(ALLAH’A MİSAFİR OLMAK - 2)
Yazmaya başladığımız hac ve umreye ilişkin gözlem ve intibalarımıza ait notlarımızın ilk bölümü 23 Ocak günü yayınlanmıştı. Bu meyandaki yazılarımız, ibadet mekânları ile ziyaret yerlerine ilişkin bilgiler, bu yerlerle ilgili kutsal kaynaklardaki bahisler, bu yerlere yapılan atıflar ile bu topraklarda yaşanan önemli olayların kısa tarihi ve özet tanıtımlarıyla devam edecek.
Mekke insanoğlunun belki de yaşamaya başladığı ilk yerdir. Her ne kadar Âdem ile Havva’nın yeryüzüne indirilmesinden sonra buluştukları yer Mekke sınırları içinde kalan Arafat’taki Cebel-i Rahme (Rahmet Dağı/Tepesi) olmakla beraber biz Mekke’den başlayalım.
Bu mübarek şehir Kur’ân-ı Hakim’in bir çok âyetinde Mekke, Bekke, Ümmü’l Kurâ (Şehirlerin anası, yerleşim birimlerinin merkezi), El Belde, El Beled, El Beled’ül Emin (Güvenli Yer), Harâm’un Emin, Vâdi Ğayri Zî Zer' (Ziraate elverişli olmayan vâdi), içindeki Mescid ve oranın kudsîyetine vesile olan Kâbe ise Beyt, Beyt’ul Haram, Beytullah, Beyt’ul Atik, Beyt’ul Muharrem ve Beyt’ul Ma’mûr isimleriyle, biri diğerini ifade edecek veya atıf yapacak şekilde anılmıştır.
MEKKE’YE ve KÂBE’YE DAİR BİLGİLER
Kâbe, bütün Müslümanlarının en önemli ibadeti olan namaz kılmak için yöneldiği kıblesidir. Bu kutsal mekân kıyamete kadar da Allah’ın birliğinin (tevhidin) ve Müslümanların inanç birliğinin simgesi olmaya devam edecektir. Bu sebeple, Kâbe’nin mahiyeti hakkında doğru ve ayrıntılı bilgiler edinmek zarûrîdir. Kâbe’nin insanlığın yeryüzündeki ilk mescidi olduğu Ali İmran suresinin 96. âyetinde bildirilir.
Bu husustaki bazı rivâyetlere göre Hz. Âdem, cennetten çıkarıldıktan sonra birbirlerini 300 (üçyüz) sene ararlar ve nihayet Hz. Havva ile yeryüzünde buluşurlar. Bunun sevinci ile şükretmek için, cennette olduğunda Allah’a ibadet etmek amacıyla etrafını tavaf ettiği nurdan sütûnun kendisine dünyada verilmesini ister ve ardından Allah’ın emriyle o vakit Kâbe’yi iptidai malzemelerle yapar. Daha sonra oğlu Hz. Şît (as) zamanında (veya onunla birlikte) Kâbe ilk defa taştan ve çamurdan bir bina şeklinde yapılır.
Bu yapı Nûh tufanı sırasında uzunca bir süre kumlar altında saklı kalır. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte asırlar sonra Hz. İbrahim (as), Kâbe’yi, Allah’ın emri üzerine oğlu Hz. İsmail (as) ile birlikte binanın ilk yapıldığı temeller üzerine inşa eder (Bakara/127). Zaman içerisinde meydana gelen tabii hadiseler, çeşitli felâket ve musibetler sebebiyle yıkıma ve hasara mârûz kalan Kâbe, henüz İslâm dâveti başlamadan önce tamir edilir. Sonraki dönemde ise Emevîlerin Ehl-i Beyt ve sonraları Abbasîler arasındaki siyasî mücadeleler sırasındaki harpler vs. bir kısmı yıkılıp yeniden yapılır.
