Mehmet Fırıncı Ağabey

Abdurrahman İRAZ
1975 yılının başlarında bir bayram günü idi. Risale-i Nur’u henüz yeni yeni tanıyordum. Benimle ilgilenen arkadaşım İbrahim Şencan ile bayram namazını Süleymaniye'de kıldıktan sonra Kirazlı Mescide gittik. Herkes ayakta idi. Bayramlaşma vardı. Önceden bana anlatılanların etkisi ile Üstadın talebelerine sıra gelince tarikat kültürüne de vakıf olduğum için  ellerini öpmek için hamleler yapıyordum, onlar da hem hamlelerimi boşa çıkarıyor, hem de beni azarlıyorlardı. Şaşkındım… Ne yapacağımı bilmez bir halde bayramlaşma halkası içinde dönüp duruyordum. Sıra Fırıncı ağabeye gelmişti, tam elini tutunca o benden önce hamle yaptı elimi çekmesem sanki öpecek gibi geldi bana neye uğradığımı şaşırmıştım. Doğrusunu isterseniz o zamanlar tevazu, enaniyet, ihlas, hodfuruşluk gibi kavramların ya da duyguların ne olduğunu dahi bilmediğimden Fırıncı ağabeyin o hareketine bir mana verememiş sadece şaşkınlık ve utangaçlık arası bir duygu halini yaşadığımı hatırlıyorum.
 
1976-77 yılları idi Isparta öğrenci yurdunda kalıyordum. Bir gün “Abdurrahman iraz, Fırıncı ağabeyden telefon var” diye anons edildi, çok heyecanlanmıştım. İlk defa Üstadımızın bir talebesine muhatap  olacaktım. Acaba beni neden arıyordu? Kafamda yüzlerce soru ile koşa koşa aşağı inmiştim. Ahizeyi elime alıp "alo" dediğimde karşıdan gayet nazik, zarif bir sesle “Abdurrahman ağabey siz misiniz? Çok özür dilerim rahatsız ettim lüfen bağışlayın” diye söze başlayıp bana meramını anlatmıştı. O tarihlerde Fırıncı ağabey 50'lerde, bense 20-21 yaşlarında idim.
 
Bilirsiniz, her sene Risale Haber olarak İslam ve Kur’an'a Risale-i Nurlarla hizmet eden bütün cemaatlerin görüşmesini sağlayan bir iftar veririz. Bu iftara Üstadımızın bütün talebeleri de katıldığı için gelenekselleşen bu iftar Dilruba restoranın geniş bahçesinde  ikindi namazından sonra sohbetlerle başlar. Fırıncı ağabey selam veren herkesin önünden kalkar, kendi yerini gösterir “buyurun oturun” der. Fırıncı ağabeyin bu fıtri davranışını göstermesi için gelenin başbakan olması gerekmez. O bunu 7 yaşındaki çocuğa da yapıyor 70 yaşındaki kişiye de.
 
Fırıncı ağabey iki büklüm olmuş beli ile sizinle musafaha edince elinizi öpecekmiş gibi gelir size.  6 nisan 2012 tarihinde Mardin'de ilk defa bir devlet üniversitesinde Risale Akademi tarafından Münazarat Sempozyumu yapılmıştı. Tabiki bunun ne demek olduğunu en iyi Üstadımızın talebeleri bilrdi. Rektör bey selamlama konuşmasında bakan, milletvekilleri, medya temsilcileri, rektörler ve akademisyenleri saydıktan sonra şöyle demişti: “Ama en önemlisi Üstadımızın talebeleri burada hoş geldiniz bize şeref verdiniz.” Bunca zulüm, sürgün, hapis ve işkenceden sonra bir devlet adamı tarafından bu sözleri duyunca salondaki herkes çok duygulanmış hatta hıçkırıklarla ağlayanlar olmuştu. İşte o konuşma sonrası rektöre plaket vermesi için Fırıncı ağabey anons edilmişti. Fırıncı ağabey belki torunu yaşındaki rektörün eline eğilmiş rektörün büyük infial yaşamasına sebep olmuştu. Ama Fırıncı ağabey hayatı boyunca ne bir papazın, ne bir kardinalin ne de papanın elini öpmemiştir. Zira onun pak ve temiz dudakları Bediüzzaman'ın yeddi mübareğine dokunmuştu.
 
37 senedir çok yakınında oldum Fırıncı ağabeyin “ruhunu biliyorum”, “aklından geceni bilirim” denir ya… Öyle işte ben nerdeyse öyle tanırım Fırıncı ağabeyi. Ondan suni, yapay, yapmacık, göstermelik, ya da bu manaları çağrıştıracak hiç bir hareketi, davranışı, görmedim göremezsiniz. Fırıncı ağabeyin zerafet, nezaket, tevazu ve nezahetini ben yazmaya muktedir değilim. Kimileri için mübalağa gelebilir, fakat bir kaç edip kafa kafaya verse onun bu güzel hasletlerini anlatabilmek için ansiklopedi yazarlar, kitap değil.
Hatta Fırıncı ağabeyin engin ruhunu, yüksek seciyesini, fıtri terbiyesini anlatmak ve üstüne konmak için tevazu, zerafet, nezaket ve nezahet kelimeleri de hicab ederler.
 
Şimdi kalkmış kendini bilmez 1-2 gezi zekalı çapulcu Fırıncı ağabeyin ismini ağızlarına alıyorlar kendilerince onu kirletmeye çalışıyorlar. Heyhat beyhude hiç yorulmayın. Altın çamura duşünce nasıl sakıt olmuyorsa Fırıncı ağabeyin ismini de ağzınıza aldığınızda değerinden hiç bir şey kaybetmiyecektir. Haaaa onun ismini ağzınıza almakla kendi ağzınızı temizlemeyi düşünüyorsanız, o da beyhude bütün deterjan fabrikaları size tam mesai yapsa sizin ne ağzınız ne de bedeninize yapılacak bir şey kalmadı. Zira kir bedeninizden ruhunuza geçmiş. 
 
Rahmetli şeyh-ül şuara Üstad Necip Fazıl'ın dediği gibi “alçaklık da bir seviyedir.” Yani biz kimseye böyle payeleri vermeyelim. Daha esfelini de bilmiyoruz.
 
SAADET VE MUHABBETLE KALINIZ.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (9)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.