Duygular Denizi-2

Meryem Saîde GÜNEBAKAN

Hem bazan hababın içine bazı kesif maddelerin karışmasıyla, içindeki güneşçiğin bulanmasına ayrıca ağlıyor. O miskin ebleh, başını bir kaldırıp bakmıyor ki, tâ bütün bu deniz yüzünde ve dalgalarının yanağında ve katrelerin gözbebeklerinde görünen o timsalcikler, öyle bir güneşin envarının müteceddid cilveleridir ki, onun meraya-yı tecelliyatının zeval bulmasıyla; kendisine de zeval rüzgârlarının dokunmasından münezzeh olduğunu düşünebilsin de: Şu görünen firak ve zevallerin kendileri dahi, elem verici birer zeval ve elîm birer firak olmadığını anlasın. Evet o daimî olan cemal; mehasin ve cilveleriyle birlikte, kendi şuûnunun teceddüdü ve aynalarının taaddüdü içinde kemal-i haşmetiyle sabit ve daimîdir. Fakat onun ayna ve mezahirleri ise, vazifelerini yerine getirmek için, oynaya oynaya meydana çıkar, vazifesi tamam olup bitince de, güle güle perde-i hafada kaybolurlar.

“Hem bazan hababın içine bazı kesif maddelerin karışmasıyla, içindeki güneşçiğin bulanmasına ayrıca ağlıyor.”

Burdaki kesafetten kasıt günahlar, gaflet, isyan halleri ile Şems-i Ezelinin tecellisini bulandırmak olduğu gibi, hayat aynasına, hastalık, musibet gibi arızaların gelmesi ile yine varlık ve vücud güneşi zahiren bulanıyor. Günahlar manevi hayat ışığının bulanmasına sebep olan hakiki musibet ve gerçek hastalıklar olduğu gibi; zahirdeki vücuda gelen hastalık ve musibetlerde zahiri vücut ve hayat ışığını bulandıran ve çok insanı ağlatan ve kederlendiren bir durum oluyor.

Fakat suret ve hakikat çoğu zaman birbirinin zıddına işliyor, zahiri vücudun hastalığı gözü gökteki güneşe çevirdiği ölçüde manevi sıhhate yakın oluyor.

Manevi hastalıklar olan günahların verdiği bitmiş ve batmışlık hissi ve mahcubiyet ve hacalette yine aynı şekilde özü güneşe, Rabbimize çevirdiği ölçüde tevbe ile parlamaya, güzel bir kul olmaya vesile oluyor. Nitekim;

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Canım, kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, siz hiç günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip Allah’dan bağışlanma dileyecek bir millet getirir de onları bağışlardı.”[1]

Vücudun hastalığı kula aczini, fakrını, naksını ihtar ettiği gibi; bazen günahta kula kusurlu olduğunun ihtarı olup özünü Kuddüs olana çevirme vesilesi oluyor.

“O miskin ebleh, başını bir kaldırıp bakmıyor ki, tâ bütün bu deniz yüzünde ve dalgalarının yanağında ve katrelerin gözbebeklerinde görünen o timsalcikler, öyle bir güneşin envarının müteceddid cilveleridir ki”

Bazen miskinlik; düşünmek istememek, derinleşmek istememek, tefekkür zahmetine katlanmamak, öylece yaşayıp gitmek;

Bazen de eblehlik; algısı yetmemek, zihni işletmemek.

Miskinlik yapmak eblehlik olduğu gibi, ebleh oluşta miskinliğe sürükler.

Kısa bir ömürde ebediyeti kazanmak ve kaybetmek davası başında iken; bundan miskinlik belahetin ta kendisidir.

Başını kaldır, yani bakış açını değiştir, ve bak, nazar et; önce aklınla bir bak;

Deniz yüzü; vahdet

Dalgalar yanağı; vahidiyet

Katrelerin gözbebeği; ehadiyet tecellileri..

