Menderes'ten Said Nursi'ye selam

Tercüman Gazetesi Başbakan Erdoğan'ın sözlerinden sonra medyada geniş bir şekilde yer bulan Said Nursi tartışmaları üzerine yazı dizisi hazırladı.

Risale Haber-haber Merkezi

Tercüman Gazetesi Başbakan Erdoğan'ın sözlerinden sonra medyada geniş bir şekilde yer bulan Said Nursi tartışmaları üzerine yazı dizisi hazırladı.

Sırrı Yüksel Cebeci'nin kaleme aldığı yazı dizinde Said Nuri ve Adnan Menderes ilişkisi öne çıkarıldı. Genel itibariyle objektif bir üslubun kullanıldığı dizide, ilk gün yer alan yazı şöyle:

Ortada fol yok yumurta yokken, bu Adnan Menderes yazı dizisi nereden çıktı diyeceksiniz.
Sayın Başbakan 'in AK Parti Olağan 3. Büyük Kongresi'nde, "Bitlisli Said-i Nursi'siz Türkiye'nin maneviyatı eksik kalır" demesinden çıktı.
Delegelerden en yoğun alkışı da bu cümle aldı.
Kimilerine göre "Said-i Nursi", kimilerine göre "Said-i Kürdi"nin bir başbakan tarafından bu şekilde yüceltilmesi, kamuoyunda da olumlu veya olumsuz geniş yankı yarattı.
"Kürt açılımı" ve "Ermeni açılımı"nın gündemde olduğu şu günlerde, Said-i Nursi'nin bir başbakan tarafından anılması, elbette önemlidir.
Ancak, Said-i Nursi'nin adını ilk telaffuz eden başbakan Recep Tayyip Erdoğan değil, merhum Adnan Menderes'tir.
Başbakan Adnan Menderes'le CHP Genel Başkanı İsmet İnönü arasında Said-i Nursi konusunda, 1950'li yıllarda, kavgaya varan sert tartışmalar olmuş, hatta Menderes'i idam sehpasına götüren 27Mayıs 1960 darbesinin sebeplerinden birisinin de Said-i Nursi olduğu iddia edilmişti.
Menderes'le Said-i Nursi arasındaki iletişimi, Demokrat Parti'nin Kürt asıllı Muş Milletvekili Gıyaseddin Emre sağlıyordu.
Menderes, idam edilmeden iki gün önce, son mektubunu Gıyaseddin Emre'ye gizlice ulaştırmayı başarmıştı.
Bu yazı dizisinde, o mektubun orijinal metnini de bulacaksınız.
Bir devre adını veren Adnan Menderes 'in trajik hayat hikayesini anlatacağımız bu yazı dizisinde, onun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından tekrar gündeme getirilen Said-i Nursi ile ilişkilerini anlatmamak, hikayeyi noksan bırakabilirdi.
Ayrıca Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan gibi devlet ve siyaset adamlarının örnek aldığı, siyasete yeni bir heyecan getiren Demokrat Parti Anavatan Partisi birleşmesinin gündemde olduğu şu sıralar, değerli bir miras bırakan Adnan Menderes gibi karizmatik bir lideri genç kuşaklara bir kez daha anlatmanın görev olduğunu düşündük.
Üstelik anlatacağımız hikaye, sadece Adnan Menderes'in değil, aynı zamanda ailesinin de trajik hikayesidir.


Said-i Nursi, 1958 yılının sonlarında yurt gezisine çıkmıştı.

Konya'da Mevlana Türbesi'ni ziyaret etmiş; Malatya, Eskişehir, Kütahya, Bursa ve istanbul'dan sonra Ankaraya gelmişti. Gittiği her yerde olaylar çıkıyor, medya bu geziye özel bir önem veriyordu.
Kimdi bu Said-i Nursi ve ne yapmak istiyordu?
Bitlisli'ydi, Kürt'tü ve din adamıydı.
Kuran-ı Kerim'in tefsirinden ibaret olan Nur Risaleleri yazıyor ve dağıtıyordu.
Bu sebeple kendisine ve öğrencilerine 'Nurcu', öncüsü olduğu dini harekete 'Nurculuk' deniliyordu.
Osmanlı döneminde dünyaya gelmiş, saltanatı ve hilafeti görüp yaşamıştı.
Dolayısıyla, Cumhuriyet'i ve Laiklik'i bilir miydi ya da ne kadar bilebilirdi?
Mustafa Kemal Atatürk ile arasında görüş ayrılığı olması doğaldı. Ancak o, İngilizlerin İstanbul'u işgal etmesine karşı çıkmış, Milli Mücadele'ye destek vermiş ve Şeyh Sait ayaklanmasına katılmayı, "Kuran'da müjdelenen millete silah çekmem" diyerek reddetmişti.