Kaynaklarda, Kâbe'nin kıymeti, tevhid inanç ve akidesinin dünyadaki sembolü, Allah’ın tek ve hakikî mâbûd (ilâh) olduğunun arz üzerindeki timsali, meleklerin gökteki "Beyt’ul Ma’mûr" denilen Kâbe’sine mukabil, yeryüzü sakinleri olacak insanlar tarafından Allah’a ibadet için bir mâbed kılınması sebebiyledir. Kâbe'nin şerefi, fazileti ve yeryüzünün her yerinden hem maddî hem mânevî bakımdan üstün sayılması, bulunduğu mekândan ve fizikî durumundan değil, taşıdığı mânâ ile o mekâna ve makâma verilen şeref ve ihsan itibariyledir.
Kâbe, Allah’ın birliğinin, azametinin, kibriyasının, kudretinin, haşmetinin ve celâli tecellilerinin âdeta dünyadaki merkezi olması hasebiyle Mekke sınırlarına varıştan itibaren, ihrama bürünüldükten, Harâm bölgesine ve Mescid-i Harâm’a girişe kadar “Lebbeyk Allahumme Lebbeyk” (Buyur, emret Allah’ım senin emrindeyim), Kâbe’yi ilk görüşten, tavaf sırasında her şavtın başında ve sonunda okunan duâlardan, Safa ile Merve arasındaki sa’y sırasında ve sonrasında okunan duâ ve yapılan zikirlerin tamamında “Bismillahi Allah-u Ekber” zikriyle Allah’ın yüceliği ilân edilir. İbadetin her faslında dile getirilen tesbih, tahmid, tehlil ve tekbirlerle kul burada Rabbinin sonsuz azametine boyun eğdiğini, dâima emrine râm olduğunu, Allah’ın sonsuz büyüklüğü karşısında başka büyük tanımadığını hatırlar. Ziyaretçi bu duygu ve düşünceyi Mekke’nin coğrafyasından, sert ikliminden, arazisinin beton gibi kayalardan müteşekkil yapısından ve yalçın dağlarının insana tesir eden heybetli görünümünden hisseder ve anlar.
Bazı kaynaklara göre Hz.İsmail ve annesi Hacer’in kabirleri Kâbe'nin Hicr-i İsmail denilen kısımdadır. Hacr’ül Esved’in altında 8 paygamberin, tavaf alanında ise 70 civarında peygamberin kabri olduğu belirtilir. Vefat edeceğini hisseden Hz.Hud, Hz. Nuh, Hz.Salih, Hz.Şuayb gibi bazı peygamberlerin Kâbe yakınına defnedilmek için buralara geldikleri rivayet edilmektedir. Ayrıca Safa ile Merve tepeleri arasında da bazı peygamber kabirleri olduğu belirtilir.
HANGİSİ DAHA KIYMETLİ: KALP Mİ, KÂBE Mİ?
Cenâb-ı Allah’ın “Beyti” yâni evim diyerek şereflendirdiği Kâbe, ilk olarak Hz.Adem (as), Hz.Şit (as) ile birlikte ilk olarak çamurdan yapılmıştır. Daha sonra Hz.İbrahim (as) Hz.İsmail (as) ile birlikte taştan ve dünyadaki maddî varlıklardan inşa ettiklerinden bir âyette şöyle bahsedilmektedir: وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰه۪يمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰع۪يلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ (Bakara 127.Ayet) “Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah´ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.”
Ancak insan, bizzat Cenâb-ı Allah tarafından …قَالَ یَٓا اِبْلٖیسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِیَدَیَّؕ (Sad Suresi, 75) “Allah, “Ey İblîs” dedi, “Kendi ellerimle yarattığım şu varlığın önünde secde etmekten seni alıkoyan nedir?...” beyanıyla Kudret-i İlâhî’nin “ellerimle yarattığım” özel olarak yaratıldığı şerefine nâil olmuştur.
Bu sebeple, mü’min bir insan Kâbe hürmetinde sayılmıştır. Bediüzzaman Hazretleri de Mektûbât isimli eserinde bu meseleye “…Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü’mine karşı adâvete sebebiyet veren…” (22.Mektubun 2.Vechi) sözleriyle temas etmiştir.
