Mefhum-u Muhalif

Ahmet AKCAN

Başta Cevâmiu’l Kelim olan Kur’an-ı Hakîm olmak üzere, ayat-ı Kur’an’dan mülhem nurlu eserlerdeki ifadeler ekser nas tarafından bilinen cüz’i manalara münhasır değildir. Kur’an-ı Hakîmin nüzul ettiği zamandan kıyamete kadar gelecek asırlardaki insanları muhatap kabul edip ders vermesi cihetiyle, cemiyetli ve külli manaları ihtiva etmesini hikmet iktiza etmektedir...

Bu itibarla ilm-i arabiyeye ve usul-u diniyeye münasip ve muvafık olmak şartıyla Kur’an ayetlerinin geniş manaların istinbat ve istihraç edilmesi hikmet ve hakikate münasip düşmektedir. Selefin ölümsüz beyanatıyla bir mefhumu “efradını cami ağyarını mani” olacak şekilde anlamak, hakikatini tamamıyla kuşatmaya çalışmak, ehl-i irfan ve erbab-ı iz’an için akli bir zaruret olarak kabul edilmektedir...

Evet, mücerred mefhumların müşahhas kılınması, kapalı manaların açılması, idraki müşkil mes’elelerin anlaşılması, satır arkalarına saklanan sırların ve gaybi olarak iman edilen hakaikın kalplere keşfolunması için mana tabakalarının imkân dairesinde külliyetiyle anlaşılması icabetmektedir...

Elfazı anlamadan manayı, manayı anlamadan maksadı, maksadı anlamadan hakaikı, müzmer hakikatları (Esma’ül Hüsnayı) anlamadan Maksud-u hakikinin marziyatını tahsil müşkil görülmektedir. Elfaz açılmadıkça mana, mana anlaşılmadıkça maksad, maksad kavranmadıkça Maksud-ı Bizzatın kudsi rızasına vuslat gecikecek belki de gerçekleşmeyecektir...

Kaynağı ilahi olan bir mefhumu tek bir cihetten anlamak külli manaları cüz’ileştireceği gibi anlamlandırıp hayata geçirmeyi de güçleştirecektir. Gayet vasi ve ihatalı ifadeleri sığ ve sathi yorumlar ile tek bir manaya inhisar ettirmek ülfet ve gafleti intaç edecektir...

Bu makale, Kur’an hakikatlerini tefsir eden nurlu külliyattaki külliyetli ifadelere “mefhum-u muhalif” yönünden baktıracak, “helmin mezid” diyen ve “mevcuda iktifayı dûn himmet” telakki eden ehl-i tefekküre numûneler nev’inden bir kısım misalleri gösterecektir...

Ve nurlu eserlerde geçen, “ehl-i dalaletin ölmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlamıyorlar.” Ve mefhum-u muhalif ile delalet ediyor ki; “ehl-i imanın ölmesi ve dünyadan gitmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlıyorlar, firaklarını istemiyorlar” cümlesi bu makaleye mikyas addedilecektir...

Ezcümle; “Teklif-i malayutak yoktur. Kimseye gücünün yetmediği yük yüklenmez.” cümlesi mefhum-u muhalif ile der ki; imtihan sırrıyla insanlara gücünün yettiği kadar yük yüklenecektir...

“Nakıştan manaya geçsen, esma yoluyla Müsemmayı bulursun.” cümlesi mefhum-u muhalifi ile ifade eder ki; eserlerdeki nakşın hüsnüne takılıp kalanlar, nakşın üzerindeki manayı okuyamayanlar “Esma” yoluyla Müsemma-yı Akdesi göremeyecektir...

“Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenasi edilse; ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.” cümlesi delalet eder ki; zihinler “ben merkezli” çalışıyorsa, insanlar öncelikle heva-i nefsin tatmini için gayret ediyorlarsa gaye-i hayal unutulmuş yahut perdelenmiş demektir...

“Cenab-ı Hak bir abdini severse, dünyayı ona küstürür, çirkin gösterir.” cümlesi mefhum-u muhalifiyle işaret eder ki; insanın heva ve hevesine bakan dünyanın üçüncü yüzünü güzel görmek, ona teveccüh edip peşinden gitmek Rahman tarafından sevilmemeyi intaç edecektir...

“Hizmet-i Kur'aniyede bulunana; ya dünya ona küsmeli veya o dünyaya küsmeli. Tâ ihlas ile ciddiyet ile hizmet-i Kur'aniye’de bulunsun.” cümlesi mefhum-u muhalif ile şehadet eder ki; dünya sana küsmüyor veya sen dünyaya küsmüyorsan hizmet-i imaniyede ihlas ve ciddiyet ile çalışman müşkilleşecektir...

“Said tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risalet-ün Nur'u bulandırmasın, tesirini kırmasın.” cümlesi mefhum-u muhalif ile ifade eder ki; toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlaka vasıl olamayanlar Risale-i Nur’u bulandırmaya, te’sirini kırmaya sebebiyet verecektir...

“İhsan-ı İlahîden fazla ihsan, ihsan değildir. Her şeyi olduğu gibi tavsif etmek gerektir” cümlesi mefhum-u muhalif ile gösterir ki; elmas hükmünde olan ahiret işlerine cam, kırılmaya mahkûm şişeler kıymetinde dünyevi işlere elmas muamelesi yapılıyorsa, ayine-i Samed olan kalp öncelikle dünya için çarpıyorsa bu düstur ihlal edilmiş demektir...

Elhasıl; hakikatleri tam anlama olmazsa noksanları tamamlama olmayacaktır. Anlama yanlış veya noksansa fikri ve fiili kaymalar artacaktır. Akıllar daha çok neyi anlıyor, kalpler neler ile tatmin oluyorsa insanlar onlar için adanacaktır. Fani bir dünyaya aldanma, uhraya hazırlanmaya, ebedi bir dünyaya adanmaya mani olacaktır...

Ve nurlu hakikatleri külliyetiyle idrak etme, kıymeti kadar manidar görme ve tarik-i hakta onunla hizmet etme gerçekleşmeden ilahi rızayı tahsil zorlaşacaktır...

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.