Muhasebe Vakti

Mehmet EVREN

Lezzetin ağırlığından söz ederken insan, çoğu zaman yükün nerede olduğunu karıştırır. Nefis, hafif olanı ağır; ağır olanı ise cazibesiz gösterir. Oysa hakikat, ilk anda acı gelenin sonunda huzur, ilk anda tatlı gelenin sonunda yük olduğuna işaret eder.

İçimdeki bitmeyen çağrıya sesleniyorum:

Ey beni daima aşağıya çeken tarafım… Sana tâbi değilim. Sen istediğinin peşinden gidebilirsin; ben yolumu seçtim. Güneşi, ayı ve yeri insanın hizmetine veren; her şeyi hikmetle yaratan Zât’a kul olmayı seçtim. Kulluğun ağırlığı, başıboşluğun boşluğundan daha hafiftir.

Zaman, durmaksızın akıyor. Hayat, bir uçağın gökyüzündeki seyri gibi; bir trenin karanlık tünellerden şimşek hızıyla geçişi gibi… İnsanı fark ettirmeden, kabir denen o son istasyonun kapısına doğru taşıyor. Bu yolculukta insanın tutunacağı tek kuvvet, Rahmân ve Rahîm olan Yaratıcının yardımına sığınmaktır.

Kalbime düşen en ince hatırayı işiten; gönlümdeki en gizli arzuyu bilen bir Kudret varken, başkasına yönelmek ne büyük bir şaşkınlıktır. Akıl ve hayalin aradığı ebedî saadeti verebilecek olan yalnızca O’dur. Bu yüzden ibadet, bir mecburiyet değil; yaratıcısına karşı bir görev, bir istikamet meselesidir.

Çünkü O’nun marifeti olmazsa, dost bildiklerimiz düşmana dönüşür. Mal, yük olur. Makam, endişe verir. Ömür heba olur. Hayat, tat yerine yorgunluk bırakır. Akıl bir nimet olmaktan çıkar, ceza hâline gelir. Umutlar acıya inkılap eder.

Ama Allah’a kul olan için tablo değişir. Kul olan, sultan olur. Hizmetkâr olan, hizmet görür. Zira her şeyin gerçek sahibi bilinince, eşya da insana yabancılaşmaz. İman ve idrak, dünyayı düşman olmaktan çıkarır.

Aklı başında olan insan, dünyanın kazancına fazla sevinmez; kaybına da aşırı üzülmez. Çünkü dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da onunla birlikte gidiyor. Sen de bu yolculuğun içindesin. İhtiyarlık, kulaklarının üstünde beliren bir sabah gibi doğmuşken; saçlarının beyazı, kefeni hatırlatırken; bedeninde yerleşmeye çalışan hastalıklar, ölümün öncü birlikleri gibi dolaşırken hâlâ uyanmamak ne büyük bir gaflettir.

Oysa önümüzde ebedî bir ömür var. Ve oradaki rahat, buradaki gayrete bağlı. Ölümün sarsıcı eli insanı uyandırmadan evvel, kendi iradesiyle uyanması gerekmez mi?

İşte şimdi muhasebe zamanıdır.

Geçen yıl bize ne kattı, biz ondan ne aldık?
Kazançta mıyız, zararda mı?
Gelecek için bir istikametimiz var mı, yoksa yalnızca niyetlerimiz mi?

Bu soruların cevabı, takvim yapraklarında değil; kalbin derinliklerindedir.

Bu düşüncelerle yeni bir yılın eşiğinde dururken; kendimiz, ailemiz, ülkemiz ve bütün insanlık için hayır dileriz. Dileriz ki zaman, aleyhimize değil; lehimize şahitlik etsin.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.