İsrail İnsanlığı Öldürüyor-3

Mehmet Asıf IŞIK

Gazze saldırıları başladıktan sonra başta ABD olmak üzere Batı destekli İsrail tarafından sivil yerleşim yerleri aralıksız olarak bombalandı. Bu ağır bombardımanda evler, okullar, hastaneler, ibadethaneler dahil evleri yıkılan insanların sığındıkları derme çatma barakalar yerle bir edildi. Dokunulmazlığı olan BM görevlileri katledildi. BM yetkililerinin güvenli bölge olarak ilân ettikleri alanlarda, caddede, sokakta üstü açık ve kapalı her yer açık hedefti. Karadan ve özellikle havadan yapılan saldırılarla her gün çaresiz ve savunmasız yüzlerce insan öldürüldü. İşlenen bunca cinayet ABD ve bazı Batılı ülkelerde insanların vicdanlarını sızlatmaya başladı. Bir önceki ABD Başkanı Joe Biden döneminde özellikle birkaç üniversitede öğrencilerin İsrail saldırganlığına karşı başlattığı protesto eylemleri Yahudi patronajı altındaki ABD basınının ve medyasının karalama kampanyasına rağmen, giderek yayılmaya ve ABD toplumunda karşılık bulmaya başlamıştı. O dönemde ABD’de yeni bir başkanlık seçimi süreci de devam etmekteydi. Demokrat aday Kamala Harris ile Cumhuriyetçi Donald Trump başkanlık için yarışacaktı. Başkanlığın her iki adayı her seçimde adet olduğu üzere Yahudi Lobilerinin desteğini almak için İsrail’e kol kanat geriyordu; Balkan adayları Gazze’de işlenen vahşet konusunda âdetâ ortak bir dil kullanarak terör örgütü olarak kabul edilen HAMAS’la mücadele edildiğini, İsrail’in bu saldırılarla kendini savunduğunu, böylelikle İsrail’in işgal ve cinayetlerini meşrulaştırmaya çalışıyordu. Seçimleri bugünkü başkan Donald Trump kazandı. Trump, zaten 2016-2020 yılları arasındaki başkanlığı sırasında 2018 yılında, babasının malını bağışlarcasına, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyıp ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımıştı.

Donald Trump ikinci defa başkan seçildikten sonra özgürlükler ülkesi(!) Amerika’da İsrail saldırganlığına karşı bazı üniversitelerin öğretim üyeleri ile bir kısım öğrenciler tarafından Gazze’ye destek amacıyla eylem yapılan üniversitelere aktarılan devlet desteğini kaldırdı. Bu protestolara katılan öğrencilerin mezuniyetleri iptal ettirildi. Bazı üniversite hocalarının görevlerine son verildi.

Batı’nın Çifte Standardı

Önceleri başta Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde İsrail karşıtı gösterilere izin verilmedi. Yapılan bazı gösteriler ise demokrasiyi, hukuku, insan hak ve özgürlüğünü dillerinden düşürmeyen bu ülkelerde çok sert polisiye tedbirleriyle engellenmeye çalışıldı. Fakat bütün bu olaylar yaşanmakta iken, II. Dünya Savaşındaki Yahudi Soykırımı utancını hala üzerinde taşıyan ve öteden beri İsrail yanlısı politikalarıyla bilinen Almanya Başbakanı Friedrich Merz, G7 Zirvesi için bulunduğu Kanada'da ZDF Televizyonu muhabirinin İsrail’in İran’a 13 Haziran 2025 tarihinde yaptığı saldırının sorulması üzerine verdiği cevap Batı’nın da İsrail saldırganlığı karşısındaki kaypaklığının ibretlik ve utanç verici açık bir itirafıdır. Merz şunları demişti: “Bu saldırı, İsrail'in hepimiz için yaptığı kirli iş.” Şansölye açıklamasının devamını aynı mealde sürdürmüştü. Evet, İsrail'in orada Batı adına yaptığı kirli, hem de kanı her yere bulaşmış çok iğrenç ve kirli iş!

İbretlik bir şahsiyet de Hollanda'da aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders’in bir televizyon programında Gazze'de on binlerce Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırıları görmezden gelerek İsrail Başbakanı Netanyahu'ya övgüler yağdırarak "Keşke Avrupa'da daha fazla Benjamin Netanyahu'muz olsaydı." ifadelerini kullanmıştı. Bu insanlıktan mahrum irkçı İslâm düşmanı sözlerine şöyle devam etmişti: " Netanyahu'ya çok saygı duyuyorum. Kendisiyle birkaç kez karşılaştım. İslâmî cihatçılarla mücadele etmek için son 10 yılda tüm Avrupalı liderlerin yaptığından daha fazlasını yaptı. Elbette kimse mükemmel değildir ama keşke Avrupa'da daha fazla Benjamin Netanyahu'muz olsaydı."

Bazı Batı ülkeleri, İsrail’in devlet politikası haline getirdiği bunca kirli işlerini bilmelerine rağmen, terör devleti sıfatını fazlasıyla hak eden haydut İsrail hükümetlerine sessiz sedasız olsa da hâlen sınırsız destek vermeye devam ediyorlar.

