Sanal Âlemde Başlayıp Gerçeğe Dönen Bir Dostluk

Mehmet Asıf IŞIK

20’nci yüzyılla başlayan bilişim çağı hayatımıza pek çok teknolojik yenilik getirdi. Teknik ve teknolojik alanlarda aralarında amansız rekabet yaşanan ülkeler ve bu ülkelerin dünyayı ahtapot kolları gibi saran uluslararası şirketlerinin çalışmaları ve halen neredeyse hergün yeni bir usûl, adet veya ürünü başımıza belâ ederek baş döndürücü bir hızla süren bu bilişim ve iletişim çağındaki durmak bilmeyen çalışmaların meyveleri olan teknolojik yeniliklere alışmak veya yetişmek bir yana, takip bile edemiyoruz.

Bugün bulunduğumuz noktada modern hayat tarzı, insanları sosyal hayattan koparıp adeta kendi ördüğü sanal âlemlere hapsetti. Kendilerini sanal dünyanın karşı konulamayan cazibesine kaptıran, küçüğünden büyüğüne, kadınından erkeğine çoğu insan, bu güyâ özgürlük(!) çağında farkında olmadan kendi kozalarında bilişim ve iletişimin baştan çıkaran alet ve edevâtına teslim ederek esaret hayatı yaşamaktalar.

Yukarıda değindiğim üzere, geleneksel akrabalık, dostluk ve arkadaşlıklar belki de kolay kapanamayacak çok ağır yaralar aldı. İnsanî ilişkilerimiz sanal diye adlandırılan mecralara taşındı. Buna rağmen, çok şükür ki, hâlen insan olduğunu unutmayan, kendini var eden ve şahsiyetini aldığı değerlerini muhafaza etmekte kararlı olanlar, bu sanal âlemde, bu yapay ilişki ağlarında boğulmadan insan kalmanın, dost ve arkadaş olmanın, yakınlarıyla ve sevdikleriyle ilişkilerini devam ettirmenin mücadelesini verenler var. İyi ki var…

DOST BİR ŞÂİRE, MUSTAFA ATİŞ’E DÂİR

O direniş mücadelesini veren birinden bahsedeceğim: Yazıp çizdiğimiz eserlerin sanal âlemde yayınlandığı ve ülkemizin tanınmış yüz akı kalem ve kelâm erbabı pek çok sanatçı, yazar, şâir, gazeteci, akademisyen, eğitimci, sinemacı, işadamı ve hatta siyasetçinin birarada bulunduğu "Edebiyat Dostları Grubunda” insanın içini ısıtan, kelimeleriyle insanın kalbinde sıcaklık ve samimiyet hissettiren, bazen buruk hüzün, bazen ^buram buram yakıcı hasret, bazen kavuşma sevinci, bazen moral ve mâneviyat, bazen de aşk ve sevda temâlı şiirlerini yayınlayan bir şâirin eserlerini okumak pek hoşuma gidiyordu.

Güle Ağıt, Heyelân Dünya, Yeşil Mavi Düşlerim (Mimoza) ve bir kısmı kendi şiirlerinin derlemesi olan Yardan mı Geçeceksin ismini verdiği kitaplarında yayınladığı, çoğu hece vezniyle yazılmış benim de pek hoşuma giden ve zevkle okuduğum bu şiirler belli ki saf, temiz ve nezih bir kalbe gelen ilhamların esintileri, coşkun akan bir çağlayanın ruhlara serinlik veren berrak ve duru suları gibiydi. Hele Karadeniz Bölgesini, ayrı ayrı illeriyle ve özellikle kendi doğup büyüdüğü Rize’nin Çayeli ilçesini anlattığı şiirleri, şâyet oraları görmeseydim, ‘bu şâir mübalâğa ediyor, sanki cenneti anlatıyor’ hissi uyandırıyordu. Her bir kıt’ası beşer mısrayla yazılmış harika bir şiirinin bir kıt’asında kelimelerle çelik çomak oynarcasına şöyle diyordu:

“Ya öldür sevdaları ya bu hasreti güldür

Mâziye gömüleyim sedâsız ve selâsız

Toprak olsa da vuslat benim düşümde Gül’dür

Hangi irem kolaydır sabırsız ve cefâsız

Ya öldür hasretleri ya bu sevdayı güldür.” Yine Çayeli’ne yaptığı bir güzellemede ilçesine sevdasını şu dörtlükle dile gelmiş:

“Diyardan diyara dolaştım durdum

Gözümü kapattım hep seni gördüm

Döneceğim diye hep hayâller kurdum

Sensiz hayat hep bîzârdır Çayeli’m”