Güneşin nurlarının yenilenen cilveleri.. Yenilenme varsa, nimetin devamı varsa, ve bu görülüyorsa duygular sakinleşiyor, zeval için ağlayan beka için gülen oluyor.

Onun meraya-yı tecelliyatının zeval bulmasıyla; kendisine de zeval rüzgârlarının dokunmasından münezzeh olduğunu düşünebilsin de: Şu görünen firak ve zevallerin kendileri dahi, elem verici birer zeval ve elîm birer firak olmadığını anlasın.

Aynanın zevali tecellinin zevali değildir, hele tecelli edenin zati özelliklerinin zevali hiç değildir. Dahası bu zeval rüzgarı Onun ebedi, baki, daimi, sermedi varlığına, zatına esintisiyle bile dokunamaz. Öyleyse O’nun varlığı ile kaim olana O’na kulluğu ile bağlanana acı bir zeval acı bir ayrılık yoktur.

“Evet o daimî olan cemal; mehasin ve cilveleriyle birlikte, kendi şuûnunun teceddüdü ve aynalarının taaddüdü içinde kemal-i haşmetiyle sabit ve daimîdir. Fakat onun ayna ve mezahirleri ise, vazifelerini yerine getirmek için, oynaya oynaya meydana çıkar, vazifesi tamam olup bitince de, güle güle perde-i hafada kaybolurlar.”

Cemal soyut, gaybî, manevi;

Mehasin ise onun somutlaşması, maddi, şuhudî;

Bütün bu değişim dönüşüm, deveran eden kainat, yeryüzü ve insanlar; O’nun cemalinin özelliklerinin yenilenmesi ve aynalarının çeşitlenmesi içinde görünen kemalinin görkemi, ihtişamıdır; aynaların yenilenmesi daimiyeti, tecellinin sürekliliği sabitliği hissettiriyor.

Burda bahsedilen cemalîn cilvesi ile değişim dönüşüm ve aynaların yenilenmesi celalî tecelli; ikisinin birleşimi kemali netice veriyor.

Sadece cemal ile kemal olmayacağı için cemal celal ile anlamlı olduğu için aynaların yenilenmesi oynaya oynaya gelmek vazifesini bitirince de güle güle gitmek oluyor.

“Perde-i hafada kaybolurlar.”

Gizlilik perdesinde gayb olurlar.

Bu gerçeği gizleyen perdede nedir?

“Âlem-i şehâdet, avâlimü'l-guyûb üstünde tenteneli bir perdedir.”

Şehadet alemi gaybî hakikatleri gizleyen bir perde oluyor.

Surette ağır ve sert görünen bu ana rahminden dünyaya doğuş dünyadan ve bedenden ölüp ahirete, gayba doğuş tam da Üstadın ifadesiyle, oynaya oynaya gelip güle güle gitmek oluyor hakikatte.

Çiçeklerin gülüşünden belli, kuşların ötüşünden, derenin çağıldaması, yaprakların hışırtısı, coşkusu. Kelebek Sani’inin sanatına zemin olan kanadından memnun, çiçek Nakkaşının nakşına zemin olan suretinden.

Her biri var oluşundan mutlu.Seçilmiş oluşun bahtiyarlığı saklı gözbebeklerinde.

Surette ağladığımız, ama hakikatte bizi sağ selamet görenlere sevinç verdiğimiz ve belli ki seve seve geldiğimiz bu alemden ahirete doğuşumuzda da bu sefer ardımızdan ağlayanlar bırakırken biz ‘güle güle’ gideriz.

Tıpkı söyleyeceğini söylemiş bir bülbül, göstereceğini göstermiş bir gül gibi. Ayrılık vehm ü gümanı zahirde kalanı bağlar. Bülbülün sözü, gülün hüsnü kalır gönüllerde baki. Rayihasının cemali ise adeta ebedi.

[1] Müslim, Tevbe 11

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.