Manevi virüslerden izolasyon

Habip ARTAN

Bir aydır ülke olarak korona virüs ile mücadele ediyoruz, maddi virüslerin yanı sıra manevi virüslerimiz çoktan beri ruhumuzu, vicdanımızı ve kalbimizi esaret altına almış durumda. Bir an evvel insanoğlu olarak fabrika ayarlarımıza dönmemiz gerekmez mi? Daha ne bekliyoruz, kalbimizi, ruhumuzu, aklımızı, nefsimizi, his ve heveslerimizi nasıl izale edebiliriz, nasıl kontrol altına alabiliriz? İşte toplumsal hastalıklarımız ve çareleri:

İşte görün ama işten uzak ol

Toplumun her kesiminde ve her alanda işten ve sorumluluktan kaçan olur ve olmaya da devam edecektir. Sorumluluk almak, bir işi yerine getirmek, bu iş bir de Allah rızasını yolunda ise fi-sebilillah ücretini de beklemeden yapmak bir mü’min’in gönüllü vazifelerinden biridir. Sosyal hayatta ve sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olanlar, bu platformlarda “görünen kişiler” değil “görev alan kişiler” olmalıdırlar. Bizim buralarda, bir söz vardır: “ez nızanım, rahattır canım” yani ben bilemem, bilirsem canım rahatsız olur anlamındadır. Toplumda bazı insanlar üç K‘yı benimseyerek derler: “karışma, konuşma, kaytarma”, yani; ne işin var, kendini yorma, ağzını açıp öneri söyleme, aksi takdirde üzerinde kalır, uzak dur, aman ha, bu arada da fazla kaçma, ara sıra görün, detaylara girme, benim işim başımdan aşkın, kafayı yorma, işine bak. Böyle bir portre ve halet-i ruhiye içerisindeki insan sessizce işi bir başkasına havale etmek durumunda kalır, bu da en hafifinden ortak paydada görev almış olduğun arkadaşın üzerinden geçinmek sayılır.

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar

Özellikle çıkarlarını düşünen insanların çoğaldığı, fedakârlığın azaldığı yerlerde insanlar ikiyüzlü olurlar. Böyle durumlarda doğru sözlü olan, sözünü esirgemeyen ve sakınmadan eleştiren kişiyi bir çok kişi işine gelmediği için benimsemez. Herkes onu kınar, yanından ve yöresinden uzaklaştırmaya çalışır, çünkü bu kişi doğru sözleriyle menfaat düzenini bozmaya çalışır ve bu tip kimseleri rahatsız eder. Dolayısıyla doğruları söyleyen kişiler, çıkarları zedelenen, kusurları yüzüne söylenen insanlar tarafından hor görülüp dışlanırlar.

Her sözümüz doğru olmalı, fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir. Hele hele yalana tenezzül dahi etmemeliyiz. Bazen doğru söylemenin zarar ihtimali olduğunu hissedersek susmamız daha uygun olacaktır. Ayrıca her söylediğimiz hak ve doğru olmalı, her yerde hakkı söylemeye de hakkımız yoktur, muhatabımıza hakkı söylemek istediğimizde ihlas kaçarsa aksi tesir yapar, bu kez hak haksızlık gibi algılanır. Bazen de yerinde doğruyu ifade etmek gerekebilir, bu gibi durumlarda karşınızdaki muhatapların halet-i ruhiyesi önemlidir, doğruları nasıl algıladığı önemlidir, mümkünse bu doğrularımızı güzel bir bir üslup ile kavl-i leyyin ile aktarmamız en uygun olacaktır. Bazen olurki karşınızdaki muhatabınız, ifade edeceğiniz doğrularınızı yanlışın batağında olduğundan fark edemediğinden, kabul etmeyip reddedebilir, karşı atağa geçebilir, bu durumda size sabır ve sukunet gerekir. Dokuz köyden kovulsanız bile sinenize çekiverin, Allah doğrudan yanadır deyin ve sabredin.

Göründüğü gibi olmak veya olduğu gibi görünmek

İnsanoğlunu bazen, çalıştığı iş yerinde, bazen içtimai münasebetleri itibariyle birliktelikleri olduğu yerlerde maalesef ikircikli davranma durumuna girebilmektedir, yani olduğu gibi görünmemektedir. Buna benzer bazen de göründüğü gibi olmamaktadır. Ahlakı yüce kişiler, ya oldukları gibi görünürler veya göründükleri gibi olurlar, bu da doğruluğun bir göstergesidir. Her fırsatta İki yüzlü olmak, aliye evet efendim, veliye sepet efendim demek, bir mü’mine asla yakışmaz. Hele hele “nabza göre şerbet vermek” tabiri teşbihte hata olmasın ikiyüzlü olmanın bir alametidir. Bazen insan örfi veya çevresel duygularına yenik düşerek iki hatta üç maymunları bile oynamayı ihmal etmez. Aliyi işine gelmez bir gün yerin dibine batırır, diğer gün veliyi medh-i sena ile havalara uçurur. Bu özelilklerini daha evvel yaşadığı ortamdan veya gelenek ve göreneklerinden miras olarak veyahut daha sonradan kazanmış olabilir.

Üstümüz unlu olabilir ama biz değirmenci değiliz

Merhum Nasrettin hoca boşu boşuna “ye kürküm ye” dememiş, varlığın ve fiyakan yerinde ise çok mu konuşmak gerekir? Evvelâ konuşanın, söylemek istediklerini tarif etmeden, iyice bilmesi ve yaşaması gerekir, amel etmeden güzel bir hasleti anlatmak beyhudedir, yaşamadan yaşatılamaz, muhatabına bir faydası olmaz, ihlas kaçar, karşı tarafa yan tesiri olur, aksul-amel eder.

