Kürtler ve İslamiyet (2)

Kadri HAZAL

Değerli Dostlar! Kürtler ve İslamiyet başlıklı ikinci yazımızla karşınızdayız. Bu yazımızda Kürtlerin İslamiyet’e yaptıkları bazı hizmetleri konu edineceğiz.

Hz. İbrahim (a.s.)[1] zamanından beri Kürtler tevhide hizmet ede gelmişlerdir. Hicretin 18. Yılından başlayarak evvela Arapların hemen yanı başındaki Irak ve Suriye’nin kuzey bölgelerinde meskun olan Kürtlerin İslamlaşmaya başladığı ve o zamandan beri Kürt olarak bulundukları gerçeğini de bütün tarihçiler kaydetmektedirler. Böylece Araplardan sonra Müslümanlığı kabul etmeye başlayan ikinci millet Kürt milleti olmuştur.[2]

Tarihte Cezire diye anılıp Türkiye Kürdistan’ının da büyük kısmını içine alan bölgenin fethi kısaca şöyle anlatılmıştır: “Hz. Ömer (r.a.) Dönemi’nde Cezire bölgesi fetihler kapsamına alındı ve komutan olarak İyaz b. Ğanm görevlendirildi. Sonuçta Müslüman ordular, önlerinde açılan Cezire Bölgesi’ni hicri 16 ile 19 yılları arasında ele geçirdiler. Cezire’yi ele geçiren İyaz b. Ğanm h. 20 de vefat etti. H. 21 de Cezire’nin yöneticisi Umeyr b. Sad idi. H. 22 senesinde Ömer b. Süraka bölgede görevlendirildi. Bu yıl Hz. Ömer bölge üzerinden Azerbaycan’daki fetihlere yardımcı olması için Habib b. Mesleme’yi görevlendirdi. Kendisi bile Cezire’ye gidip iki ay kalmayı düşünüyordu. Sonuçta; H. 19 da İyaz b. Ğanm tarafından hızlı bir şekilde ele geçirilen bölge bundan sonra merkezden atanan valiler ile yönetilmeye başlanmıştır.”[3]

Futuhu'l-Buldan'da (s.208) bildirildiğine göre, Kürtlerin bulunduğu bölgelerden Ruha/Urfa, Harran, Meyafarkin, Hasankeyf, Mardin, Amed/Diyarbakır, Nusaybin gibi bölgeler, savaştan sonra sulh yoluyla fethedilmişlerdir. Bu fetihler, Hz. Ebu Ubeyde'nin görevlendirdiği büyük komutan İyad b. Ganem tarafından hicrî 19-20. yıllarında gerçekleşmiştir. Buna göre, Kürtlerin, memleketlerinin Hicaz bölgesine yakın olmasının da etkisiyle, bu dönemde Müslüman olduklarını söylemek mümkündür.[4]

Bölgenin çok kısa sürede fethinin sebebini tarihçiler, Bizans ve Sasani İmparatorluklarının bölge halkına yaptıkları zulme bağlamaktadırlar. Nitekim Mehmet Azimli’nin Belazuri’den yaptığı aktarmaya göre fetihler sırasında bölge halkı şöyle demiştir: “Başımızda Ortodoks külahı görmektense, Müslüman sarığı görmeyi yeğleriz.”[5]

Bölge fethedilirken halk direnmemiştir. Sadece Diyarbakır merkezde yani Amed kalesinde küçük bir direniş olmuş, buna rağmen bölge ele geçirildiğinde savaş kuralları uygulanmamış, yerel halktan bir kayıp olmamıştı. Bölge barışla fethedilen Edessa (Ruha) halkıyla yapılan anlaşmanın şartlarıyla İslam’a bağrını açmıştır.

