Kur’an’ın Tarif Ettiği Ahlâk-1

Mehmet Asıf IŞIK

PEYGAMBER AHLÂKI: SIRAT-I MUSTAKİM

Rahman ve Rahim olan Âlemlerin Rabbi, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’i (sav) “Âlemlere Rahmet” olarak “kâffeten li’nnâs”, yani, bütün insanlığa risalet (elçilik) vazifesiyle göndermiştir. Allah, Hazreti Âdem’den itibaren 124 bin nebi ve resûlle insanlığa tebliğ edilen İslâm dinini “Hatem’ül Enbiya” ile kemâle erdirmiştir. Türlü sapkınlıklarla “sırat-ı mustakim” arasında yalpalayan insanlığa ihsan ettiği hidayet nimetini Zât-ı Risalet (sav) Efendimizle tamamlamıştır.

İnsan, dünyaya gönderildiğinden beri hiçbir zaman başıboş veya kendi başına bırakılmamıştır. Varlığının abes ve anlamsız olmadığını bildirecek, zaaf ve eğilimleriyle savrulmaya yatkın olan insana yaratılışının gayesini öğretecek ve doğru yolu gösterecek peygamberlerin rehberliğiyle desteklenmiştir.

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, insanın Allah’a kulluk etmek için yaratıldığını kerrat ile beyan eder. İnsanın rabbine yapacağı kulluğu, Cenâb-ı Allah’ın emir ve yasaklarına kesinkes uymasıdır. İnsan en son vahyedilen kitapta tarif edilen, son peygamberin örnekliğiyle hayata yansıtılan ve ömrünün sonuna kadar her anından sorumlu tutulacağı dosdoğru bir hayat yaşamakla mükellef kılınmıştır. En güzel kıvamda yaratılıp üstün özelliklerle donatılan insan, nefsanî arzularını, hevâ ve hevesini kontrol ederek İlâhî murada yöneltecek. Bu çabasıyla Yaratıcısı nezdinde kendisi için tayin ve takdir edilmiş makam ve mertebeye (sevgili ve değerli) lâyık olacaktır.

İnsanlara ilâhî iradeyi bildirecek, hakkı ve hakikati tebliğ ve temsil edecek olan peygamberler, ismet sıfatıyla hata ve günahtan korunmuş; Allah’ın övdüğü üstün vasıflarla insanlığa örnek ve rehber kılınmışlar.

Nübüvvet silsilesinin son halkası olan Peygamber Efendimiz (sav), ilk insan Hazreti Âdem’den (as) itibaren insanlara gönderilen bütün nebi ve resûllerin ortak dâvâlarının varisidir. Peygamberlerde görülen bütün üstün hasletler Fahr-i Âlem Efendimizde en mükemmel şekliyle tecelli etmiştir.

Peygamber Efendimiz, kendisine vahyedilen kitabı insanlığa tebliğ edip öğretecek en büyük muallimdir ve O’nun ahlâkının Kur’an olması, O’nu canlı bir Kur’an olarak hayatıyla en güzel şekilde yaşaması hikmetin gereğiydi. Zaten öyle de olmuştur; Kur’an’ı indiren Allah Teâlâ, bütün kullarına resûlünün ahlâkını örnek göstermiş, لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖی رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ یَرْجُوا اللّٰهَ وَالْیَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثٖیرًاؕ (Ahzâb, 21) And olsun, Allah'ın Resûlünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. buyurmuştur.

Kur’an-ı Hakim, Hz. Peygamberin (sav) bu örnekliğinin sebebini de, وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ (Kalem Sûresi, 4) "Hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin." âyetiyle açıklar. Nitekim bu husus bir Ebu Hureyre (ra) hadisinde şöyle rivayet edilmiştir: إِنَّمَا بُعِثْتُ لِأُتَمِّمَ صَالِحَ الْأَخْلَاقِ (İbn Hanbel, II, 381) “Şüphesiz ki ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” Keza İmam Gazali’nin İhya’sındaki bir hadiste ise, “Din, güzel ahlâktır” (İhya, 3/50) diye ifade edilmiştir.

Bu mânâları destekleyen bir rivayet sahabeden Sa'd b. Hişâm b. Âmir’den (ra) nakledilmiş: “Hazreti Âişe'nin (ra) yanına girdiğim zaman, Ey Müminlerin Annesi! Bana Resûlullah’ın (sav) ahlâkından haber ver, dedim. Bana, Sen Kur’an okumuyor musun? diye sordu. Ben, Evet okuyorum deyince, Âişe (ra) dedi ki: Resûlullah’ın (sav) ahlâkı Kur’an idi.″ [Sahih-i Müslim - 746] Zikredilen âyet ve hadislerden anlaşılacağı üzere, İslâm dini insanı ahlâkını güzelleştirerek inşa veya ıslah ederek onu evc-i kemalâta yükseltmeyi hedefler.

