Matematiksel düşünce, Risâle-i Nur ve Bediüzzaman

İsmail TEZER

“Yeni Zelanda Otago Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. John Clark, günlük hayatta ve dil öğreniminde matematiksel düşünmenin önemini anlattı. Matematiksel düşüncenin, insanların günlük hayatlarında karşılaştıkları olaylara sistematik, doğru ve çabuk yaklaşmalarında büyük yararlar sağladığını ifade eden Clark, sistematik düşünce yapısı da denilebilecek matematiksel düşüncenin bazen de olayların doğru anlatılması, algılanması ve yorumlanmasında kullanıldığını kaydetti.

Matematiğin mantık üzerine kurulu olduğunu ve herhangi bir olay karşısında bütün sebepleri ve buna dayalı bütün sonuçları hesaplayabildiğini dile getiren ve ayrıca matematiksel düşünce sistemini geliştirebilenlerin yabancı dili kolay öğrenebildiklerine de işaret eden Clark, ‘Yabancı diller kurallar çerçevesinde öğrenilir ve bu da zaten matematik demek. Matematikçiler, olaylara mantıksal çerçevede yaklaştıkları için, anadil ve yabancı dilin kendi yapısı arasındaki bağlantıları kolay şekilde çözümleyebilirler’ diye konuştu.” (Zaman)

Matematik, sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı olarak tarif edilir. Arapça’da Riyaziye veya Cebir olarak ifade edilmiştir.

Tarifinden de anlaşılacağı üzere, sayı ve ölçü temellidir. Bu ise, yaratılıştaki ölçü ve orandır. Yani matematik bir anlamda, eşyanın yaratılışında var olan ölçü ve ahenkten doğmuştur. Bazı filozofların matematiği ayrı bir bilim dalı saymaktan ziyade onu ‘bilimin dili’ olarak kabul etmesi de bu sırdan olsa gerek. Matematik adeta bütün bilimlere nüfuz etmiş, onlara ruh olmuştur. Zira bilimler kâinattaki düzenli kuralların, ölçülerin neticesidir. Düzeni ortadan çekerseniz, bilim de kalmaz.

“Günlük hayatta karşılaşılan olaylara sistematik ve doğru yaklaşma” olarak tarif edilen “matematiksel düşünce” ise, kâinatta var olan düzene uygun hareket etmek şeklinde algılanabilir.

Bu zaviyeden bakınca, aslında Yaratıcının, biz kullarından bir ölçüde ‘matematiksel düşünce’ beklediğini de söyleyebiliriz. Bediüzzaman, Cenâb-ı Hakk’ın sonuçları sebeplere bağlamakla ‘intizamı temin eden bir nizamı’ kâinata koyduğunu ve insanı da bu düzene, yani sebepler zincirine riâyet etmekle mükellef tuttuğunu söyler.1

Nitekim muvaffakiyetin sırrı da burada yatar. “Hayat-ı ictimâiye-i beşeriyede (sosyal hayatta) bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata (yaratılış kanunlarına) muvafık (uygun) hareket etmezse, hayırlı işlerde ve terakkîde muvaffak olamaz.” 2

Bütün bu mânâlar gösteriyor ki, “matematiksel düşünce” aslında fıtrata uygun düşünmek ve hareket etmektir. Sebepleri dikkate alan ve onlara riayet eden bir anlayıştır.

Öte yandan “matematiksel düşünce”de unutulmaması gereken önemli bir husus, sebeplerin matematiksel olarak her zaman aynı sonuçları vermeyebileceğidir. Siz matematiksel olarak yapılması gerekeni en iyi şekilde yapmış olabilirsiniz, ama bu, beklediğiniz sonucu kesin olarak elde edeceğiniz anlamı taşımaz. Eşyaya belli bir matematik, ölçü ve düzen koyanın, dilediğinde o kuralları kaldırabileceği gerçeğini de hatırda tutmak gerekir. Aksi takdirde matematiksel düşünce, esbabperestlik denilen ‘sebeplere tesir verme’ hastalığına dönüşebilir. Ve bu takdirde, Hz. İsa’nın babasız dünyaya geldiği, Bedir’de üç yüz kişilik İslâm ordusunun kendinden üç katı fazla müşrik ordusuna galip geldiği ve Üstad Bediüzzaman’ın çok az bir gıda ile uzun süre idare ettiği gibi “gerçekler” ise, “matematiksel düşünce”nin iflâs ettiği noktalar haline gelir.

