İsrail İnsanlığı Öldürüyor-2

Mehmet Asıf IŞIK

7 EKİM SONRASI GAZZE

HAMAS’ın 7 Ekim 2023’te “Aksa Tufanı” adıyla başlattığı saldırının ardından İsrail bütün dünyanın gözü önünde orantısız güç kullanarak hava ve kara saldırıları başlattı. Büyük kısmı daha önce yaşadıkları yerlerden sürülmüş, yaklaşık 2,5 milyon insanın yaşadığı Gazze’ye havadan atılan 5 atom bombası şiddetinde bombalarla ve kara birliklerinin harekâtıyla şehir enkaza çevrildi. Ateşkese rağmen çeşitli bahanelerle halen devam eden bu saldırılarda üniversiteden, onlarca hastane, okul, cami ve kilise ayırımı yapılmaksızın yüzlerce ibadethane, dokunulmazlığı olan BM gözetleme yerleri ve tesisleri ile on binlerce bina içindekilerle birlikte karadan ve denizden kuşatılmış şehrin % 90’ından fazlası yıkılıp yakılarak yerle bir edildi. Bu saldırılarda 300’den fazla basın mensubu, diplomatik dokunulmazlığı bulunan BM görevlileri, pek çok ülkeden sağlık hizmeti veren doktorlar ve gönüllü yardım kuruluşlarının mensupları dahil, resmi rakamlara göre 75 bine yakın insan hunharca katledildi, 200 bin civarında insan yaralandı. Yıkıntıların arasından çıkarılamayan, atılan bombalarla yanan, parçalanan, kayıp durumda olan ve cesetleri bulunamayanlar, hatta cesetleri sokak hayvanları tarafından parçalanan kişiler bu sayıya dahil değildir.

BM Yetkililerinin Çığlığı

Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, BM İnsan Hakları Konseyi'nin 19 Eylül 2025 tarihli 60'ncı Oturumunda, Gazze ve işgal altındaki Filistin topraklarındaki duruma ilişkin düzenlenen raporunda, mevcut duruma ilişkin raporunu düzenlenen basın toplantısında sunmuştu.

Raportör Albanese, İsrail'in saldırıları altında bulunan Gazzelilerin 710 gündür (Bugün itibariyle 1033 gün) tam bir dehşet yaşadığını, saldırılarda resmî rakamlara göre kesin olarak 65 bin Filistinlinin öldürüldüğünün bilindiğini, ancak bugüne kadar bu sayının 680 bine ulaştığını, bunların yüzde 75'inden fazlasının, yani 380 bini 5 yaş altındaki bebekler, kadınlar ve çocuklar olduğunu ifade etmişti.

Albanese, insanlığın vicdanına tercüman olduğu konuşmasını şöyle sürdürmüştü: "Bu yaşananlar sadece İsrail'in suçu değil. Bu olanlar, yani ölümcül sessizlik, saldırganla suç ortaklığı, fon oluşturma, silâh ve nitelikli siyasi kılıfların sağlanmasıyla sürdürülen bir küresel suç. Tarih bunu hatırlayacak. Bu bilinen ilk soykırım da değil. Birçok defa holokost (katliam) yaşandı, Bosna'daki ve Ruanda'daki soykırım da o dönemin insanları tarafından biliniyordu. Ancak bu soykırım, dünya onları (İsrail'i) durdurmak için yeterince umursamadığından gerçekleşti. Bugünün soykırımı, farklı bir durum olarak açıkça ortada olmasına rağmen alaycı bir şekilde inkâr ediliyor, acımasızca destekleniyor ve saldırgan bütün yaptıklarına rağmen silâhlandırılıyor. Buna karşı çıkanlar ise susturuluyor, dövülüyor, suçlu ilân ediliyor ve karalanıyor. İşte bu yüzden bunun zamanımızın utancı ve uluslararası hukuk düzeninin çöküşü olduğunu söylüyorum." Ardından da dünya genelindeki liderlere ve politikacılara, "Nasıl uyuyorsunuz? Ne zaman harekete geçeceksiniz?" sorularını yöneltmişti.

İnsanlık tarihinde emsali görülmemiş bir saldırganlıkla İsrail Hükümetinin işlediği bu vahşet, BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkındaki bir başka Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu’nun raporunda şu cümlelerle ifade edilmişti: “İsrail Gazze'de bir soykırım yapmıştır. Tüm ülkelerin halen devam eden bu suçu durdurma yükümlülükleri vardır.” Komisyon, İsrail’e ve tüm devletlere “Soykırımı sona erdirmek ve sorumlularını cezalandırmak için uluslararası hukuk kapsamındaki yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği” çağrısında bulunmuştu.