Her ne kadar sıhhati hususunda bazı âlimlerin ihtiyatla yaklaştığı, ancak lafzen değilse de mânâsı hakikat olan bir hadis-i kudsî de Cenâb-ı Allah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: مَا وَسِعَنِى سَمَاۤئِى وَلاَاَرْضِى وَلٰكِنَّ وَسِعَنِى قَلْبُ عَبْدِىَ الْمُؤْمِنِ “Ben göklere ve yere sığmam, fakat mü’min kulumun kalbine sığarım.” (El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2:165; İmam-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn, 3:14)
Evet, Kâbe’nin biri maddî âlemde Allah’ın yeryüzündeki “Evim” dediği, bütün mü’minlerin cazibesine kapılarak etrafında deveran edip durdukları kâinatın kalbi mesabesindeki Kâbe’dir; diğeri ise kâinata sığmayan Âlemlerin Rabbinin sığarım deyip kendisine “Hane” eylediği, kâinatın küçük misali ve fihristesi olan insanın vücuduna hayatî maddesi olan kan pompalayan, maddî ve mânevî hayatının merkezi olan Kâbe mesabesindeki insan kalbi…
Zâten âlimler tarafından da kalbi Allah’a imanla, onun marifeti, muhabbeti, mehabeti ve mehafeti ile dolu bir mü’min kalp hürmet ve değer itibariyle Kâbe’den aşağı görülmemiştir. Hakikat ve hikmet ehlince insan kalbi “Âyine-i Samed”, yâni Allah’ın 18 bin âleme tecelli eden esma ve sıfatlarına mâkes olan ayna, tasavvuf erbabı nezdinde “Beyt-i Hüdâ” (Allah’ın evi) gibi kabul edilmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli “Benim Kâbe’m insandır.” demişti. Bu nükteyi Yunus Emre ise bir şiirinde “Bir kez gönül yıktın ise, Bu kıldığın namaz değil.” beyitiyle, namaz kılmak için yönelinen Kâbe’den daha değerli kabul edilen bir mü’minin kalbini kıran kişinin Kâbe’yi yıkmışcasına, kılacağı namazın kıymetinin olmayacağını incelikle ifade etmiştir.
Şu durumda hangisi daha değerli acaba? Allah’ın kudret eliyle yarattığı Kâbe hürmetindeki kalp mi, peygamber de olsa insanın yaptığı bina olan Kâbe mi? Allah bilir. Fakat kalplerimizi birer Kâbe yapmak bize bağlıdır; çalışıp gayret eden yapabilir. Allah yardımcımız olsun.
MEKKE GÜVENLİ BİR ŞEHİRDİR
Başlıkta belirtilen hususu bazı âyetlerle açıklayalım:
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَداً اٰمِناً وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَل۪يلاً ثُمَّ اَضْطَرُّهُٓ اِلٰى عَذَابِ النَّارِۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ (Bakara 126.Ayet)
“İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah´a ve âhiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası!”
وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰه۪يمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰع۪يلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ (Bakara 127.Ayet)
“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah´ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.”
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اٰمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْؕ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَكْفُرُونَ (Ankebut Sur. 67)
“Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken, bizim (Mekke´yi) güven içinde kudsî bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hâlâ bâtıla inanıp Allah´ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?”
Hazreti İbrahim (as)’ın muhteşem duâları: رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَۖ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ (Bakara 128)
“Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usûllerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.”
رَبَّنَا وَابْعَثْ ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّ۪يهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ (Bakara 129)
“Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.”
Bu âyette Hazreti Peygamber Efendimize işaret vardır. Nitekim Peygamber Efendimiz de bir hadis-i şerifte “Ben babam İbrahim’im duâsı, kardeşim İsa’nın müjdesi, annemin de rüyasıyım.” mealinde buyurmuştur. (Müsned, 4/127, 128, 5/262; Hâkim, el-Müstedrek, 2/656, Ayrıca, Mecmeu’z-zevaid, 8/223)
كَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪يكُمْ رَسُولاً مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكّ۪يكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَۜ (Bakara 151)
“Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab´ı ve hikmeti tâlim edip bilmediklerinizi (veya bilemiyeceklerinizi) size öğreten bir Resûl gönderdik.” Hz.İbrahim’in Peygamber Efendimiz ile ilgili yukarıda değinilen Bakara Sûresi 129.âyetteki duâsının kabul edildiği bu âyette açıkça beyan edilmiştir.
