Medeniyetimizin inceliklerinin yaşamalıyız

Gelecek Ramazanların daha güzel olacağına inandığını belirten Muhterem Yüceyılmaz, “Bu dinin ‘Ben değil sen dini’ olduğunu anlamamız lazım.

Risale Haber - Haber Merkezi

Ramazan da ‘Ben değil sen ayı’dır. Geçmişimizde, herkesin imreneceği ve ben de orada olsaydım diyeceği medeniyet ise ‘Ben değil sen medeniyeti’dir” dedi.
 
Türkiye Diyanet Vakfı tarafından organize edilen ve İBB Kültür A.Ş.’nin katkılarıyla Beyazıt’ta kurulan 31. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı’nda Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin katkılarıyla gerçekleştirilen Beyazıt Ramazan Sohbetleri, bu yıl da konukları, konuları ve gösterilen ilgiyle aralıksız sürüyor. Beyazıt Camii yanında kurulan çadırda Kadir Gecesi’nde son bulacak etkinliğin Ramazan’ın 22. günündeki konuğu, edebiyatçı ve yazar Muhterem Yüceyılmaz oldu ve “Dünden Bugüne Ramazanlar” başlıklı programın sunumunu ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım gerçekleştirdi.
 
 HANGİ DEVRİN RAMAZANLARI DAHA GÜZEL?
 
Konuşmasına son günlerde meydana gelen çatışmalar yüzünden şehit düşen askerlerimizi anarak başlayan Muhterem Yüceyılmaz, Ahmet Rasim, Sâmiha Ayverdi, Halide Edip Adıvar gibi edebiyatçılarımızdan alıntılarla ve eski ve yeni Ramazanlara dair mukayeselerle önemli tespitlerini aktardı. “Nerede o eski Ramazanlar?” diye söylenip durmanın doğru olup olmadığı sorgulamasını yapan Yüceyılmaz, Ramazan’a medya ilgisinin her zamankinden fazla olduğunu, eski Ramazanlara olan özlemin çocukluğa duyulan bir özlem olabileceğini, insanın içinde bulunduğu zaman diliminin Ramazanlarını en modern Ramazanlar olarak farz ettiğini dile getirdi.
 
“Ramazan’ın gelişi büyük bir temizlikle olurdu. Bakır kaplar kalaylanırdı. Hele ki İstanbul’daki evler ahşap olunca ‘tahta ovmak’ diye bir temizlik türü başgösterirdi. Tahta ovulurken çıkan ve bütün mahalleye yayılan gıcırtılı sesler, Ramazan’ın habercisiydi adeta” diyen Muhterem Yüceyılmaz, bir zamanlar genç kızların mahallelerindeki camii ve mescitleri temizlemek ve temizlerken gösterdikleri hassasiyet konusunda Hikmet Öğüt hanımefendiden bir hatıra nakletti. Şimdilerde camii temizliklerinin başka yollardan yapılmasının yanı sıra artık genç kızların buna gönüllü olup olmadıklarının bilinmezliğin de ayrı bir konu olduğunu ifade etti.
 
 DİREKLERARASI’NIN HÂD SORUNU
 
Direklerarası Ramazan eğlencelerine değinen Muhterem Yüceyılmaz, Şehzadebaşı etrafında kurulan bu eğlence mahallinde müthiş Ramazanlar yaşanmasına rağmen Ahmet Rasim’in çeşitli eserlerinde bu eğlenceleri son derece küçümsediğini, hatta alaya aldığını dile getirdi. Büyük bir izdihamın Beyazıt’tan Şehzadebaşı’na akın ettiği, kavga ve gürültü içindeki Direklerarası’nın; bir iki tiyatro ve hokkabazı izlemek ve çay bahçesinde oturmaktan başka bir şey ifade etmediğine dair Ahmet Rasim’in izlenimlerini aktaran Yüceyılmaz, bunca alaya rağmen çok eğlendirici anlatımlar olduğunu sözlerine ekledi.
 
Muhterem Yüceyılmaz, Direklerarası eğleceleri anlamaya çalıştığını belirterek Tamburî Cemil Bey’in dahi Ramazan gecelerinde orada bulunduğunu söyledi ve “O tantananın neden Ebu’l Vefa Hazretlerine ve Şehzadebaşı Camii’ne bu kadar yakın olduğunu ve bu çelişkiyi merak ediyorum.  Osmanlı’nın çöküş içinde olması, Hicaz’ın elden çıkması, Mondros’un imzalanması ve batılı anlamdaki modernite anlayışının oturmaya başlamasıyla ortaya çıkmış eğlencelerdir aslında. Bunun da sakıncaları vardı elbet. Neden bu kadar müsamahalı davranıldığı düşündürücüdür. Bugün bu konularda daha duyarlı olduğumuzu düşünüyorum” dedi.
 