Halen görevini sürdüren Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres, 22 Eylül 2023 tarihli BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, “Filistin'in sorumluluğunun herkesin omuzlarında olduğunu ve bunu hissederek hareket edilmesi gerektiğini" açıkladı. Guterres, İsrail'e saldırılarını durdurma çağrısı yapmış; "Gazze'de sistematik bir yok ediş var!" itirafından sonra, "BM ilkeleri kuşatma altındadır. Barışın temelleri çöküyor!" diyerek çok önemli bir hususa dikkat çekmişti. İsrail ve suç ortakları BM ilkelerini işletemez hale getirip dünya barışının temellerini çökertiyor.

Bütün karartmalara, bütün baskılara, bütün karşı koymalara rağmen BM yetkililerinin insanlığın vicdanından kopan imdat çığlığı mesabesindeki bu çağrılarını kim dinler? Ardında onlarca katliam, sömürge, milyonlarca cinayet, kan, gözyaşı ve tarifi mümkün olmayan acılar bırakan İngiltere, ABD ve bu ikilinin gayrîmeşru veledi İsrail mi? Bugüne kadar korsanlıkla ve haydutlukla gözleri kararan terör devleti ve işbirlikçileri mi insanlığın vicdanını yaralayan bu çığlıklara ve feryatlara kulak verecek? Bu şartlarda, bu aç gözlülükle ve bu dinmeyen sömürme ihtirasıyla maalesef şimdilik mümkün görülmüyor!..

Mümkün değil, çünkü yeryüzünün neresinde yer altı veya yerüstü bir zenginlik kaynağı, ekonomik değeri olan bir kaynak veya maden var ise bu güçlerin sömürme iştahı kabarır. Bazen sinsice ve ince siyasetlerle, bazen zorla, zorbalık ve haydutlukla orayı ele geçirmeye koyulurlar. Bu durum neye mal olursa olsun. Kimin canı yanarsa yansın, kimin kanı akarsa aksın, kim ne derse desin, orada her türlü hunharlık ve cânilik yapılmaktan çekinilmez. Bir vakit İngiltere’nin eski başbakanlarından Winston Churchill'in çok bilinen "Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir." sözü ve bölgede uzun zamandan beri yaşanan trajedi bu iddianın ispatıdır.

Gazze’ye Bunca Saldırı Ne İçin?

Avrupa'ya gaz arzı sağlayabilecek zengin rezerve sahip olan ve çeşitli vesilelerle de Rus doğal gazına alternatif olacak önemli zengin kaynaklardan biri olarak Gazze kıyılarından çıkarılacak gazın cazibesi büyük güçlerin iştahını kabartıyordu. Bu husus dikkate alınmadan, uzun yıllardan beri Gazze’nin mâsûm ve mağdur halkını yormak, bunaltmak ve yıldırmak için mârûz kaldığı saldırıların, bu insanlık dışı soykırımın sebebi anlaşılamaz.

Bugün Gazze’de yaşananların arka planına şöyle bir göz atalım; 1995 yılında imzalanan Oslo Anlaşması, “Filistin Yönetimine kendi deniz bölgelerindeki egemenliği uygulama hakkı” tanımıştı. 1999 yılında bir İngiliz gaz şirketi Gazze'nin deniz çevresinde 20 deniz mili uzaklıkta ve 320 mil derinlikte bir gaz varlığını tespit etmiş, dört sene sonra bu keşif duyurulmuştu. Filistin Yönetimi, İngiliz gaz şirketine yüzde 90 hisseyi gerekli altyapıyı da inşa etmek şartıyla 25 senelik gaz arama ruhsatı vermişti. Filistin Yönetimi, İngiliz gaz şirketinin Gazze'de kurulacak bir rafineri tesisine bağlanacak boru hattı inşa etmeye ilişkin teklifini 2002 yılında onaylamıştı. İsrail ise, baştan beri bu projeyi ve bu projeyle ilgili bütün girişimleri engelledi. Çünkü İsrail, çıkarılacak gazı taşıyacak boru hattının kendi kontrolü altındaki bir limana bağlanmasını ve üretim fazlasının piyasa değerinden çok daha düşük fiyatla İsrail'e satılmasına yönelik ısrarından dolayı bu projeye karşı çıkıyordu.

Enerji Rekabeti

İsrail’in saldırılarının yalnızca güvenlik gerekçeleriyle açıklanamayacağını düşünenler, meselenin ekonomik ve enerji boyutuna da dikkat çekmektedir. Gazze'de 2007 yılında yapılan meclis seçimlerini HAMAS kazanınca, İsrail zaten kara ablukası altında tuttuğu Gazze'yi denizden de kuşattı. Bu askerî kuşatma Gazze kıyı şeridindeki gaz sahalarında yapılabilecek her türlü gelişmeyi de fiilen engellemiş oldu. Netanyahu, 2014 yılında da Gazze gazını kontrolü altına almak amacıyla Gazze Şeridi'nde yıkıcı bir savaş başlatmış, bu saldırılarda 2200 Filistinli katledilmişti.