MEKKE HARAM BELDEDİR
Mekke’nin bir bölümüne “Harâm” denilir. Harâm kelimesi sözlükte “yasaklanmış, korunmuş, dokunulmaz” mânâlarına gelen harem kelimesi ile eş anlamlıdır. Harâm veya harem kelimeleri, terim olarak Hz. Peygamber tarafından sınırları çizilen Mekke ve Medine’nin çevreleri için kullanılır. Bu bölgelere “Harem” denilmesinin sebebi, buralarda insanlara zararlı olabileceklerin dışındaki canlılarının öldürülmesinin ve bitki örtüsüne zarar verilmesinin yasaklanarak harâm kılınmış olmasıdır. Bundan dolayı Mekke’ye Beled’ül Harâm denildiği gibi, yeryüzünde inşa edilen ilk mescit ve bütün müslümanların kıblesi olması hasebiyle Kâbe’ye Beyt’ül Harâm, Kâbe’yi içine alan ve onu çevreleyen mescide ise Mescid’ül Harâm denilmektedir. Mekke hareminin dışında kalan bölgeye, Harem’deki yasakların olmayışı sebebiyle “Hil” denilmiştir.
Mekke'deki Harem bölgesi, Mekke’den itibaren Medîne yolundan üç mil, Yemen yolundan yedi mil, Irak yolundan yedi mil, Taif ve Arafat yolu üzerindeki Nemire Vadisi’nden yedi mil, Ci'râne yolundan dokuz mil, Cidde üzerinden on mil uzaklıktaki alanın çevrelediği bölgeyi içine alır.
Hac veya umre için yeryüzünün her yerinden Mekke’ye gelecek olanlar, hürmet ve saygı gösterilmesi gereken Mescit hareminin hudutlarına girmeden önce, güzergâhları üzerindeki “Mikat” denilen belirli yerlerde ihrama bürünüp “muhrim” (ihramlı) yâni saygı gösterilmesi gereken ziyaretçi olarak Harâm bölgesine girerler.
Mikat, kelime anlamı itibariyle vaḳt kökünden türetilmiş, asıl mânâsı bir işin zamanını belirlemek, önceden belirtilen süre, tespit edilen vakit veya bir iş için önceden belirtilen veya kararlaştırılan yer demektir. Mescid-i Harâm’la ilgisi itibariyle, hac veya umreye gidenlerin Mekke’ye varmadan önce ihrama girdikleri yerlere verilen isimdir.
İHRAM NEDİR ve İHRAMA NİÇİN GİRİLİR?
İhram, Hac ve Umre ibadetlerine başlamanın ilk aşamasıdır. Erkekler için ‘izar ve ridâ denilen iki parçalı dikişsiz beyaz örtüden, kadınlar için ise sade ve dikkat çekmeyen kıyafetlerden oluşur. İhrama girmek sadece bir kıyafete bürünmek değil, bir hâli yaşamak şuurudur; Allah katında çok değerli olan bir ibadeti yapmaya niyet etmek ve ona rûhen hazırlanmaktır. Erkeklerin ‘izar denilen belden aşağıya sardıkları parçası kefen anlamındadır. İhrama giren kişi, bir ölü gibi nefsaniyetten arınmış, nikâhın helâllerinden uzak, dünyevî maksat ve arzularını terk etmiştir. Hırsın, hasedin, his ve hevesin tesirinden sıyrılmış gibi ibadet etmekten başka bir gâyesi olmayan, âdeta melekî bir halde gibidir. İhramlı, ayrıca kefenin içinde haşri, yeniden diriltileceği günü hatırında tutarak bundan sonraki ömrünü, her yapacağı işin hesabını vereceği sorumluluk duygusuyla yaşar.
