israil İnsanlığı Öldürüyor-1

Mehmet Asıf IŞIK

Rus Edebiyatının belki de en güçlü kalemi Lev Tolstoy, “İnsan Ne ile Yaşar” isimli hikâye kitabında insan denen varlığın “insaniyet” (insanlık) özelliğine dair çarpıcı, gerçekçi ve önemli bir tespitte bulunmuştu: "Acı duyabiliyorsan canlısın. Başkalarının acısını duyuyorsan insansın." Bu tespit veciz olduğu kadar ayrıca insanî erdemleri ihtiva eden çok değerli bir sözdür.

Kur’an’da “İnsanın en güzel kıvamda yaratıldığı” (Tin/4) ve “Sonra da aşağıların aşağısına indirildiği” (Tin/5) beyan edilir. Bu “en güzel kıvam” insanın sadece sûreten (fizikî-maddî) özellikleri değildir. İnsan duygu, düşünce, idrak, iz’an, anlayış, kavrayış, hissediş, sayısız istidat ve kabiliyetleri gibi sîreten (rûhî-mânevî özellikleriyle) de bütün yaratılmışlardan daha yüksek, daha ileri, âyetin beyanıyla “ahsen-i takvim” yâni, “en üstün” vasıflarla donatılmıştır. Bu üstün varlık incelikli, derin ve kuşatıcı kavrayışıyla nice sırları anlayıp açacak, sevgi, şefkat ve merhamet duygusuyla yaşadığı yere, çevreye ve içindeki canlı ve cansız varlıklara karşı sorumluluk duyacak, yardımseverlik ve diğerkâmlıkla da zayıf, güçsüz ve muhtaçları gözeterek onlara yardım elini uzatacaktır.

Yine bu özel varlık olan insanın, “And olsun biz Âdemoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; … ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.” (İsra/70) âyetiyle de pek çok ihsan ve ikrama mazhar edilip “mükerrem”, yani üstün ve şerefli kılındığı beyan edilmiştir. Cennete lâyık özellikte yaratıldıktan sonra bir müddet orada yaşatılan insan pek çok zaafıyla, takdir edilmiş bir süreye kadar üzerinde yaşatılacağı, öleceği ve yeniden diriltileceği (Ta-Ha/55) dünyaya sınanmak (Mülk/2) için gönderilmiştir.

Sınanacak olan bu varlığa dünyada zorluklarla dolu çetin imtihan şartları hazırlanmıştır; Bu varlığın anlayışı, hisleri, istekleri, eğilimleri ve mânevî bünyesine takılmış kuvve denilen potansiyel güçleri sınırsız bırakılmıştır. Bunları nasıl, ne zaman, ne şekilde, hangi ölçüde ve ne kadar kullanacağı ilk insandan beri gönderilen öğretmen ve rehberler (nebiler) vasıtasıyla kendisine bildirilmiş, kalbine yerleştirilen insaf, vicdan ve diğer duygularıyla da hissettirilmiştir. Beled/8 ve Şems/7 âyetleri bu hususun delilleridir. Ne var ki bu imtihan şartlarında çoğu zaman insanın aklı da kalbi de sâir insânî hasletleri de tefessüh edebilmektedir. Bu durumun tabii sonucu olarak haddini aşıp kendine de başkalarına da zulüm edebilmektedir. Tarih bu zulümlerin sayılamayacak kadar şahitliğini yapmıştır ve halen de yapmaktadır.

Geçen 20. Yüzyıl, başından sonuna kadar dehşetlerle dolu savaşların, ideolojik ve paylaşım mücadelelerinin, kıyımların ve bitmek bilmeyen gerilimler yaşanarak geçmişti. Bugün bütün dünya, Filistin topraklarında geçen asırdan bu asra taşınarak yüzyılı çoktan aşmış, fakat 7 Ekim 2023’ten beri vahşet kelimesinin yetersiz kaldığı siyasî, hukûkî ve ahlâkî hiçbir değer tanımazlığın, insanlık dışı canavarlığın, vandallığın ve barbarlığın daha da ötesine şahit olmaktadır.

Osmanlı Devleti Çekilince…

Bölgenin yakın tarihi kısaca özetlenecek olursa, Osmanlı Devleti’nin 1917 yılında savaş mağlubu olarak bölgeden çekilmesiyle bugünkü Filistin toprakları dahil, Arap Yarımadasının büyük kısmı Birleşik Krallığın (İngiltere) hakimiyeti altına girdi. Hemen ardından Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gemilerle getirilen Yahudilerin İngiliz Manda Yönetimi altındaki Filistin topraklarına yerleştirilmesiyle o toprakların acılarla dolu hüzünlü hikâyesi başladı. Yahudiler Filistin’e ge(tiri)ldiklerinde bölgede neredeyse hiçbir yerleri ve hiçbir şeyleri yoktu. Bir yandan İngiliz Manda Yönetiminin bölgenin yerli halkına karşı haksız ve adaletsiz tutumu sebebiyle, diğer yandan da Yahudilerin kurdukları ve Manda Yönetimin âdetâ himayesindeki Irgun ve Hanagah adlı terör örgütlerinin silahlı saldırılarına mârûz bırakılan Filistin halkının asırlardan beri sahip oldukları toprakları işgal edilmeye başlandı.