Filistinlilerin, gazın çıkarılması amacıyla daha sonra Çin ile görüştüğü ve anlaşma aşamasına gelindiği basına yansımıştı. Çin Devlet Başkanının da bu yönde açıklamaları olmuştu. 7 Ekim 2023 saldırılarından üç hafta sonra İsrail Hükümeti, bir yandan Gazze’yi yakıp yıkıyorken diğer yandan 29 Ekimde aralarında İngiliz şirketi BP ve İtalyan şirketi Eni'nin de bulunduğu dünyanın 6 dev enerji şirketine deniz aşırı doğal gaz arama çalışmaları için 12 gaz arama lisansı verdiğini duyurdu. Böylelikle Çin’in Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarına erişiminin önüne geçilmiş olundu.

Gazze’de yıllardan beri devam eden fakat şu son üç seneden beri şiddeti artarak sürdürülen işgal, soykırım, yıkım, sürgün ve sayısız cinayetin gerçek sebebi Gazze kıyılarındaki gaz sahalarına başka rakip güçlerin bulunmasının istenmeyişidir. Nitekim İsrail Başbakanı B.Netanyahu’nun ısrarla, “Gazze'nin İsrail’in hakimiyeti altına gireceğini ve bir daha Filistinlilerin yönetimine dönmeyeceğini” açıklaması, İsrail’in bu sinsi ve hain niyetini açığa çıkarmıştır.

Vaktiyle İngiliz The Guardian gazetesi, bölgede olan bitenleri ve belki de çok uzun bir zaman daha süreceği tahmin edilen konuyu şöyle özetlemişti: “Meselenin merkezinde petrol ve gaz kaynakları üzerindeki rekabet var. Nitekim İsrail, kendisini çevreleyen bölgelerdeki tüm gaz kaynaklarını kontrol etmek istiyor.” İsrail yıllardan beri çıkar ortaklarıyla birlikte gözünü dikip işgal etmeyi sürdürdüğü Gazze’de, Filistinlileri, kendi kıyılarından çıkarılacak bu gaz kaynaklarından mahrum bırakmak ve bu kaynakla gelecek zenginliklerden faydalanmalarını sağlayacak her türlü fırsatı boşa çıkarmaya çalışıyor. Bunun için de şimdiye kadar kullanımı yasak olan kimyasal silâhlarla, toplu imha etmelerle, sınır ötesi suikastlerle, sayısız cinayetlerle, zorla yerlerinden etmelerle, toprak işgal ve ilhaklarıyla, insanlığa karşı suç işlemelerle, soykırım dahil, gerek görüldüğünde hiç tereddüt edilmeden terör, haydutluk ve korsanlık gibi yasa dışı her türlü yönteme başvurmaktan çekinmemektedir.

Ortadoğu’da ve özellikle de İsrail’in uzlaşmaz, şımarık ve saldırgan tutumu sebebiyle oldukça karmaşık hale gelmiş yüzyıllık Filistin sorunu ve bölgede yaşananlar bugüne kadar ABD ve Avrupa’daki Siyonistlerle içli dışlı siyasetçilerin ve diplomatların diliyle, Yahudi güdümündeki basın-yayın ve medya organları vasıtasıyla, her olay ters yüz edilerek çarpıtılıyor. Yayınlanan haberlerde kamuoyu yanıltılarak saldırıya uğrayan ve kendini savunan taraf İsrail, Filistinli Araplar ise terörist ve saldırgan olarak gösteriliyordu. Üç seneden beri Gazzelilere yaşatılan vahşet çuvala sığamayacak hale gelince bu konuya bugüne kadar kör ve şaşı bakan Batı’nın da gözünün azıcık aralanmasına vesile oldu.

04 ilâ 22 Temmuz 2024 tarihleri arasında bu sütunda seri olarak yayınlandıktan sonra kitap haline getirip ‘Ortadoğu’nun Kalbine Saplanan Hançer: İsrail’ adını verdiğimiz kitapta on yıllardır sayısız öldürmelerin bitmesi, çekilen acıların dinmesi, yıllar yılı haksız yere akıtılan kanın ve dökülen gözyaşlarının durması için, “Umulur ki insanlığın mâşerî vicdanı, kaba güce, zulme, zorbalığa, haksızlığa, kan ve gözyaşı akıtmaya, işgallere, haddini aşmaya, hak ihlâllerine, insanların temel haklarına yapılan ve bundan sonra yapılacak bütün saldırılara ve tecavüzlere karşı hareket etsin. Nerede, kime ve kim(ler)in eliyle yapılırsa yapılsın, suçlulardan hesap sorulup cezalandırılsın ve mârûz kalınan haksızlıklar giderilsin.” demiştik. İnsanlığın vicdanı pek çok ülkede ayağa kalktı, Batı’nın önemli birçok merkezinde harekete geçti.

(Devam edecek)

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.