Katliamcı İsrail hükümetlerinin her geçen gün daha da küstahlaşarak sürdürdüğü devlet terörünü görmeyen ve destek vermeye devam eden Avrupa ülkelerinin pişkinliğini ve karaktersizliğini, Avrupa Parlamentosu üyesi Laura Ballarin parlamentoda yaptığı konuşmasında şu sözleriyle özetledi: “Gazze’nin bir açık hava hapishanesinden bir açık hava mezarlığına döndü. Avrupa, Gazze’de işlenen bu katliam karşısındaki çifte standartlı tutumuyla sadece onurunu ve itibarını değil ruhunu da kaybetti!” (https://www.instagram.com/reel/DaspB_PMDO8/?igsh=MWo4cTh1OWYyM3Yzbw%3D%3D)

İsrail, etrafı kuşatılmış ve etrafıyla fiziki bağlantıları kesilmiş Gazze’ye bir yandan savaş uçaklarıyla binlerce ton bomba yağdırırken günden güne yakılıp yıkılmakta olan şehirde aylar öncesinden gıda stokları da tükenmeye başladı. Hastaneler yıkılmış, insanlar ilâç yokluğundan tedavi olamıyor, yüz binlerce insan sıkışıp kaldıkları yerde gıda bulamayıp, ağaç kabukları, taş-toprak ve ne bulabilirse yemek zorunda kalıyor. Hava ve kara saldırıları kadar açlık, bakımsızlık ve salgın hastalık riski ölüm kusan silâhlar gibi tehlike arz ediyor. Bu duruma yaşlılar dayanamıyor, çocuklar gıdasızlıktan mum gibi eriyor, yaralılar tedavi edilemiyor, ameliyatlar yapılamıyor. Evi yıkılmış yüz binlerce insan yazın sıcakta, kışın soğukta, yağmurda, çamurda, yıkılmış binaların enkazı ve mikrop saçan çöpler arasında hayatta kalmaya çalışıyor.

Gazze’de yaşanan bu trajedi, tahammül edilemez hale gelen hayat şartları ve imdat çığlıkları sosyal ağlar vasıtasıyla dünyaya yayılınca pek çok ülkeden bazı vicdan sahipleri insanî yardım taşıyan teknelerle yardım filosu oluşturdu. Gazze'ye gıda ve ilâçtan oluşan yardımı ulaştırmak amacıyla üç ayrı zamanda yola çıkan filo Akdeniz’de uluslararası sularda İsrail Ordusu tarafından vuruldu. Yardım için gelenler silâhlı saldırıya uğrayarak gözaltına alındılar. Teknelerine ve getirdikleri yardım malzemelerine el konuldu.

Filistin'e insani yardım taşıyan Sumud filosunda İsrail askerleri tarafından uluslararası sularda gözaltına alınıp bir süre alıkonulduktan sonra serbest bırakılan İrlanda Cumhurbaşkanı Catherine Connolly'nin kız kardeşi Doktor Margaret Connolly, Türkiye'ye iade edilmesinin ardından haykırarak şunları söylüyordu: “Bu barbarca vahşi rejim ortadan kaldırılmalı. ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa gittikleri her yere salgın, hastalık ve şiddet yayan, beyaz bir tehdit olan tüm Batılı hükümetlerin desteğiyle bu rejimi % 100 finanse ediyor. Milyarlar kazanmak için savaş makinesine sahipler. Ben bir anne, bir doktor ve bir İrlanda vatandaş olarak sizin adınıza şunları söylüyorum. Dünyayı değiştirmeli, onu güvenli ve şefkatli bir yer haline getirmeliyiz. İnsanların size köpek gibi muamele etmesine, sizi yerin altında tutmasına ve kendilerine ait olmayan bir ülkeyi çalmasına izin vermemeliyiz. O sizin değil. Onun bir kısmını geri verip Filistinlilerle paylaşmalısınız. Bu yaptıklarınızı yapmaya hakkınız yok.” (https://www.instagram.com/reel/DYqGRv_N6sG/?igsh=MWFicW9kZTZyMXVseg%3D%3D)

ABD, Katar ve Mısır'ın arabuluculuğunda aylar süren müzakerelerin ardından 15 Ocak 2026 tarihinde varılan anlaşma ile İsrail ve HAMAS arasında güya ateşkes sağlandı. Kan dökmeyi, yakıp yıkmayı bir sıradan hale getirerek vahşete doymayan kibirli, şımarık ve hukuk tanımaz İsrail Hükümeti aradan geçen yaklaşık sekiz aylık bu sürede ateşkesi 2400’den fazla ihlâl etmiştir. Anlaşmaya göre İsrail Ordusu çekilmesi gereken yerden halen ayrılmıyor, rutin hale gelmiş Gazze’ye yönelik hava harekâtlarıyla hemen her gün çoğu çocuk ve kadın beş on kişiyi öldürüyor.

Devam edecek

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.