Barut fıçısı gibi olmak

Tabiki insanız, her halimiz ve zamanımız birbirine denk olmaz, derler ya, insanın bazen eşref bazzen de eşref olmayan saatleri vardır, hakikatende öyledir, karşılaştığımız birçok öfkeli durumlarda, muhatabınızın eşref saatinin dışında iseniz vay halinize, canınız yandı demektir. Burada çözüm yine kavl-i leyyin ve düşük tonlu ifade muhatabınızın öfkesini dindirebilir. Allah için bir araya gelen topluluklar, tabi ki birbirlerinden etkilenecek, yekdiğerinin fikirlerine karşı veya yanında durabilecektir. Bir konudaki fikirlerimiz ve savımız her ne olursa olsun dayatma ve cerbeze moduna geçmemiz muhatabınızın öfke kontrolünü elinden kaçırmasına sebep olabilir, medenice her problem konuşularak, tartışarak birkaç kişi ile enine boyuna görüşülerek orta yol bulunabilir. Yersiz ithamlar, suçlamalar, su-i zanlar hedefteki muhatabı daha da üzer ve kaçırır, orta yolu bulmada, konuşma, danışma ve tartışma esnasında diğer insanların ileri ve geri görüşlerine bakarak siz de bir adım ileri ve geri atmalısınız, yerinizde inatçı keçi gibi stabil durduğunuzda muhatabınızı üzmekten başka elinize bir şey geçmez, bu gibi durumlarda hoşgörü devreye girebilir, sonucu beklemek için aceleci olmamak, zamana bırakmak, eğer muhatabınızın yanlışı varsa zamanla bunu düzeltecektir kananatinizi kaybetmemeniz gerekir. Allah bizleri hatalarımızı söyleyen, bizleri uyaran, haklı olarak eleştiren hakiki dostlarından mahrum eylemesin.

Menfaat üzerine dönen birliktelikler

Menfaate dayanan birlik ve beraberliklerin ömrü de menfaate bağlıdır. Menfaat bitince birlik dağılır, çıkarlar çatışınca görünüşte olan mevcut dostluklar adavete yerini bırakır. Sosyal hayatın hemen hemen her yerinde, iş hayatında, politika hayatında, hatta Allah için bir araya geldiğini zannadenlerde bile bu hastalıkla karşılaşmak mümkündür. Bu hastalıklı durumun çaresi ihlastır, yaptığı işi ibadet niyetiyle yapıp ecrini Allah'tan beklemektir.

Çok bildiğini zanneden çok yanılır

Kendisini çok bildiğini zanneden adam, kendisini bilgi deryasında başkasını ise cühela denizinde zannedebilir. Özü boş olan kişinin sözü de boş olur, istediği kadar söylesin muhatabına fayda vermez, içi boş olan tenekeden çok ses çıkar. Söz gümüş ise sükut altındır.

İnsan ne kadar çok şey bilirse bilsin, bilmediği şeyler daha fazladır, çok bildiğini zanneden, kendine çok güvenen kişi, bilmediği şeylere de elini karıştırır ve sürekli yanılır. İnsan çok malumat sahibi olabilir, ama bu demek değildir ki her şeyin mahiyetini biliyor, onun da bilmediği, inceliğini kavramadığı bir çok şey olabilir, bu anlamda bilgisi var zannı ile, kendisine güvenip, olur olmaz şeylere karışmamalıdır, aksi takdirde yaptığı bir hareket, söylediği bir söz, fark etmediği bir durum onu yanılgıya düşürüp zor durumda bırakabilir.

Haklı adam insaflı olur

Hangi köşede bir gürültü işitirseniz hemen yetişiniz, hangi taraf haksız ise, ona yardım ediniz. Haksız insafsızdır, bir dirhem menfaatini kırk dirhem istirahat-i umumiye için bırakmaz. Haklı adam ise insaflı olur, bir dirhem hakkını sükunet-i umimiyedeki arkadaşlarının kırk dirhem menfaatine feda eder. İnsanlar birbirinin ayağına bassınlar bir şey olmaz acısı gelip geçer, ama sakın birbirilerinin nefsani damarlarına basmasınlar, kişinin en tehlikeli damarları özrü, özeli ve kutsalıdır.

Büyük lokma ye ama büyük konuşma

Özür dilemeni gerektirecek bir sözü konuşma, söyleyeceğinden dolayı daha sonradan muhatabını zor durumda bırakacak söz ve davranışlardan sakınılması gerekir. Bu davranış tipi toplumda bu daha çok kendisini dev aynasında gören, her şeye maydanoz olma ihtiyacı duyan kişilerde zuhur eder.

Ben merkezli olmak

Ücret dağıtılırken en ön saflarda, iş verilirken en arka saflarda durmak, her şeyi kendi açısından bakarak, ne yaparsam ne olmaz, ne yapmazsam ne olur diye düşünerek sadece kendi menfaatleri çerçevesinde ortak paydaya dahil olup ya da olmamaya karar vermek, hasbi değil de hesabi olmak, bir koltukta bir değil, ikiden fazla karpuz taşımaya azmetmek, bu dünya için daha da yok mu demek insanları kulluk bilincinden uzak tutar. 

Bu duygu ve düşünceler içerisinde, toplum ve insanlık olarak imtihanda olduğumuzu akıldan çıkarmadan dışımızdaki ve içimizdeki maddi ve manevi virüslerden temizlenmek azim ve gayreti ile tüm kardeşlerimi Allah’a emanet ediyorum.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.