Vatanım Türkiye, dilim Türkçe

11 Nisan 1920 tarihinde dönemin şeyhülislamı, Dürrizade Abdullah Efendi, Kuvvayi Milliye'nin aleyhine bir fetva yayınlamıştı. Şeyhülislam'm fetvasına karşı çıkanlar arasmda Sait Nursi de vardı. Özetle şöyle diyordu: "Bu fetva geçersizdir. Çünkü İngilizlerin emri ve baskısı altında yayınlanmıştır. Düşman işgaline karşı savaşanlar asi değildir." 11 Şubat 1925'te Cumhuriyet'e karşı ayaklanma başlatan Şeyh Said'e, yani gerçek 'Kürt Sait'e, ayaklanmadan vazgeçmesi için mektup yazmıştı. Diyordu ki mektubunda: "Yaptığınız mücadele kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Türk milleti İslâmiyete bayraktarlık etmiş, dini uğrunda yüz binlerle, milyonlarla şehid vermiş ve milyonlarla veli yetiştirmiştir. Binaenaleyh kahraman ve fedakar İslam müdafülerinin torunlarına, yani Türk milletine kılınç çekilmez ve ben de çekmem. Bu teşebbüsten vazgeçin."

Bütün Cumhuriyet düşmanlarını tasfiye eden Atatürk, onu da tasfiye edebilirdi. O da İskilipli Atıf Hoca gibi İstiklal Mahkemesi kararıyla idam edilebilirdi. Her ne kadar takipler, sürgünler ve hapisler birbirini izledi ise de, Atatürk döneminde Sait Nursi'ye fazla dokunulmadı.
Çünkü Kürt olduğunu hiçbir zaman inkar etmeyen Sait Nursi, "Vatanım Türkiye, dilim Türkçe", hatta Türkçe için "lisan-ı milli" yani "milli dil" diyor, Nur Risaleleri'ni de Türkçe yazıyordu.

Menderes'e özel sempati

Said-i Nursi, CHP'lilere göre Cumhuriyet düşmanıydı, yobazdı, mürteciydi.
Ona bu sıfatların yakıştırılması, biraz da kızgınlığın ve öfkenin ürünüydü.
Çünkü Said-i Nursi, siyaseti hiç sevmemesine ve siyasetten hep uzak durmasına rağmen, 1950 seçimlerinde ve sonrasında da Demokrat Parti'yi desteklemişti.
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, ona 'Said-i Kürdi' diyordu.
Oysa Said-i Nursi'nin CHP ile bir sorunu yoktu.
Kırgınlığı, tek parti döneminde çok çile çektiği, sürgünden sürgüne, cezaevinden cezaevine gönderildiği içindi.
DP'nin iktidara gelmesi ve Celal Bayar'm Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine Bayar'a bir kutlama telgrafı çekmiş, ondan teşekkür telgrafı almıştı.
Ezan tekrar Arapça okunmaya başlandığı için, DP'ye, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a ve Başbakan Adnan Menderes'e özel bir sempatisi vardı.
Ama bütün iyi geçinme çabalarına rağmen fırtınalı hayatmda bir değişiklik olmayacaktı.

Uzaktan selam

Eylül 1950'de TBMM, Birleşmiş Milletler'in çağrısına uyarak Kore'ye asker gönderme kararı almış, Said Nursi bu kararı doğru bulmuş ve öğrencilerini de Kore'ye gitmeleri için teşvik etmişti.
1951 yılında teksir makinası ile çoğaltılan Nur Risaleleri dünyanın çeşitli merkezlerine, bu arada Vatikan'daki Papa'ya gönderilmiş, Papa'dan teşekkür mesajı gelmişti.
1952'de İstanbul Savcılığı, yasadışı gerekçesiyle hakkında bir kez daha dava açtı; dava konusu yeni yayımlanmış olan Gençlik Rehberi adlı kitabıydı. Said-i Nursi bu davadan ve 1953'te açılan bir başka davadan beraat etti.
24 Şubat 1955'deTürkiye-Iran-Pakistan arasında kurulan CENTO ittifakı Sait Nursi'yi çok memnun etmişti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'e mektup yazarak "İslam alemi ile yapılan bu ittifak ırkçılığı def edecektir" şeklinde görüş bildirmişti.
12 Nisan 1957'de İsparta Tugay Komutanlığı kışlasına cami temel atma törenine davet edildi ve temelin ilk harcını koydu. Zamanın Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri ile görüştü.
Başbakan Adnan Menderes, Emirdağ'a geldiğinde kaldığı evin penceresinden el sallayarak kendisini selamladı.

İsmet İnönü'nün müthiş öfkesi

İşte bu 'Said-i Kürdi' ya da 'Said-i Nursi', 1 Ocak 1959 günü Ankara'ya gelmiş ve Denizciler Caddesi'ndeki Beyrut Palas Oteli'ne yerleşmişti.
İktidardaki DP tedirgin, muhalefetteki CHP tepkiliydi.
CHP, "irtica hortluyor" diyor, iktidardaki DP ise, "Türkiye'de irtica tehlikesi yoktur" diyordu.
DP Muş Milletvekili Gıyaseddin Emre'nin Said-i Nursi'yi ziyaret etmesi, havayı büsbütün gerginleştirmişti.
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, 6 Ocak günü Vatan Gazetesi'ni ziyaret ediyor, "Said-i Nursi seçimde görev almış mıdır?" sorusuna "Öyle görünüyor" cevabını veriyordu.
Partisinin Gaziantep ilçe örgütüne gönderdiği mesajda da, "Bediüzzaman iktidar partisinin seçim mekanizmasında kendine düşen vazifeyi yapmaya başlamıştır" diyordu.
Asıl fırtına ise, 8 Ocak günü Meclis'te kopacaktı.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.

Sosyal - Medya Haberleri