Tam da burada aslında matematiksel düşüncenin, tanımı gereği fıtratla ne kadar uyumlu olduğunu görüyoruz. Zira “matematiksel düşünce”, aslında kâinattaki İlâhî hikmete uygun hareketten başka bir şey değildir. Zira düzen (intizam), ism-i Hakîm bir cilvesidir. Hikmete uygun hareket ise, iktisadın da tanımıdır.3 İktisat ise, bereket vesilesidir, tükenmeyen bir hazinedir ve alışageldiğimiz sayısal gerçekleri altüst eden İlâhî sürprizlerle, kudret tecellileriyle doludur. Dolayısıyla “matematiksel düşünce”yi, bereketi de içerisinde barındıran ve kimi zaman hayretimizi celbedecek kudret mû'cizelerine açık bir mânâ olarak algılamak daha doğru olacaktır.

“Matematiksel düşünceyi” hayatına ve eserlerine en iyi şekilde yansıtanlardan biri de şüphesiz Bediüzzaman’dır. O, Risâle-i Nur’un hususiyetle Hakîm ismine mazhar olduğunu söyler. 4 Hikmet ve sebepler yurdu olan şu dâr-ı dünyada Allah’ın eserlerinden yola çıkarak iman ve Kur’ân hakikatlerini “iki kere iki dört eder derecesinde” izah ve ispat eder. “Matematiksel gerçekliği” çok iyi kullanmıştır. “Madem dünya var, elbette ahiret de var” diyecek ve dedirtecek kadar, gözle görülmeyen iman hakikatlerini mantıkî ölçülerle ortaya koymuştur. “Risâle-i Nur, erkân-ı imaniyeyi (…) riyazi (matematiksel) bir katiyetle isbat eder, göze gösterir, aklı doyurur, letâifi kandırır; artık hiçbir imanî ve Kur’ânî hakikatı inkâra mecal kalmaz.” 5

Öte yandan Bediüzzaman’ın matematiği de harikulâdedir. Bunu Tarihçe-i Hayat’taki satırlardan takip edelim:

“Bediüzzaman, riyaziyede (matematikte) harikulâde bir sür'at-i intikale (çabuk kavramaya) malik idi. Herhangi bir müşkül meseleyi, zihnen hemen hallederdi. Hatta, cebir mukabele ilminde bir risâle telif etmişti. Tahir Paşa nezdinde hesap meseleleri münakaşa mevzuu olduğunda, hesaba dair hangi mesele bahsedilse, başkaları ve en mahir kâtipler neticeyi bulamadan, Molla Said zihnen çıkarıyordu. Çok defalar böyle yarışlara girişir ve umûmunda daima birinci gelirdi…” 6

Bediüzzaman’ın hesap ve matematikteki zihinsel gücünün örneklerini, eserlerinin pek çok yerinde görmek mümkündür.

Evet, ne diyordu Prof. Dr. John Clark: “Matematikçiler veya matematiksel düşünce sistemini geliştirebilenler, yabancı dili kolay öğrenirler. Yabancı diller kurallar çerçevesinde öğrenilir ve bu da zaten matematik demek. Olaylara mantıksal çerçevede yaklaştıkları için, anadil ve yabancı dilin kendi yapısı arasındaki bağlantıları kolay şekilde çözümleyebilirler.”

Okuduğu her şeyi kısa sürede kavrayışı ve ezberleyişiyle meşhur Bediüzzaman, birçok dili de biliyordu. Ana dili Kürtçe olan ve Türkçe, Arapça, Farsça’ya da hâkim olan Bediüzzaman, meselâ Fransızca’yı 15 günde öğrenerek Fransızca konferans bile vermişti.7 Ayrıca Rusça konuştuğu da nakledilir.8

Bütün bunlar bir yana, Bediüzzaman, kâinatın ve onun ezelî bir tercümesi olan Kur’ân’ın dilini çözmüştü. Bugün kırkı aşkın dile tercüme edilen ve ilginçtir ki Türkçe bilmeyenlerin dahi kendisine orijinalinden okunduğunda istifade ettiğini söylediği Risâle-i Nur Külliyâtı, aslında onun her şeyden önce ve temel olarak “fıtratın dilini” çözdüğünü gösteren en büyük delildir.

Dipnot:
1. İşârâtü’l-İ’câz, s. 26 2. Lem’alar, s. 174 3. “İktisat ve kanaat, hikmet-i İlâhiyeye tevfik-i harekettir.” (Lem’alar, s. 144) 4. Şuâlar, s. 612 5. İşârâtü’l-İ’câz, s. 274 6. Tarihçe-i Hayat, s. 43 7. İbrahim Kaygusuz, Davaya Adanan Bir Ömür, Mustafa Türkmenoğlu, s. 136 8. Son Şahitler, 4. Cild, s. 245, Subhi Türel anlatıyor.
 
ismail@ismailtezer.com

 

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.