Meclis’e dokunmak

Safa MÜRSEL

12 Eylül Anayasa’sından 35 sene sonra 18. değişikliği yapıyoruz.  Dünden bugüne özgürlükçü ve ileri demokrasi hedefli değişiklikler, genelde milli mutabakatla gerçekleşti ve atılımlarımıza kaynaklık eden pozitif kazanımlar getirdi.

Bugün ülke olarak, iç ve dış kaynaklı derin bir krizden geçiyoruz. Toplumun can güvenliği, barışı ve ekonomisi uluslararsı terörle tehdit ve terbiye edilmek isteniyor.

Güvenlik öncelikli kaygı ve uygulamaların öne çıktığı böyle bir ortamda anayasa değiştiriyoruz.

Bu son değişiklik sürecinde siyasi irade, Cumhurbaşkanının statüsünü güçlendirmede ısrarlı görünüyor. Bu da ister istemez, Başkanlık tartışmalarını gündeme taşıyor. Anayasa değişiklikleri ile yapılanın Başkanlık sistemi olmadığı açıktır. Fakat fiili başkanlık sistemi sonucu verecek yönleri de görmezden gelinemez.

Türkiye’nin yaşadığı sürecin, Başkanlık sistemi ile daha etkin yönetilebileceği, onu savunanlarca güçlü bir şekilde ifade ediliyor. Yaşadığımız şartlar, Başkanlık veya benzeri düzenlemelerin gerektirici sebebi olarak gösteriliyor. Yürütme yetkisinin daha merkeziyetçi bir formda, başkanlık sistemini andırır şekilde kullanılmasına razı olma durumu var. Kısaca konjonktürel bir ihtiyaca, bu yolla cevap aranıyor. Devletin demokratik kimliğinde bir değişiklik yapılmıyor ama anayasada radikal boyutlarda mekanik bir düzenlemeler yapılıyor.

Türkiye için Başkanlık veya benzeri sistem öngörülebilir mi?

Konjonktürel bir ihtiyaç, sistem değişikliği arayışının gerekçesi olamaz ve yapılmamalıdır. Çünkü,

-Ülkenin güncel siyasi tablosunda, Cumhurbaşkanı ile yürütme ve yasama organları arasındaki uyum, Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar yüksek düzeydedir. Bu ortak iradeyle yapılamayacak hiç bir iş yoktur. Böyle bir uyum ve uzlaşmaya sahip olmak en büyük güvencemizdir.

-Yürütme ve yasama arasında, sistem değişikliğini aratmayacak bir siyasi dayanışma ve uzlaşma ortamı bugün fazlasıyla vardır. Meclis, şartlar ne olursa olsun, bünyesinden hükümet çıkarma imkanını kaybetmemelidir. Hükümet çıkarma imkanı elinden alınmış ve onu denetleme yolları sınırlanmış bir Meclisin üye sayısını altıyüze çıkarmak çok anlamlı değildir, gereksiz bir külfettir.

-İçinden hükümet çıkaran bir meclis, halka daha yakındır. Halk, kamudan beklentilerini,  milletvekilleri aracılığıyla ister. Meclis yoluyla problemine karşılık bulamayan toplum, demokrasinin kurucu öznesi olma psiklojisini kaybeder. Başbakanlığı kaldırarak, hükümet teşkilini Meclis dışına taşımak bu açıdan sakıncalıdır.

Halk oyu ile seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’nın, halen kullandığı yetkiler, bugüne kadar sorunsuz kullanılmıştır. Bunun devamını engelleyen bir durum da yoktur. Fakat, başbakanlığı kaldırarak, hükümeti kurma yetkisinin Meclis’ten alınması doğru değildir. Bu yapılan Meclis’e dokunumaktır. Bugünün yarını var. Zamanın neler getireceğini kestiremeyiz. Mevcut anayasanın antidemokratik niteliğini, çok güçlü toplumsal irade, her zaman var olduğu halde,  35 senedir düzeltmekle bitiremedik.

Cumhuriyetin, olumsuz hatıraları olarak mazide kalan ve halen kabullenemediğimiz yanlış uygulamalarını tekrar diriltmemeliyiz. Parti rozetli Cumhurbaşkanı imajının, halk nezdinde pozitif hatırası yoktur. Biz şark toplumuyuz. Her şeye rağmen duygusal yönümüz vardır ve hatta galiptir. Partili Cumhurbaşkanı, sosyal ve siyasi kutuplaşmayı besleyen yanlış bir düzenleme olur. Bir Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, artık seçmeyen insanların da, “benim Cumhurbaşkanım” diyebilmesi için, “partisiyle ilişkisi kesilir” ilkesi, anayasadan çıkarılmak bir tarafa, aksine korunmalıdır.

Türkiye, bundan sonra  gücünü, sadece maddi  üretimden almayacaktır. Belki ürettiğimizden daha büyük servetimiz, maharet, liyakat ve metanet sahibi, hamiyetli ve faziletli  yönetcilerin varlığıdır. Meclislerimizde ve kurumlarımızda ortak akılla elde ettiğimiz sonuçlar,  en büyük zenginlik kaynağımızdır. Yönetimde ferdiyetçiliğe dönmeden, “işlerini istişare ile yaparlar” hikmetini, “Meclisler eliyle” iş yapma becerisiyle teyit etmeliyiz.

Ortak akılla iş yapmanın heyecanını, toplum olarak onbeş sene önce yakaldık. Bu ülkeye vereceğimiz en büyük değer, kazandıracağımız en büyük eser, bu heyecanın korunması ve geleceğe taşınmasıdır. Bu ruh ve şuur, toplumu yüceltmekle kalmayacak, değişime direnen zihniyeti de, anayasaları da kendiliğinden ıslah edecektir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.