Yukarıda açıklanan durum âyetin beyânıyla, اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ فٖیهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِی الْحَجِّؕ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَیْرٍ یَعْلَمْهُ اللّٰهُؕ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَیْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىؗ وَاتَّقُونِ یَٓا اُو لِی الْاَلْبَابِ (Bakara, 197) “Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse veya umre ziyareti sırasında ihramda ise), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.” diye emredilmiştir.
MESCİD-İ HARAM’DA YAPILAN GENİŞLETMELER
Resûl-i Ekrem ve Hz. Ebû Bekir zamanında Mescid-i Harâm’da herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Mescid, Hz. Ömer döneminde büyük oranda genişletilmiş ve 3,613 m2.lik bir alan haline getirilmiş, etrafı da göğüs hizasında bir duvarla çevrilmiştir. Hz. Osman devrindeki genişletmeyle alanı 4,482 m2.ye çıkarılan Mescid-i Harâm’a ilk revakın bu sırada yapıldığı kaydedilmektedir. Daha sonraki dönemlerde yapılan genişletmeler sırasında merkezinde Kâbe’nin yer aldığı avlu açık olarak korunmuş, Mısır ve Şam’dan getirilen mermer sütûnların üstüne kemer inşa edilip Harem-i Şerif’in üstü sâc ağacından düz bir çatıyla, ahşap kısmı ise yaldızlanan bir tavanla örtülmüştür. Abdullah b. Zübeyr, 683-692 yılları arasındaki Kâbe hâkimiyeti zamanında Mescid-i Harâm’ın zeminine kum döktürüp taş döşettirmiş, tavaf alanı ile başka bazı yerlerini mermer kaplatmıştır.
Daha sonra çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilerek hal-i hazırda yaklaşık 400.800 m².lik bir alan haline getirilen Mescid-i Haram’da bugün aynı anda 850-900 bin kişi namaz kılabilmektedir. Mescidin halen devam 2030 Projeksiyonu Genişletme Projesi tamamlandığında 1,5 milyon kişinin aynı anda namaz kılabileceği öngörülmektedir. Kâbe’nin etrafında yer alan ve tavafın yapıldığı Metaf, yaklaşık 20 bin m2.lik bir sahadır. Mevcut haliyle ortalama bir yoğunlukta 60.000 kişi, Şevval ve Ramazan aylarındaki gibi çok kalabalık zamanlarda farklı yoğunluklara göre Metaf’ın etrafındaki alt ve üst katlarla birlikte 120-130 bin kişi aynı anda tavaf yapabilmektedir.
Mekke şehrinin kuruluşundan itibaren, tarihi seyir içinde yapılan değişiklikler, genişletmeler ve 2030 yılında tamamlanması öngörülen genişletme projesinin safhaları bir animasyon halinde şu bağlantı linkinde şöyle tanıtılmıştır.
Meleklerin Gökteki Kıblesi; Beyt’ül Ma’mûr
Beyt’ul Mâmûr meleklerin göklerde kıblesi, hiç durmadan devamlı olarak tavâf ettikleri yer ve makamdır. Dünyanın kendi etrafında dönüşü gibi, insanlar tavafla Kâbe'nin etrafında, melekler ise semâda Beyt’ul Ma’mûr'un etrafında döner (tavaf eder)ler. Hz. Peygamber'e Miraç sırasında gösterilen Beyt’ul Ma’mûr, göğün yedinci katında (bazı kaynaklarda üçüncü, altıncı veya yedinci katında)dır, her gün 70.000 meleğin ziyaret edip tavaf ettiği ve Allah’a ibadette bulundukları bir mâbettir. Kâbe ile Arş arasında nurdan (mânevî) bir sütûn (bazı kaynaklarda çizgi) olduğu ve araya hiçbir şeyin, hiçbir nesnenin giremediği rivayet edilir.
Kur'an-ı Kerim'de Beyt’ül Mamur Tûr Sûresinin 1. ilâ 7. âyetleri arasında şöyle zikredilir: "Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitâb'a, Beytü'l Ma’mûr’a (bayındır eve), yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbi'nin azabı hiç şüphesiz gelecektir."