Bahsini ettiğim şâirle grupta paylaştığı bazı şiirleri hakkında sanal âlemde yazışmaya, kullandığı kelimelerin şiirin temâsına uygunluğu hususlarını kritik edip fikir teatisinde bulunmaya başladık. Gıyâbî tanışıklığımız o vakte kadar birbirini görmemiş iki insanı daha sonra bir vesileyle yüz yüze, kalp kalbe getirerek kucaklaştırdı değerli ve hakiki bir dostluğu başlattı. Kendisiyle ağabey-kardeş olduğumuz, tanımaktan çok memnûn ve mesrûr olduğum bu samimî ve sıcakkanlı insan, Karadeniz bölgesinin pek hoşuma giden sevimli özelliklerini taşıyan şâir Mustafa Atiş idi. Bir şiirinde, belki bütün şairlerin ortak kaderi olan yalnızlığını kısa ama özden de öz şu beyitle pek dokunaklı anlatmış:

“Benden kalan, yalnızların yoldaşı / Sokaklarda birkaç damla gözyaşı…”

Mustafa Atiş’in şiir sanatında, mâzide kalan ve ihyâ olmasını ümit ettiğimiz muhteşem medeniyetimizin söz ve mânâ kaynaklarından önemli ölçüde beslendiği kendini iyice belli ediyor. Şâir her ne kadar geleneksel şiir mirasımızın izinden yürüdüğü izlenimi veriyor ise de eserlerinde Allah vergisi olan kendi yeteneğini, kendi fikrî ve zihnî mahsûlünü ve rengini fark ettirir. Şahsına özgü üslûbu ilk eserlerinden itibaren gittikçe oturuyor, özgün anlatım tarzı söz ustalığına doğru ilerliyor. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (sav) dünyayı teşrif edeceği zamana atıf yaptığı bir şiirinde “Kutlu Doğum”u şöyle anlatıyordu:

“Zaman sancılarını gizliyordu kalbime

Her şafak mevsimlerden baharlara gebeydi

Yalınayak yürüyüp çöllerin gölgesine

Bulutları savuran rüzgâr beklemedeydi

Mâverâ’dan işaret, gökyüzünden bir seda

Bir yıldız doğacaktı karanlıklara inat

Gündüzler uzuyordu geceler sanki yelda

Bir nûra nefes kadar muhtaç idi kâinat

Duâlar sırılsıklam umutlar tomurcuktu

Tebessüm; karanlığa ışık tutan çocuktu

Altı asır hüzünbaz yaşlı medeniyetin

Yanağında gül kokan bir yetim öpücüktü.”

Şair, şiirinin bu bölümünde kâinatın “Âlemlere rahmet olarak gönderilecek Hazreti Peygambere ve getireceği nûra, insanlığın mânevî canlılığının devamı için olmazsa olmaz, bir nefes kadar/gibi muhtaç olduğunu nefis ve nârin bir dille anlatmış.

Mustafa beyin şiirlerinde kullandığı malzemesi, yani kelimeleri, bu sözlere vermeye çalıştığı anlamların zihne çağrıştırdığı his ve düşünceleri ile tarz-ı beyânıyla geniş bir muhayyileye sahip olduğu anlaşılıyor. Şiirleri metaforik ifadelerle, güçlü ve sağlam anlatımlarla, insanın idrakini açarak genişlik veren zengin tasvirlerle okuyucuyu âdetâ kendi hayâl dünyasına davet ediyor. Kendi iç dünyasının kuytularında zevkle gezdirip ilhamlarını muhatabına hissettiriyor. Şiirlerinde “asonans” denilen ses, söz (öz) ve mânâ uyumu vardır. Zaten bu kâide şiir sanatının olmazsa olmaz kuralıdır. Bir şiirinde yalnızlığını şöyle dile getirmiş:

“Yalnızlığım; / Sanma ki sessizliğimdir / Sensizliğimdir… Sensizliğimdir.”

Yazı yazma sanatı(veya tekniği)nda elinde kalem tutan her şair ve yazar için başarının, daha doğru bir ifadeyle, ortaya güzel eseler çıkarmanın en önemli kıstası veya ölçüsü hissettiklerini, kişinin içine doğan manaları, ilhamlarını veya sezgilerini okuyucusunun iç dünyasına aktarabilmesidir. Mustafa Atiş bunu kolaylıkla başarıyor.