KUR’AN’DA ANLATILAN PEYGAMBER AHLÂKI

Kökeni Arapça olan Ahlâk kelimesi, insanın mânevî yapısını, huyunu, seciyesini, tabiatını ve karakterini ifade eden “hulk” (veya hulûk) kelimesinin çoğuludur. Hulk ile aynı kökten türeyen “halk” insanın dış görünüşünü ve fiziki yaratılışını belirtmek için kullanılır. Ahlâk ise, bu huyların ve mânevî niteliklerin, insanın iradeli davranışları haline gelmiş bütününü ifade eder. Bir diğer tarifle “Ahlâk” kelimesi özetle, bir toplumda ya da grupta kişilerin iyi veya kötü, doğru veya yanlış olarak değerlendirilen davranışlarını ve huylarını belirleyen kurallar ve değerler bütünü” diye kabul edilir. Bu izahlar muvacehesinde Kur’an, Hz. Peygamberin (sav) ahlâkını yalnızca övmekle kalmaz; onu toplumsal olaylar, krizler ve insanî ilişkiler içinde somutlaştırır. Birçok âyet O'nun ahlâkının hem iç hem dış dünyasını oluşturan özelliklerine işaret eder. Tafsilâtı siyer ve hadis kitaplarında ziyadesiyle mevcut olan peygamber ahlâkının zikredildiği bazı âyetlerdeki özelliklerine bakalım:

İnsanların acısını içinde hissetme, müminlere düşkünlüğü, ümmetinin sıkıntıya düşmesi karşısında duyduğu derin üzüntü ve onlara karşı beslediği şefkat, لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزٖیزٌؗ عَلَیْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرٖیصٌ عَلَیْكُمْ بِالْمُؤْمِنٖینَ رَؤ فٌ رَحٖیمٌ (Tevbe, 128) “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O size çok düşkündür, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” âyetiyle,

Bir önder olarak etrafındaki insanları kırmadan, onların fikir ve düşüncelerine değer vererek idare etmesi, hatalarını affedip kaba davranmayışı, ortak akılla (istişareyle) hareket etmesi O'nun toplumsal ahlâkının yüksek seviyesini, فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖیظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَࣕ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِی الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِؕ اِنَّ اللّٰهَ یُحِبُّ الْمُتَوَكِّلٖینَ (Âl-i İmrân, 159) “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla istişare et...” âyetiyle,

Hz. Peygamberin (sav) rahmet olma özelliği sadece Müslümanları veya içinde bulunduğu toplumu değil, bütün insanlığı, bütün mahlûkatı, hatta kâinatı kuşatan evrensel bir rahmettir. Düşmanları kendisine zulmettiğinde bile onlara beddua etmek yerine, "Allah'ım, kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar" diyen engin bir merhamet sahibidir. Bu özelliği, وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖینَ (Enbiyâ, 107) “Biz seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik.” âyetiyle,

Hz. Peygamber (sav), Mekke döneminde kalpleri kaskatı kesilmiş müşriklerin ağır hakaretleri, boykotları, suikast teşebbüsleri ve yakınlarının vefatları karşısında sarsılmaz azim, olağanüstü sabır, tahammül ve metanet göstermiştir. Medine döneminde ise kibirli ve inatçı Yahudilerin taassup ve hilebazlıkları, öte yandan münafıkların türlü entrikaları karşısındaki stratejik sabır ve tevekkülü O'nun ahlâk ve karakterinin en güçlü özelliğidir: … فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُولُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْؕ (Ahkâf, 35) “O halde, peygamberlerden azim ve kararlılık sahibi olanların (Ulul'azm) sabrettiği gibi sen de sabret...” âyetiyle,

Hz. Peygamberin (sav), nübüvvet öncesinde bile "Muhammedü'l-Emîn" vasfıyla bilinmesi, O’nun Kur'an'da adaleti ve emaneti ayakta tutma hususundaki tutumuyla beyan edilmiştir. Bir Müslüman ile bir Yahudi arasındaki hırsızlık davasında, Müslümanın suçu Yahudi'nin üzerine atmaya çalışması karşısında inanç ayrımı gözetmeden hakkı sahibine teslim ederek adaleti uygulaması: اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَیْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَیْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰیكَ اللّٰهُؕ وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِنٖینَ خَصٖیمًاۙ (Nisâ, 105) “Şüphesiz, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin diye biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.” âyetiyle,

Hz. Peygamber, tarih boyunca bütün sapmaların sebebi olan aşırı yüceltmelerin, bazen kendisine gösterildiğinde, büyük bir tevazu ile "kul bir peygamber" olduğunu dile getirmiştir. Kimseden bir imtiyaz istemeden kendisini diğer insanlardan ayıran şeyin "vahiy almak" olduğunu söylerdi. Sahabeleriyle bir araya gelince herkesle eşit hizada oturur, dışarıdan biri O'nun peygamber olduğunu ayırt edemezdi:قُلْ اِنَّمَٓا …بَشَرٌ مِثْلُكُمْ یُوحٰٓى اِلَیَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ (Kehf, 110) “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım...” âyetiyle beyan edilmiştir.

Devam edecek

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.