Peygamber Efendimizden, Beyt’ül Ma’mûr ile ilgili çeşitli hadisler rivayet edilmiştir. Miraç sırasında kendisine Beyt’ül Ma’mûr’un gösterildiği şöyle beyan edilmiştir: "Sonra bana Beyt’ül Ma'mûr gösterildi. Orayı her gün yetmiş bin melek ziyarete gidiyor." (Buhârî, Bed'u'l-Halk, 6) Zikredilen hadiste başka diğer bir hadiste ise, “Bir kere namaz kılana bir daha sıra gelmez. Meleklerin büyüklerinden Kerûbîyân melekleri gece ve gündüz tesbih ederler, hiç usanmaz ve yorulmazlar.” buyurulmuştur.
Beyt’ül Ma'mûr hakkında bazı ulemânın şöyle beyanları vardır: Sa'lebî, “Beyt’ül Ma'mûr’un gökyüzündeki kıymeti, Kâbe-i Muazzama’nın yeryüzündeki kıymeti gibidir.”, kezâ, Ezraki de bu hususta, “Beyt’ul Ma'mûr, Beyt-i Harâm'ın (Kâbe'nin) üst tarafına düşmektedir. Yere düşecek olsa, onun üstüne düşer. Orayı her gün daha önce hiç görmemiş yetmiş bin melek ziyâret eder.” demişlerdir.
Hz. Peygamber, Miraç hadisesinde Mekke'deki Mescid-i Harâm'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya götürüldü. (İsrâ, 1.âyet) Resûl-i Ekrem Mescid-i Aksâ'da iki rek’at namaz kılıp Mirâca yükseldiğinde Hz. Cebrail (as), biri süt biri şarap dolu iki kap getirip ikram etti. Resûlullah süt dolu kabı seçince Hz. Cebrail ona "fıtratı seçtin" dedi. Daha sonra O'nu alıp dünya semasına yükseltti. Semânın katlarında sırasıyla Hz.Âdem, Hz.İsa, Hz.Yusuf, Hz.İdris, Hz.Harun ve Hz.Musa ile görüştü; Nihayet Beyt’ül Ma’mur'un bulunduğu yedinci semâda Hz. İbrahim'le buluştu. Bu görüşmede Hz. Cebrail (as), Peygamber Efendimize, "Bu, baban İbrahim'dir, ona selâm ver!" dedi. Hz. Peygamber de selâm verdi; O da selâmına karşılık verdi.
Sonra da ona, "Salih oğlum hoş geldin, Salih peygamber hoş geldin." dedikten sonra şöyle devam etti: "Ya Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara cennetin toprağının çok güzel, suyunun çok tatlı, arazisinin son derece geniş ve dümdüz olduğunu bildir. Söyle de cennete çok ağaç diksinler. Cennetin ağaçları "Sübhânallâhi ve'l hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber" demekten ibârettir." dedi. (Tirmizî, Daavât: 59) Zaten namazın çekirdekleri hükmündeki bu zikir tavafın her şavtında okunmaktadır.
MESCİD-İ HARAM HAKKINDA BAZI İLÂVE BİLGİLER
Kâbe’yi çevreleyen Mescid-i Haram ve çevresindeki düzenlemeler için bugüne kadar yapılan yatırımlarla yaklaşık 100 milyar dolarlık maliyetle dünyanın en pahalı yapıları arasında ilk sırada yer alır.
Mescid-i Harâm, yaklaşık 1.000.000 (bir milyon) m2.lik alanda aynı anda 1,5 - 2 milyon kişiyi ağırlayabilir. Hac ve umre ziyaretleriyle bir sene boyunca 20 milyon ziyaretçi kabul edebilir. Mescid günün yirmi dört saatinde açıktır ve 1400 yılı aşkın süredir hiçbir zaman tamamen kapanmamıştır.
Mescid içindeki Metaf (tavaf alanı) ile kapalı kısımları için 40, açık avluların temizliği için 60 elektrikli hijyen makinesi vardır. Mescid ve çevresinde 2000 adet hijyenik çöp/atık varili bulunur. Hal-i hazırda 1,800 temizlik görevlisi hizmet vermektedir. Mescidin etrafındaki 13 bin tuvalet kabini 6 saat aralıklarla günde 4 kez temizlenir.