Şair arkadaşımın nezaket gösterip hediye ettiği ve yukarıda isimlerini verdiğim dört kitabını pürdikkat okurken memleket sevgisine ve hasretine dâir derinden hissederek yazdığı şiirleri beni ziyadesiyle etkilemiş ve "Vatan sevgisi imandandır." mealindeki hadis-i şerifi sık sık hatırıma getirmişti. Bir insanın doğup büyüdüğü, bunaldığında rûhuna soluk aldırdığı toprakları, adeta mahallelere, köylere ve bu yerlerdeki gizli-saklı özel mekânlara varasıya kadar sözlerin güzeli olan şiirle bal şerbeti tadıyla dile getirmesi ne güzel. Bir şiirinde kendi şehri Rize için şunları demiş:

“Hatıralar canlanır şimdi hayallerimde

Dağmaran’da mıhlama bıldırcın eşliğinde

Şahin Tepesi bakar Rize’ye gelin gibi

Uzansa dokunacak deryaya elin gibi

….

Bir güle gül vermiştim, gülüvermişti bana

Sonradan küle döndü o ateşli sevdalar.”

Bir başka beyitte ise doğup büyüdüğü ve kalben bağlı olduğu Rize ile yaşamak zorunda olduğu İstanbul arasındaki sevda için şu beyti kaleme almış:

“O benim memleketim; doğup büyüdüğüm yer

İşim “gurbet” dese de, yüreğim hep “sıla” der.”

İnsanın doğup büyüdüğü mekânın insan ruhunda, kalbinde apayrı ve müstesna bir yeri ve makamı vardır. İnsan-mekân ilişkisi, yani memleket sevgisi gayet fıtridir ve hemen her insanın kalbinde kendi memleketi özeldir. Ancak Mustafa Atiş kendi beldesinin yanısıra, bugün hâlen yaşadığı şehirlerin sultanı İstanbul’u da o aşkla sevmesi ve öylesine veciz ve beliğâne ifade edebilmesi büyük takdir hak ediyor. Süreyya Tepelerinle-İstanbul şiirinde bu büyülü ve nâdide şehri şu beyitlerle tarif etmiş:

“Tarihi yüreğinde saklayan kutsal şehir

Harikalar diyadı, beldelerin şahısın

Yedi tepe üstünde duran ihtişamınla

Sen; Süreyya şavkınla arşın padişahısın

Vuslatın gökkuşağı efsun köprülerinle

Avrupa’yla Asya’nın ezelden nikâhısın

Hangi yıldızlar bana senin lem’anı verir

Aynı toprak üstünde dinlerin dergâhısın”

Benim bir kitap okuma âdetim var; elime aldığım her kitabı okurken kitabın bazı yerlerini işaretler, notlar alır ve dikkatimi çeken hususlarla ilgili açıklamalar yazarım. Mustafa Atiş dostumun, nezaket gösterim imzalayarak gönderdiği kitaplarını da kelime kelime, mısra mısra, beyit beyit, kıt’a kıt’a zevkle ve beğeniyle okuduğum, gerçi bazı şiirlerindeki mısralara ve kelimelere daha uygun ifadeyle anlatılsın diye şerh koyduğum şiirler de olmasına rağmen geneli itibariyle birbirinden güzel, sanat ve estetik bakımından çok değerli şiirlerinden bazısına hârika, bazısına fevkalâde, bazısına çok güzel veya tatlı, bazısına da şöyle böyle diye notlar düşmüş, bende takdir ve hayranlık uyandıran bazı beyitleri, dörtlükleri veya bölümleri özel olarak işaretlemiştim. İşte bir şiirinde her bir ayrı bölümün altına serpiştirdiği şu beyitler yüreğimi dokunmuş ve titretmişti:

“Düşen her bir damla söndürür beni / Baharsız her mevsim öldürür beni” Bir diğeri,

“Hayırsız her sebep söndürür beni / Sebepsiz her hayır öldürür beni” Bir diğeri,

“Kanayan her yara söndürür beni / Yıkılan her umut öldürür beni”

Aman sevgili dostum ve kalem arkadaşım, yüreğinizdeki ateş sönmesin; kışlar yemyeşil baharlar gelsin diyedir; aman ha sakın umutlarınız da ölmesin.

Sevgili dostum şâir Mustafa Atiş beyefendiye, “Kaleminiz Hakk’a, iyiliğe, güzelliklere, ebediyete ve sonsuzluğa ulaştıran İlâhî aşka, vatan ve memleket sevgisine ve insanı insan kılan insânî erdemlere hizmet etsin, ilhamınız bol ve bereketli olsun. Hakikati ifade eden sözleriniz ve kabiliyetiniz kemâle ererek kuvvet bulsun. Hak söyleyen ve hakka hizmet eden kelâmınız kısılmadan, eksilmeden ve kesilmeden, yazdığınız güzel şiirler ve eserler unutulmadan, nâmınız dilden dile, nesilden nesile hayırlarla hatırlansın, duâsıyla.

Sanat hayatında bol ve bereketli ilhamlarla daha nice değerli eserler vermesini umuyor, rûhen, kalben ve bedenen sağlık ve âfiyet içinde başarılarla dolu uzun ömür temennî ediyorum.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.