Sultân Geldi Sultân!..

Mehmet Asıf IŞIK

Zamanların sultânıdır o. Hazreti Kur'ân'ın indirildiği ay olması hasebiyle Ramazân-ı Şerif bütün zamanların sultânı ve efendisidir.

Bütün sultanlar gibi o da hediyelerle geldi; Kâinâtın Şanlı Sultânı'nın rahmet, mağfiret ve cennet müjdeleriyle geldi. İçinde, İlâhi rahmetin, lütuf, ihsan ve ikramlarıyla, her türlü güzelliğin sabaha kadar meleklerle kucak kucak indirildiği bir ömre bedel kadir gecesiyle geldi.

Mihverinden çıkmış, ihtiraslarıyla haddini aşmış ve meyilleri zıvanadan çıkmış olan insanoğluna yeniden ince ayarlar çekmeye, insanı İNSAN kılmaya geldi.

Sadece midemize değil, elimize, ağzımıza, gözümüze, kulağımıza ve kalbimize, hülâsa maddi ve mânevi her âzâmıza oruç tutturup ramazanı bütün zerrelerimizle idrak etmeye gayret edeceğiz.

Bekliyorduk Sultanım, koskoca bir yıldır seni bekliyorduk; Sultânı sultanların şânına yaraşır bir sevinç ve coşkuyla ağırlamalı. Ki, buradan razı ve memnun olarak ayrılsın da yarın o kadr-u kıymetini bilenleri hem razı, hem de memnun eylesin.

İmam-ı Rabbâni’nin (ra) demesiyle ‘Melikin (Sultanın) atiyyelerini ancak matiyyeleri (binitleri) taşıyabilir.’ (M.N./Katrenin Zeyli)

Yâni, sultanların hediye ve bahşişlerini o saltanatın şanına layık süslü, alımlı ve göz alıcı binit/binekler taşıyabilir. Hangi azametli saltanat, saltanatın haşmet ve heybetinin eserlerini zayıf, cılız ve çelimsiz bineklere yüklemiş! Elbette o hediyeler ancak değerli görülen ve değer verilenlere taşıtılıp hak edenlere veya hak etme gayretinde olanlara ihsan edilir.

RAMAZANI İDRÂK EDEBİLSEK!..

Ecdadın ibadetlerin edâ edilmesiyle ilgili olarak kullandığı hârika tâbirlerinden biri de ‘İDRÂK ETMEK’ ifadesiydi; Nefis bir tabirdir idrâk etmek.

"Belki, taklitten, bilinçsiz ve bilgisizce bir şeyi yapmak yerine, yapılan ibādetin mānāsını, hikmetini ve emredilmesinin sebep, gāye ve hikmetini aklen, fikren, kalben ve ruhen kavrayıp hakikatini hakkıyla, incelikle ve derinden hissetmek..."

Mübârek ramazan Kur’ân ayıdır. O Kur’an ki onunla ilişkili olan her şey şereflenip yücelir.

Bir zaman dinlediğim güzel bir hutbede şöyle denmişti: Kur’ân’ı vahyettiği için Hazreti Cebrail (as) ‘Meleklere Reis’ oldu ve ona ‘Ruh-ul Emin’ denildi. Hazreti Peygamber Efendimize (sav) Kur’ân indirildiği için Peygamberlerin ve yaratılmışların en hayırlısı ve faziletlisi oldu. Ümmetine Kur’ân gönderildiği ve onu yaşamaya çalıştıkları için ‘insanların içinden çıkarılmış en hayırlı ümmet’ oldu. Kur’ân Kadir Gecesinde indirildiği için ‘zamanların ve gecelerin en hayırlısı’ oldu.

Kur’ân Ramazan’da indirildiği için ‘ayların efendisi’ oldu. İşte bu sebepledir ki Hazreti Peygamber Efendimiz (sav) o çok bilinen hadis-i şeriflerinde ‘En hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir’ diye buyurmuşlar. İşte bundan dolayı kalbine, ruhuna, aklına, fikrine, zihnine ve dimağına hikmetli ve hidayete erdiren kitabımız Hazreti Kur’ân’ın mânâları düşen mü’min de ‘İnsanların en hayırlısı’ olmaz mı?

Bu ayın her ân'ında, her faslında, her gece ve gündüzünde anlaşılıp yaşanması için indirilen Kur’an-ı Hakim'in mânâlarını, hayatımıza hiç silinmemek üzere nakşedip işleyerek, Kur'ân’ın ahlâkını kavlen ve fi’len üzerinde elmaslar ve pırlantalar gibi gösteren Resulullah Efendimizin (sav) edebiyle süslenip ramazanı hakkıyla ve lâyıkıyla yaşayıp İDRÂK etmek duâsıyla.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.