Yaz aylarıydı. O günlerde güneşten çok gölgenin tadı vardı. Köy mektebinin önünde yaşlılar koyu bir sohbete dalmışlardı. Günün flaş ismi Ahmet amcaydı her zamanki gibi. Gözler hep onun üzerindeydi. Beyazlamış sakalıyla, seke seke yürüyüşüyle farklı biriydi. Belki de bu yüzden “Keklik” lakabını almıştı. Güngörmüş bir adamdı. Ben beni bileli köyde bakkallık yapar. Neler satmaz ki… Çay, şeker, tüp, basma… Hatta nal, mıh…
Çocukluğumun neşesi yok sokaklarda. Köpek sesleri, at kişnemeleri… duyulmuyor artık.
Birden köyün ıssız sokaklarında yankılanan “eskiciii!..” sesi başların o tarafa dönmesine sebep oldu.
- Eskiciii!.. Eskiler alırım. Demir eskisi, bakır eskisi…
Hacı Ahmet amca, başta kendisi olmak üzere yakınındaki yaşlıları göstererek:
- Eskici, dedi. Gel hele… Burada istediğin kadar “eski” var.
Eskici, bu nazik daveti kabul ediyor. Oradakileri selâmlıyor. Kendine yer gösteriliyor. Yaptığı işten haber veren lekeler var ellerinde. Ama temiz biri. Kılık kıyafetiyle insanda saygı uyandırıyor. “Elbise, insanı adam etmeye yetmezmiş. Ancak adam gibi gösterirmiş.” Eskici adam gibi görünüyordu. Merhabalaşma faslından sonra, hâl hatır soruluyor karşılıklı.
Bu arada Yaldır Çavuş, evinin balkonunda duran torununa minik bir işarette bulunuyor. Dedesinin terbiyesinden geçtiği her halinden belli olan çocuk, az sonra elinde çay tepsisiyle çıkageliyor. Önce misafire tutuyor çayını. Sonra Ahmet Dayı’ya, Ahmet Hoca’ya, Sarı Recep’e ve diğerlerine…
Davetin nedenini unutmamış olmalı eskici. Yapılan ikrama teşekkür ettikten sonra, Hacı Keklik amcaya döndü:
- Evet, siz de eskisiniz, dedi. Fakat eskimeyen eski… Misafirperverliğiniz de eski. Ancak bende sizin gibi eskileri alacak para yok. Sadece derin bir saygı var.
Köyün yaşlıları, adama hayran hayran bakıyorlardı. Emekli bir öğretmen olarak yaşadıklarımdan çok etkilenmiştim. O günkü konuşmaları noktaladım:
- İşte, kültür dedikleri şey bu olsa gerek. Bütün teknik gelişmeler silememiş bu geleneği. Alan da güzel, satan da… Bu kültür yok olmamalı.
İkindi namazından çıkıyoruz. Eskicinin kamyoneti, hurdaya çıkmış eşyalarla dolmuştu. Köyün ıssız sokaklarında aynı ses yankılanıyordu:
“Eskiler alırım… Demir eskileri, bakır eskileri… Eskici…”