Mescidin açık ve kapalı alanlarında dünyanın en büyük su dağıtım sistemlerinden biri olarak 25.000 su sebili bulunur. İçme suyundan her gün rastgele 100 numune alınarak denetlenir. Zemzem Kuyusu’ndan gelen fazla su, 10 litrelik şişelerle 1,7 milyon kapasiteli depolarda muhafaza edilir
Haremeyn (Mekke-Medine)’deki mescitlerde her gün 24 saat kesintisiz olarak Kur’ân tilaveti yayınlanır.
Kur’ân’ın, kıraat alimleri tarafından itibar edilen 10 ayrı okuma usulü ile tilâveti yapılır. Mescid-i Haram’da ziyaretçilerin okumaları için Kur’an-ı Kerîm 65 farklı dile çevrilmiştir. Ayrıca, her Cuma günü okunan hutbe 5 farklı dilde tercüme ediliyor.
Mescidin zemini 40 bin halı ile kaplı olup bu mesafe Cidde-Mekke arasındaki 80 km’den fazladır. Mescidin içinde serinletme ve havalandırma için yüzlerce klima ünitesi yer alır. Mescidin zemini ışığı ve ısıyı yansıtarak mekândaki ısı dengesini düzenler.
Mescid-i Haram’daki 6 bin hoparlör, 4 farklı ses sistemiyle, 50 ses mühendisi ve teknik personel tarafından kontrol altında tutulur. Gelişmiş ve son derece verimli bu ses sistemi dünyanın en büyük ve en karmaşık sistemlerinden biridir.
Bedenî engellilerin kullanımı için 10 bin tekerlekli sandalye, elektronik yönlendirmeli 400 tekerlekli sandalye tahsis edilmek sûretiyle hizmet veriliyor. Şahsî eşyalar için de 2 binden fazla emanet kasası bulunur.
Ramazan ayında ise her gün 4 milyon ücretsiz iftar yemeği, yine câmî alanında her gün çekirdeği çıkarılmış 5 milyon adet hurma dağıtılır. İftardan hemen sonra akşam namazı için mescid alanındaki yiyecek ve artıklar iki dakika içinde toplanıp mescidin temizliği yapılarak ibadete hazır hâle getirilir.
KÂBE ve MESCİD KATLARINDAKİ TESİSLERİN KESİTİ
Yukarıdaki şemada İngilizce yazılı teknik tabirlerin izah ve açıklamaları şöyledir:
Roof Level (Open Prayer Area): Çatı Seviyesi (Açık Namaz Alanı)
Heat-resistant flooring: Isıya dayanıklı zemin
Night ventilation: Gece havalandırması
First & Second Expansion Floors: Birinci ve İkinci Genişletme Katları
Kaaba (Center Core): Kâbe (Merkez Çekirdek)
Spiritual & structural focal point: Mânevî ve yapısal odak noktası
Ground Floor Prayer Hall: Zemin Kat Namaz Salonu
Spiritual & absorbing focal ceiling: Manevî ve sesi emici odak tavan
Mataf Area (Tawaf Zone): Metaf Alanı (Tavaf Bölgesi)
White marble flooring: Beyaz mermer zemin
Crowd-flow design: Kalabalık akışına uygun tasarım
Underground Mataf Level: Yeraltı Metaf Seviyesi
Wheelchair Access: Tekerlekli sandalye erişimi
Ventilation tunnels: Havalandırma tünelleri
Cooling & Air Circulation System: Soğutma ve Hava Dolaşım Sistemi
Underground cooling ducts: Yeraltı soğutma kanalları
Cold air pushed from bottom up: Soğuk hava alttan yukarı verilir
Zamzam Distribution Network: Zemzem Dağıtım Ağı
Cooling → pipes → taps: Soğutma → borular → musluklar
(Yazımız Mübarek Beldelerdeki Mekânların Tanıtımıyla Devam Edecek)