Mehdi gelmeyecek mi?

Şahin DOĞAN

Risale-i Nur’un hizmet sistematiği içinde bu kabil meseleler ikinci, üçüncü derecede tali bir yer tutar, hatta hizmetin selameti açısından fazla medar-ı bahs edilmemesi hararetle tavsiye edilir. Buna yürekten katılıyorum. Ama konuyu, “safi zihinleri idlal etme” maksadı gütmeden, sade ilmi manada ele alıp anlamaya çalışmanın bir sakıncasının olmadığını düşünüyorum. Bu bir.

İkincisi: Bir şeyin su-i istimal edilmesi, istismar edilmesi veya spekülasyonlara malzeme yapılması başka şey o şeyin zati kimliği başka şey. Nitekim tarihte Mehdi, Hz. İsa (a.s) gibi konularda ehliyetsiz ve liyakatsizlerin işe karışması sonucu nice spekülasyon ve istismar yapılmış ama bunlar asla bu muhterem zatların asli kimliğine, ahir zamanda geleceklerine ve işin ciddiyetine bir zarar verememiş.

İslam düşünce tarihinin en tartışmalı ve en netameli konularından biridir mehdi meselesi. Ve aynı zamanda en çok istismar edilen, en çok su-i istimal edilen meselesi. Ama şu bir gerçek: Mehdi imanın esasları arasında yer almaz yani onu inkar eden iman dairesinden çıkmaz. Fakat vasat cadde olan Ehl-i Sünnete muhalefet etmiş olur.

Mehdi, ahirzamanda beklenen bir sahsın unvanı olarak Kur’an-ı Kerimde sarih olarak geçmez bunun aksini iddia eden görüşler inandırıcı olmaktan uzak olup aşırı tekellüf kokar. Üstelik onu inkar edenlerin eline, belki farkında olmayarak, nice malzeme verir. Bu konunun ana kaynağı hiç şüphesiz ki birçoğu sahih olan hadis-i şeriflerdir.

Mehdiyle alakalı üç görüşten bahsetmek mümkün.

1-Mehdinin gelmeyeceğini söyleyenler. Başta bazı mu’tezili alimler olmak üzere, onların çağdaş birer versiyonu diyebileceğimiz Ahmed EminFazlulrahman, Hüseyin AtaySüleyman Ateş gibi müslüman modernistler. Bunlara göre mehdilik meselesi Kur’anla çatışmakla birlikte ilgili tüm rivayetler tek kelimeyle mevzu. Bu yaklaşımın apaçık bir yanılgı, daha doğrusu bir gaflet olduğu izahtan vareste.

2-Mehdinin bir şahıs değil, şahs-ı manevi (tüzel kişilik) olduğunu söyleyenler. Konuyla alakalı bütün sahih rivayetleri dikkatli bir gözle incelediğimiz zaman bu kanaati haklı çıkaracak bazı müphem alanların olduğunu yani mevzunun bu yoruma bütün bütün kapalı olduğunu söylemek hem mümkün değil, hem de hakkaniyetli değil. Ancak yine konuyla alakalı bütün sahih rivayetleri (ki bu rivayetler başta BediüzzamanEmalılı, Mustafa Sabri Efendi, El-Keşmiri, El-Kettani, El-Elbani, El-Mevdudi olmak üzere bütün Ehl-i Sünnet ulaması tarafından “manevi mütevatir” olarak kabul edilmiş) dikkatli bir gözle tekrar incelediğimiz zaman, rivayetlerin çoğunun, başta boy, sakal, soy, isim gibi somut bir insandan bahsettiği çok açık. Onun için mehdiyi “şahs-ı manevi” olarak yorumlamak da bir tevil. Aslında bazı zaman “şahs-ı manevi” demekle yok demek aynı şey. Mesela Hz. İsa’ya “şahs-ı manevi” demek zımnen onun öldüğünü, göğe çekilmediğini, ilgili tüm sahih rivayetleri reddetmektir. Keza mehdi de öyle. Bu da bütün “şahs-ı manevi” yorumlarının her an buharlaşma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu anlamına gelir.

3-Mehdinin bir şahıs olduğunu söyleyenler. Bütün Ehl-i Sünnet ulemasının görüşü bu. Dolasıyla en sahih, en makul, en muteber görüşte bu. Nur külliyatı tahkiki bir nazarla mütalaa edilirse Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin de muhtelif yerlerde anlattığı ve vurguladığı vechile bu kanaatte olduğu görülür. Üstadın bazı ifadelerini şahs-ı maneviye delil olarak getirmek en hafif tabirle mevzuyu tam olarak kavrayamamaktır.

Yukarıda bu konunun ana kaynağı hiç şüphesiz ki sahih bazı hadis-i şeriflerdir demiştik. Bu hadisleri tahkiki bir yöntemle incelediğimiz zaman yani farklı yanlarına rağmen mehdinin şu üç özelliği dikkati çeker:

1-Mehdî, Al-i Beyt’ten yani Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan olacak.

2-İsmi Peygamber Efendimiz’in (sav) ismine uygun olacak.

3-Yönetici olacak ve dünyayı adaletle dolduracak.

Bu üç vasfın somut bir insanı tarif ettiği başka hiçbir izaha hacet bırakmayacak kadar açık.

Bütün bu açık hakikatlere rağmen Risale-i Nur’a gönül verdiği kuşku götürmeyen bazı kıymetli kalem erbabının: “…Ben şahsen Mehdi’nin hiçbir zaman gelmeyeceğini düşünüyorum. Yani Mehdi, ümitsizliğe düşüp karanlık tünelde kaybolma endişesi taşıyan müminler için daralma ve inkıbaz dönemlerinde tünelin ucundaki ışık gibi bir ümit ideali olarak vardır. Bediüzzaman’dan anladığım kadarıyla zaten Mehdi bahsini muhtelif tezahürleri olabilecek bir fonksiyon olarak görüyor. (“mehdi-misal” kavramsallaştırması) Mehdi, gelmeyecek ta ki her zaman beklenebilsin. Bu idealin değişik versiyonları sair dinlerde de vardır…”(M.Bilici, Taraf, 11.08.2015) şeklindeki beyanları tam bir talihsizliktir. İlmilikle, Risale-i Nurlarla, üstadın kanaatiyle uzaktan yakından bir alakası yok. Bediüzzaman’ın “mehdi-misal” ifadesinin ahir zamanda gelecek olan “Mehd-i Ali Resul” için olmadığını her devirde ona benzer bazı büyük zatlar için olduğunu risalelere azıcık aşina her vasat okuyucu bilir. Hasılı merhum Bediüzzaman’ın, Bilici’nin anladığının tam aksine, Mehdiyi bir “fonksiyon” olarak değil gerçek bir şahıs olarak geleceğini kabul ettiği güneş gibi aşikar.

 

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.