Lahza

Seher ŞİRVAN

Bilgi, görüntü, ses, lezzet ve duygu bombardımanının olduğu bir çağda yaşıyoruz.

Televizyon, radyo, telefon, hepsinin ağa babası internet. Bilgilerle, seslerle, görüntülerle adeta ışık hızıyla karşılaşıyoruz.

Haberlerin başlıklarına şöyle bir göz atabiliyor, başlıklar ne denli çarpıcıysa haber değeri o kadarmış gibi, alt başlıklara inmeye öyle karar veriyoruz.

Daha bilginin birini hazmetmeden diğerini yudumluyor beynimiz, üst üste labirentler kuruyor. Şükür ki Yaradan, beyinin kapasite alanını çok geniş vermiş, sürekli disk temizlemek zorunda değiliz.

Bu acele ve telaşımız niye? Neden her şeyi bir solukta tatmak ya da bitirivermek istiyoruz? Ne oldu bize?

Bir anlık sesler, bir anlık görüntüler, bir anlık duygular,bir anlık lezzetlerin peşine düşmeye başlayalı,unuttuk nefes almayı.

Görüntüler peşi sıra akıyor, daha 'şu neydi' demeden, bir sonrakine geçiliveriyor.

Öylesine hızla oluyor ki,içinizden 'şu görüntüyü görmeseydim' dediğiniz anda görmeyi istemediğiniz diğer görüntü çoktan gözlerinizle buluşmuş oluyor.

Maksadınız gayet masum, haber izlemek,i çeriği eğitici bir program seyretmek.

Aralara sıkıştırılıp bize sunulan zehirli sesleri, görüntüleri lzzetmiş, çeşniymişçesine alıp kabul ediyoruz.
 
Misafir ettik gözlerimize yerli yersiz, gerekli gereksiz her görüntüyü. Peşinden gittik bize sunulan  görüntülerin, kumandalarla 'geçiş yaparken' kanallar arasında.

Öylesine alışkanlık oldu ki bu görüntüler, beyaz sayfaya koyulan her siyah noktanın kağıdı kararttığı gibi,karardı basiretli gözlerin keskin bakışları.
Maksat çirkin görüntülerin ülfet peyda etmesiydi, istenen oldu.

Gözler ne mahrem dedi, ne namahrem, gelene açtı kapılarını. Dağdaki yabancı eller gelip bağın sahibini kovdu. Bağ sahipsiz kalalı, okuyamaz oldu kainat kitabını. Ruhun penceresine,yabancıları misafir edeli, yabani otlar sardı pencereyi.

Nurun ziyası cılız girdi pencereden, kalp hastalandı ziyasından uzağa düşmekten.

Her şeyin bu kadar hızla olduğu ve bir o kadar da hızla  insanlara ulaştırıldığı bir dünyaya ihtiyacımız var mı acaba? Her şey bu denli hızlı oluyorken,her hızlı sunulanı hiç birinden mahrum ve habersiz kalmamak adına ,kabullenişin,daha büyük mahrumiyetlere sebep olabileceğini ne zaman fark edeceğiz?

Her sese açtık da kulaklarımızı, Kelamullaha ağyar(1) kaldı. Duydu ama, kulakta kaldı. Kelimelerin manasına bakmadık bile,ya da ne maksatla söylenildiğine. Sadece duyduk, kalbe indiremedik. Tıpkı, ağıza alınan lokmanın miğdeye inmediğinde vücudun aç kalması gibi, kulaktan kalbe indiremediğimiz kelamullahı, ruhumuzu aç bırakarak, latifelerinin sukut eylemesine sebep olduk. Kulağa düşen nağme daha kulaktan içeri girmeden kapıda  mahkum kaldı.

'İnsanoğlunun doldurduğu en kötü kap miğdesidir' mealindeki hadisi şerife, herhalde insanlık hiç bu gün ki kadar muhatap olmamıştı. Saniyelik süren reklamlarda, yiyecekleri allayıp pullayıp sundular önümüze. Dünyanın zararını kabul ettiği gazlı içecekler iftar sofralarında masumlaştırıldı. Açık büfe haline geldi yanımız yöremiz. Ayakta atıştırmanın zamandan kazanmanın en güzel yoluymuş gibi sevimli,neşeli insanlar görüntüsünde gördük. Her şeyin tadına bakmalıydı insan, onun da bunun da şunun da...

Her nimetin şükrü kendi nispetinde olmalı düsturunu unutacak kadar hızlı bakıyoruz tatlara. Her nefesin olduğu gibi,her lokmanın da hesabını vereceğiz elbet. İnsan ya hak ettiği kadar yemeli, ya da yediğini hak etmeli.

Yemek yemeyi araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirdik.
Miğdeyi kapıcılıktan padişahlığa terfi ettireli, kalp mahkum kaldı kaf dağının ardında.

Duygularımızda bunca hızdan nasiplerini aldılar. Muhabbet, önce ma'rifet(2) ister,sonra muhabbet gelir. Ma'rifet edinmeden muhabbetler edindik. Sıkıldık ma'rifet edinmekten. Çünkü o kadar vaktimiz yoktu, hızla muhabbeti tatmalıydık, oysa Ma'rifetsiz muhabbetlerin ömürleri günlük olurdu. Örselendi duygularımız, kaybetmenin acı faturalarını ödemekten, kazanma kuşağında kaybedenlerden olduk.

Çözüm:
Sesleri ve anlamları Rahman'ın kelamındaki  hecelerden, görüntüleri Cemalin cilvelerinden, lezzetleri Rezzak'ı Hakimden aldığımızda ve kalbi mahkumiyetinden kurtarıp padişah, miğdeyi gerçek yeri olan kapıcılığa indirmemizdedir. Tekrar kazanma kuşağına girmemizin yolu buradan geçmektedir.

Dipnotlar:
1_Ağyar; yabancı
2_Ma'rifet; bilmek, tanımak

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.