Levhalar

Said ÖZADALI

Cezayir'in liman şehri Sekikde'den Kosantine'ye (Konstantine) giderken yoldaki manzara ve güzellik karşısında adeta büyülenmiştim. Dayanamayarak Nurullah'tan rica ettim. Yolun kenarında durduk.

Arabadan indim. Aman Allahım! Nefis bir hava, yemyeşil bir manzara, tarlalar, kalem gibi çamlar, rengarenk çiçekler ve manzarayı tamamlayan serçe kuşlarının cikcikleri, ötüşü, zikirleri. Kafam döndü. Duygulandım, hislendim. Ayıp olmasaydı içimi gözyaşlarımla birlikte gözlerimden oracıktaki papatyalara dökecektim. Yapamadım.

Lüzumsuz riyakarlığım devreye girdi, mani oldu. Sanki ağlamak bana yakışmazmış gibi bir havaya soktu. Alçak nefis de devreye girdi ve
bana sahte bir kahramanlık elbisesi giydirdi.

Halbuki içim içime sığmıyordu. Ağlamak istiyordum, haykırmak istiyordum. Bu topraklara yabancı değildim. Bu ağaçlar, bu çiçekler, bu çimenler Kahta'nın Hiniç köyünün kenar komşusuydu.

Yerden iki tane çiçek kopardım. Can yoldaşlarım Abdurrahman, Mustafa ve Nurullah'a gösterdim. Yahu bu çiçekler bizim çiçeklerin aynısı değil mi?
Aralarında hiç bir fark var mı?

- Yok dediler.
Peki şu ağacım üstünde zikreden serçelerden bizim köyün serçelerinin bir farkı var mı?
- Herşey aynı.
Fesüphanellah.

Yola çıktık. Sanki Karadeniz sahilinden Anadolu'nun içlerine doğru yol alıyoruz veya Akdeniz sahillerinden Anadolu'nun içlerine seyahat ediyoruz.

İklim ve yağış itibariyle Karadeniz'e benzese de bitki örtüsü, bağ ve bahçeleri ile Akdeniz'e benziyor desek daha doğru olur. Zira yol boyunca portakal ve mandalina bahçeleri adeta dünya misafirlerine tebessümle mukabele ediyorlar.

Bu güzel hayallerimle tefekküre dalmışken birden irkiliyorum... İlk defa farklı bir şey ile karşılaşıyorum. Arapça bir levha. Asabım bozuluyor. Levhaya veya Arapçaya değil, benim yabancı bir ülkede olduğumu ihtar edip hatırlattığı için. Halbuki ne güzel Anadolu'da sevdiklerim ile seyahat ediyordum... Tefekkür ediyordum.

Hiç birşey bana veya ben hiç birşeye yabancı değildim. Camiler, ezanlar, mektepler, medreseler, tarlalar, ağaçlar herşey ve herkes benim ile aynıydı.

Peki yabancılık veya ecnebilik nereden kaynaklanıyordu? Yanımdaki en civanmert arkadaşım Mustafa Gazi'ye adeta sitem ediyorum. Bu levhaları yola koymasalar olmaz mı? Mustafa beni tasdik ediyor ve ekliyor; hakikaten tek farklı olan levhalar.

Levhalar... Ah Levhalar! Levhalar bu kadar önemli demekki. Kendi hülyalarıma tekrar dalıyorum... İçimden bir ses bana adeta isyan ediyor. "Bu levhalar ve yazılar senin aslındır" diyor. Bu levhalara, bu İslami yazılara kızmaya hakkın yok diyor.

Bu ihtar ve ikazla birden hayalim tayyi zamanla doksan sene önceki
Anadolu levhalarına gidiyor. Aradaki arızalı zaman dilimini kaldırıyorum.
İki parçayı yan yana getiriyorum. İşte manzara tamamlandı diyorum. Mükemmel, muhteşem. İşte bu kadar. Ecnebilere ve yabancılara müşevveş bir mazi bizlere parlak, saadetli bir gelecek saklıydı.

Merkez camisi imamı Yunus Halid'in sözleri hayalimde canlanıyor. Sizleri, Ey Anadolu Türkleri! Yanımızda gördüğümüzde kendimizi emniyette hissediyoruz, bize güven geliyor. Biz tabiri caizse horozlanıyoruz. Bütün yabancılıklara meydan okuyoruz.

Selam sana Ey kahraman Yunus Halid'i kardeşim! Artık tayyi mekan zamanıdır. Mekanların beraberliklerini, benzerliklerini levhalar da ayıramayacak. Yazılar farklı da olsa manalar aynıdır.

Yüz sene önce Şamı Şerifin medar-ı iftiharı olan Emevi camisinin minberinden gelen müjde ve beşaret, müşterek zeminimizde çiçek açmaya başladı. Şamgen vizeleri hayata geçti.

Bizim varlığımızdan sizin, sizin varlığınızdan bizim haberimiz oldu. Tearuf başladı. Teavün, tesanüd yolları aralandı. Muhabbet mukadderdir. Kalbimizde muhabbet çekirdeği kırılmaya, içindeki mana filizlenmeye başladı. Artık bu muhabbet önünde hiç bir engel duramaz.

Bütün bu istibdat ve tahakkumlerin nağmına içimizdeki bizle buluşmaya başladık. Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır...

Selam sizlere Ey Cezayirli kardeşlerim! Selam Ey Nurullah ve ailesi. Mustafa Gaziler, Hişamlar, Hüsnüler, Said İyadi, Abdulhalim Bişiler, Burhan, Murat, Abdüssamed, vesaireler...

Üsküdar Fethipaşa Korusu papatyalarının Kosantine (Konsantine) papatyalarına ve
çiçeklerine... Üsküdar iskelesinin martılarının Sekikde iskelesi martılarına selam ediyorlar.

Hülasa hepimizden hepinize selamlar, muhabbetler,dualar...

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (11)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.