Pasaport

Mahir DUMAN

Bi­zim köy, İç Ana­do­lu’nun ku­ze­yin­de; yüzünüze ye­şi­l yeşil gülümseyen bir yurt köşesidir. Anka­ra’dan çok, bu­lut­la­ra ya­kın gi­bi­dir. Dağ­la­rın ba­şın­da ka­ra bu­lut­lar pek ek­sik ol­maz. Yağmur dam­la­la­rı­nın uyum­lu şı­pır­tı­la­rı­nı ta­mam­la­yan gök gü­rül­tü­le­ri, şim­şek parıltıları size ay­rı bir coğ­raf­ya­da ol­du­ğunuzu his­set­ti­rir.

Bu toprakların insanları da farklıdırlar. Zengin değildirler. Ama hoşsohbettirler.

De­dem de kö­yün güzel in­san­la­rın­dan­dı. “Ki­tap­çı Kâ­zım” der­ler­di ona. Ki­ta­bı, kâ­ğı­dı, ka­le­mi çok se­ver; hat­ta on­la­rı mü­ba­rek ka­bul eder­di.

Nasılsa, o gün bir çam kü­tü­ğü­nün üs­tü­ne otur­muş­um. Bizim oralarda bu kısa kesilmiş ağaçlar, genellikle oturmak, üstüne çay bardakları koymak için kullanılır. Ancak o basit oturaklardan elbisenize çam sakızı bulaşabilir. Bunun temizlenmesi de pek kolay olmaz. Bu sebeple altıma -kendinden çok çektiğim- bir fizik kitabı koymuştum.

Dedem, be­ni yu­muşak bir üs­lup­la uyar­dı:

- Bak oğ­lum, ki­ta­bın üs­tü­ne otu­rul­maz!

- De­de­ci­ğim, bu kut­sal bir ki­tap de­ğil ki... Fizik kitabı…

Dedem, öm­rüm ol­duk­ça unut­ma­ya­ca­ğım sö­zü­nü söy­le­di:

- Oğlum, bütün mübarek kitaplar kâğıda yazılmıyor mu? Üstüne oturduğun kitap da kâğıda yazılmamış mı? O halde bu davranışın hoş değil. Hem de ki­ta­ba saygılı olmayanlar bil­gi sahi­bi ola­mazlar!

De­dem sık sık has­ta­la­nır­dı. Yi­ne bir ara ya­ta­ğa düş­tü. Köy­lü­ler, kom­şu­lar geç­miş ol­sun zi­yare­ti­ne gel­di­ler grup grup.

Kö­yü­mü­zün Ga­zi Amca’sı da kom­şu­luk gö­re­vi­ni yap­mak için biz­dey­di.

Ga­zi Amca, iyi tırpan kullanması ve nüktedanlığıyla tanınırdı.

De­dem, ge­lip gi­de­nin pek far­kın­da de­ğil­di. Ziyaretçi amcamız, dedemin ba­şu­cun­da bi­raz­cık otur­du. An­cak faz­la bek­le­me­di. Yü­zün­de has­ta zi­ya­ret edenlere has bir mut­lu­luk tebessümüyle çıkıp gitti.

Ga­zi Amca’nın kom­şu­la­rı sor­muş­lar:

- Kâ­zım de­de na­sıl?

- Kom­şu­lar, demiş Gazi Amca. Ki­tap­çı Kâ­zım’ın yol­cu­luk ha­zır­lık­la­rı ta­mam. Pa­sa­por­tunun imzadan çıkması yakın.

Er­te­si gün, mi­na­re­den köy ho­ca­sı­nın sa­lâ se­si yükselir. Son günlerin ağır hastası olarak dedemi bilen köy hal­kı, ona karşı son gö­rev­le­ri­ni yap­mak için bi­zim eve yö­ne­lir­ler.

An­cak ho­ca­nın anon­su ka­la­ba­lı­ğın yö­nü­nü de­ğiş­tir­me­sine ne­den olur.

Açık­ça­sı Ga­zi Amca’mız öl­müş­tür.

O an­da is­te­me­ye­rek de ol­sa du­dak­la­rım­dan şu söz­ler dö­kül­dü:

- Hey gi­di Ga­zi Amca, hey! Se­nin pa­sa­port da­ha ön­ce ha­zır­lan­mış. Bu­nu ne­den dü­şü­ne­medin?

Rah­met­li de­dem, bel­ki on yıl da­ha ya­şa­dı.

Öbür dün­ya­da bu­lu­şup şa­ka­la­şa­bi­lir­ler mi? Onu bi­le­mi­yo­ruz.

Söyleyenler ne güzel söylemiş:

“Ya­tan de­ğil, öm­rü ye­ten gi­der­miş...”

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.