(Mehmet Okuyan’a Bir Reddiye)
Toplumlar da insanlar gibi imtihanlara tabi tutulurlar. Bundan dolayı toplumların hayatı onları oluşturan fertlerin hayat maceraları gibi iniş-çıkış, yükseliş-düşüş, oluşum-gelişim-çözülüş, varlık-darlık gibi hallerle doludur. Hayat yolculuğu bazen düzde, bazen dar geçitlerde, bazen de yokuşlarda seyreder. Bu yolculuk sırasında bazen canlılık fışkıran ılık baharlar ve yazlar, bazen yaprak dökümlerine şahit olunan hazan mevsimleri, bazen de ilikleri donduran soğuklarla, fırtına ve boranlarla önündekileri savurup dağıtan sert ve çetin kışlar yaşanır.
Sebep ve hikmetleri ayrı bir konudur, fakat İlahi kader, İslâm dünyasını son 150-200 yıldan beri halden hale geçirerek kâh korkular ve açlıklarla sınadı, kâh yoksulluk ve cehaletle yerlerde süründürdü, kâh güçlü ve ezici düşmanlar karşısında dağıtıp bozgunlara uğrattı. İslâm coğrafyasındaki siyasi, sosyal, ilmi ve iktisadi alanlardaki çalkantılar ve çetin kış şartları bugün halen devam ediyor; ortalık ve zihinler henüz durulup selamete erilmiş değil.
Ayrıca, modern zamanlarda ortaya çıkan akıl ve fikirleri sarsan çeşitli inkâr ve küfür fikirlerine ilave olarak nefis ve hevaları sürekli tahrik eden cazibeli fitnelerin cereyanlarıyla insanlarımız ya sapkın fikirlere ya da sefahate kapılıp sürükleniyor. Bu akımların etkisiyle bugün fikri ve felsefi alanlarda zorluklarla dolu kış şartları devam ediyor. Uzun zamandan beri travma yaşayan insanımızın zaten zihinleri karışık ve bulanık, iman ve itikadları darbeler almış, dinle ve mânevi değerlerle bağları gitgide zayıflamaktadır. Bu durum genç nesillerimiz bakımından ne yazık ki, oldukça tehlikeli boyutlara ulaşmış, İslâm’ın ilim, irfan, kültür ve medeniyetine lâkayt kalma, sırt çevirme, hatta red etme raddesine gelinmiş haldedir.
Daha fazla kayıp vermeden elde ve avuçtakini muhafaza etmenin zaruri olduğu bu çetin şartlarda, din adına güya yeni şeyler söylemek ve yeni bakış açıları ortaya koymak adına, insanların zayıflamış ve gün geçtikçe de kuvveti azalmakta olan iman ve akidesini sarsacak, şüphelere karşı daha dayanaksız hale getirecek tarzdaki söylemlerin, kış ortasında ve fırtınalı havada, içinde yaşanan hanenin kapı ve penceresini açıp içini soğuklara, yağmura, çamura, kara ve borana maruz bırakmaktan farkı yoktur. Halbuki öylesi zamanlarda binanın selâmeti için en dar ve küçük deliklerin bile kapatılması gerekiyor.
Aslında bu hususu müstakil bir yazı konusu yapmak niyetindeydim. Fakat aşağıda açıklanan sebebe binaen hem niyetimizin tahakkukuna hem de kışta açılan pencerelerden birinin belki kapanmasına vesile olması duasıyla, izahat kabilinden bir cevap yazma ihtiyacı hasıl oldu. Buyurunuz…
Yakın bir akrabamız tarafından sosyal medya vasıtalarından biriyle aile gurubumuza iyi niyetle gönderilen birkaç dakikalık kısa bir videoda İlahiyatçı Prof. Dr. Sayın Mehmet Okuyan, tv programındaki konuşmasının bir bölümünde şöyle diyordu:
“Salât ve selâmın içini boşalttı bu ümmet. Yani “Allahumme salli ala Muhammed” deyince ne demek istiyorsun, ne demiş oluyorsun? Bunun mânâsını düşünelim deyince o zaman kızıyor adam. Mânâyla uğraşma. Çünkü mânâyı anlarsa başka bir şey yapması lâzım geldiğini de fark edecek. Sözü oraya getirmiyor. Allah-u Te’âla Ahzap Suresi 56.âyetinde bize hitaben buyuruyor ki: اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ “İnnallahe ve melaiketehu yusallune ale’n Nebi” Allah ve melekleri Nebi’ye salat ediyorlar. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يماً “Ya eyyuhellezine âmenu sallu aleyhi ve sellimu teslime” Ey imân edenler siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyet gösterin. Şimdi Allah bizden öyle bir şey istiyor ki, O’nun ve meleklerinin yaptığı neyse bizim de ona benzer bir şey yapmamızı istiyor. Ama bunu tercüme ederken nasıl yapıyorlar? Allah ve melekleri Peygambere salavat getiriyorlar diye yazıyorlar. Allah ve melekleri Peygambere salavat getirir mi canım? Böyle bir şey olur mu? “Salât” kelimesi “yardım etmek” demektir, “destek olmak” demektir.”
{{{comment_content}}}
Yanıtla