 MİNAREYE KAFTAN
 
Teravih namazının dinimizin çok güzel bir gereği olduğunu hatırlatan Muhterem Yüceyılmaz, eskilerin yaz günlerinde iftardan sahura dek uyumamayı tercih ettiklerini, Halide Edip Adıvar’ın çocukluk hatırasında insanların ilahilerle ve ellerindeki fenerlerle Süleymaniye Camii’ne Teravih’e giderken bunları ateşböceklerine benzetişini hatırlattı. Bugün ışığın bol olduğu bir kentte bunu gözümüzde canlandıramadığımızı, en azından mahyaların günümüze intikal eden güzellikler olduğunu belirten Yüceyılmaz, eskiden minarelere kaftan giydirildiğini anlattı ve Batılıların Müslümanları “Geceyi gündüz, gündüzü gece yapan insanlar” olarak tanımladıklarını ifade etti.
 
Beyazıt’taki panayırdan da bahseden Muhterem Yüceyılmaz, ıtriyat, baharat, bilumum malzeme ve küçük eşyanın satıldığı ve sergiden muhakkak bir şey alma geleneğinin olduğunu söyleyerek “Güzel bir evrilme görüyorum bugün burada. Öyle ki ıtriyattan kitap sergilerine giden doğru bir bilinç var.” dedi. Diş Kirası’ndan da bahseden Yüceyılmaz, bunun Topkapı Sarayı’ndan gelen bir gelenek olduğunu ve misafir edilenlerin kendi hanelerinde uygulamasıyla yaygınlaştığını anlattı ve “Diş Kirası, keseler içinde verilen küçük hediyeler ve paraydı. Çok güzel bir gelenek. Kese içinde verildiğinden kime ne verildiği belli değil. Konukların ihtiyacına göre bir hediye belirleniyor ve bunu kendinden başka kimse bilmiyor. Bugünlerde uygulanması elbette mümkün. İftara çağırdığımız kişilere tatlı sürprizler yapmak ne hoş olurdu” dedi.
 
 BEN DEĞİL SEN AYI RAMAZAN
 
“Bütün İslâm dünyası acı içinde. Bir yanımız kırık ve üzüntülüyüz. Buna müstahak mıyız diye düşünmeliyiz. Bugün yiyeceklerde, içeceklerde ve alım gücünde bolluk var ve bu çok güzel. İşte bu sebeple bu dinin ‘Ben değil sen dini’ olduğunu anlamamız lazım. Ramazan da ‘Ben değil sen ayı’dır. Bir medeniyet iddiamız var ve şimdiki ile yetinmemeliyiz. Herkesin imreneceği ve ben de orada olsaydım diyeceği ‘Ben değil sen medeniyeti’ var. Çağ bilgi çağı ve çok fazla kaynak var. Öğrenmek isteyenin önü açık. Ama incelikler çok önemlidir. Kur’ân’ın kelâmını öğrenip amel ettikten sonra Peygamber Efendimizin ruh dünyasına gitmeliyiz. Onu biraz da ruh yapısıyla anlamaya çalışmalıyız. Hırka-ı Şerif ya da Sakal-ı Şerif’i görmek için insanlar nerelerden geliyorlar. Ama o ruhu anlayabilmek lazım” diyen Muhterem Yüceyılmaz, Ahmet Rasim ve Sâmiha Ayverdi’nin “Ben değil sen medeniyeti”ni çok güzel anlattıklarını belirtti.
 
Dünyada her istediğimize sahip olurken inceliklere de sahip olmamız gerekliliğine dikkat çeken Yüceyılmaz, bir an önce bunun için çabalamamız gerektiğini dile getirdi. Bir dinleyicinin Hazret-i Ömer’in adaleti çerçevesinde hoşgörünün ne olabileceğine dair sorusu üzerine Yüceyılmaz, “Bir koyun kaybolsa kendimden bilirim’ diyen bir halifeydi. Biz de her şeyi kendimizden bilirsek bugünkü hoşgörünün nasıl olabileceğini anlayabiliriz. Osmanlı’nın 600 sene ayakta kalabilmesinin altında yatan azınlıklarla Müslümanların bütünleşmesidir. Kutuplaşma yoktu” dedi. ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım’ın yeni çalışmalarına yönelik sorusu üzerine yayımlanmaya hazır bir romanı bulunduğunu anlatan Muhterem Yüceyılmaz, yakında basılacağı müjdesini verdi ve bundan sonra Ramazanların daha güzel geçeceğine dair inancı bulunduğunu söyleyerek sözlerini noktaladı.

Güncel Haberleri