Bu arada Avrupa’nın çeşitli yerlerinde yaşayan gemiler dolusu Yahudi kitleler halinde durmadan bölgeye getiriliyor ve Yahudi nüfusu devamlı arttırılıyordu. Bölgenin yerli halkı onlarca katliamla kadın, çocuk, yaşlı demeden katlediliyor, sistematik bir şekilde sürdürülen terör ve tehdiş olaylarıyla sindiriliyor ve yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlanıyordu. Çaresiz durumdaki yüz binlerce Filistinli yurtlarından zorla çıkarıldıktan sonra Mısır, Ürdün, Lübnan, Suriye vs. komşu ülkelere iltica ettiler. Gidenlerin mal varlıkları Yahudiler tarafından gasp edilerek el konuluyordu. Filistinliler için ne yaşadıkları yerde ne de uluslararası zeminlerde hak tanınmadığı gibi hak arama yolları da kapatılıyordu. Bugün kendi vatanlarının dışında sürgün, mülteci veya vatansız durumdaki Filistinlilerin sayısı 15 milyona yakındır.

Kısaca anlatılan bu yüzyıllık hikâye geçen asrın Devlet-i Muazzaması (süper gücü) olan İngilizlerle başlamıştı. II. Dünya Savaşından sonra ABD’nin askerî, ekonomik, bilim ve teknolojik, siyasî ve diplomatik alanlarda dünya siyasetinde öne çıkmasıyla, 1960’lı yıllardan itibaren süper güç el değiştirdi. Ancak, Yahudi yanlısı tutumu ve sadece ekonomik çıkarlara dayalı politikaları sebebiyle İngiltere’den aşağı kalmayan ABD de baştan beri her konuda İsrail’in hâmîliğini yapmış ve bu tutumunu hâlen sürdürmektedir.

Siyonistlerin emperyalist ağababaları olan ABD ve İngiltere ikilisinden başka, her fırsatta insan haklarından, hukuktan, demokrasiden dem vuran Avrupa’nın kibirli bazı ülkeleri de bu ittifaka dahildir. Bu ittifak baştan beri içinde büyük gerilim taşıyan ve sık sık çatışmaya dönüşen İsrail-Filistin ilişkilerinde bugüne kadar taraflı ve tek boyutlu bakışıyla her zaman saldırgan, yayılmacı, işgalci ve gaspçı İsrail Devleti’nin tarafında yer alıyor ve anlatılan durumdaki İsrail’in “var olma hakkı” nı dillendiriyordu. Tabiatıyla bu durum Siyonist idareleri bir sonra yapacağı haydutluğa, haksız ve hukuksuz eylemleri için cesaretlendirmekteydi. Mütecavizi himaye eden bu ittifak, vatanları ellerinden alınan Filistin halkının mağduriyetini görmemiş, gasp edilmiş haklarını umursamamış ve meşru taleplerini yok saymıştır.

Bugün artık durdurulmayan bir saldırganlıkla yayıldığı yerleri ilhak için arkasına sığındığı güçlerin de sınırsız ve gözü kapalı desteğiyle her fırsatı sonuna kadar istismar ederek zapt ettiği toprakları mütemadiyen genişleten İsrail ve müttefikleri, bölgede barış ve güvenlik için en büyük tehdittir.

İsrail bu küstahlıkta elbette tek başına olmamıştı ve halen de değildir; Yahudiler geçen yüzyılın başından itibaren, özellikle ABD’de bilim, sanayi, finans, ekonomi, basın-yayın, medya ve iletişim alanlarında önemli bir güç elde etmişti. Ellerindeki bu etkileyici güç sayesinde ABD’nin iç ve dış politikalarında, özellikle de Ortadoğu siyasetinin oluşturulmasında belirleyici ve çok da etkili olan Yahudi lobileri, sahip oldukları güç ve imkânlarla bulundukları ülkelerin hükümetlerine baskı oluşturup daima İsrail yanlısı tavır almak zorunda bırakmaktadır. Meselâ Hristiyan Siyonizmi diye de tarif edilen ve tamamına yakını ABD’nde bulunan Evanjelistlerin Yahudilerden farklı Mesihçi anlayışları olmasına rağmen Filistin topraklarındaki menfaat ortaklıkları ABD, İngiltere ve İsrail’le ilişkilerini, her ne ve ne pahasına olursa olsun, hükümet yetkililerinin her vesileyle ifade ettikleri “sarsılmaz” bir konuma getirmiştir. (Bu üçlü ittifak, bazı hadislerde âhir zamanda ortaya çıkacağı haber verilen, maddî ve mânevî alanlarda büyük yıkımlar yapacak olan “Deccal” in ve yapacaklarının tarifine tıpatıp uymaktadır. Bu husus bir başka yazımızın konusu olacaktır.)

(Devam edecek)

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.