeğiyle karşı karşıyaydık.

Yani İslam âleminin üçüncü derecede en kutsal bir beldesine İslam’ın bağrına bir hançer gibi girmiş İsrail kontrolünde gideceğiz.

Bu gerçeğe ilk defa tosluyordum.

Evet itiraf ediyorum İslam alemine bu kadar yabancıyım.

İçimi acıtıcı bir hüzün sardı, ruhum feverana başladı.

Bir banka oturup ince ince gözyaşları eşliğinde derin derin düşündüm.

Dini İslam bu kadar mı sahipsiz?

Bizler İslam’ı temsil edenler bu kadar mı uzaklaşmışız kendi değerlerimizden ki kader bizi böylesine cezalandırıyor?

Kuddüs İsraillilerin elinde, peki Mekke Medine kimlerin elinde?

Oraya kimlerin kontrolünde gidiyoruz?

Neden İslam’ın beldelerine İslam’ın gerçek sahipleri sahiplik yapmıyor?

Hz. Ömer’in ruhu âlileri nasıl bir öfke ile bizlere sitem ediyordur.

Selahattin’in ruhu ne kadar inciniyordur.

Ahh koca Osmanlı bayrağı teslim edecek kimseyi bulamadın mı?”

Bu düşüncelerin kıskacında kıvranırken arkadaşlar beni uyardılar.

Kontrolden geçecekmişiz.

Sıraya girince Yahya hocaya yarı şaka yarı ciddi:

“Yahu bana yeryüzünde gitmek istemediğin tek yer neresi? diye sorsalar, İsrail derim. Oysa şimdi direk oraya gidiyorum" dedim.

Kuddüs’e gitmenin başka yolu yok mu?
Yahya hoca:
“Maalesef “

***

Madem Mescid-i Aksa hatırına böyle bir mecburiyetle karşı karşıya isek bu durumdan da bir çıkar elde edebilirdik.

Zira yine itiraf etmem gerekirse her yönüyle bana ilginç gelen İsrail’i inceleme fırsatı bulacaktım.

En azında başta tüm İslam âlemine sonra bütün dünyaya kafa tutan bu küçücük ülkenin sırrını kendimce öğrenebilecektim.

Çünkü zahiri manada Kur’an’ın söylemleriyle şu an yaşanan arasında bir zıtlık gözüküyordu.

Cenab-ı Hakk'ın lanet etiği ve hep hakir ve zelil olacak dediği bir millet bu gün kıskanılası bir güç gösterisi yapıyordu.

İsrail ülke olarak pervasız hareketler yaptığı gibi dünya çapında her taşın altında Yahudi izlerine rastlanılıyordu.

Adeta dünyaya idare eden gizli bir güç gibi muammalara bürünmüştü.

İkinci dünya savaşında yeryüzü bunlara dar geldiği ve gerçekten büyük bir soykırım yaşadıkları halde bu günkü başarısı dikkat çekiyordu.

(Devam edecek)

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.