Ruha anlaşmasına göre İyaz b. Ğanm tarafından Urfa’lılara verilen emanname şöyledir: “Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın adıyla. Bu vesika Ruha halkına ve Piskoposuna hitaben yazılmıştır. Ergenlik çağına gelen erkeklerden kişi başına bir dinar ve iki müd/avuç buğday ödemek şartıyla, şehrinizin kapısını açtığınız takdirde canlarınız mal mülkleriniz ve size tabi olanlar emniyet içinde bulunacaklardır. Bu koşullardan başka, yollarını kaybetmiş yolculara yol göstermek, köprü ve yolları onarmak, Müslümanlara dostluk göstererek onlara iyi nasihatlerde bulunmak da bir görev olarak, size yükletilmiştir. Bu vesikanın doğruluğuna Allah şahittir. Allah’ın şahitliği yeter.”[6]

Kürtler’in İslamiyet’e hizmetleri İslam’ın ilk asırlarından itibaren başlamıştır. Kürtler özellikle Selahaddin-i Eyyubi komutanlığında İttihad-ı İslam’ı esas alarak din ve cihad için Mısır’a, Sudan’a, Cezayir’e, Lübnan ve Filistin’e diğer taraftan Keşmir, Hindistan ve Afganistan’a kadar yayılıp hudut bekçiliklerini deruhte etmişlerdir.[7] Özellikle Haçlılarla mücadeleleri tarih tarafından altın harflerle yazılacak değerdedir.

Kürtlerin çalışmaları sonucu İslam’a girmiş toplumlardan biride bugün Budistler tarafından vahşice bir katliama maruz kalmış bulunan Arakan Müslümanlarıdır. Bu konuda Mazlum-Der tarafından yapılan 2. Kürt Forumuna katılan Araştırmacı İbrahim Sediyani şu bilgileri vermektedir: “Arakan coğrafyası ve Rohingya toprakları ve bugünkü Bangladeş, 8. yy’ da Asya’nın tâ ortasındaki o topraklara giden Kürt tüccarlar tarafından İslamlaştırılmıştır. Bunlar tüccar ve aynı zamanda tebliğci idiler. Bir kısmı Kürdistan anayurdundan, Van’dan, Diyarbekir’den, Botan’dan, fakat önemli bir kısmı da Yemen topraklarından idiler.

Bölgede İslamî tebliğat çalışmaları yapan ve oradaki halkları “Müslümanlaştıran”

bu Kürtler, o topraklara “Rohingya” ismini verdiler. Neden bu ismi verdiler? Çünkü onların doğu tarafında gittikleri en uzak topraklardı, “en doğu” topraklardı. Arakan için bugün hâlâ kullanılan “Rohingya” ismi, öz be öz Kürtçe bir isim ve“Güneşin Doğduğu Ülke” demektir.”[8]

İslam Alemini kasıp kavuran ve birçok alim tarafından Yecuc ve Mecuc olarak kabul edilen Moğollar İslam Alemini taru-mar edip katliamlar yaptıklarında onlara karşı ilk direniş bayrağını açan kişi, Diyar-ı Bekr Emiri Kürd Hüsameddin Baycar oldu.[9] Hüsameddin Baycar’ı daha sonra diğer beylikler takip etmiştir.

Kürtlerin İslam’a alimler bazında hizmetleri konusunda Erdoğan Alparslan şu bilgileri aktarmaktadır: “Kürtler sadece İslam’ı Batının saldırılarına karşı korumamıştır aynı zamanda İslam dünyasına çok büyük âlimlerde kazandırmışlardır. Bunlar arasında edebiyat, fen, coğrafya ve İslami ilimlerde ün yapmış birçok Kürt ulema var. Bunlardan sadece en önemlilerine yer vereceğim. İslam felsefesinin önemli bir filozofu İşrakilik fikir akımının kurucusu Şahabeddin Sühreverdi, Sühreverdi’nin torunu Fatih’in hocası Akşemseddin, hem Fatih’in hocalığına yapan hem de dönemin Şeyhülislamlığını yapan Molla Gorani,  Kanuni döneminde şeyhülislamlık yapan Ebu Suud Efendi,  Robotik bilimin babası ve sibernetik üzerine çalışmalar yapan Kürt-İslam alimi Ebu’l-İzz bin İsmail Er-Rezzaz El-Cezeri. XX. yüzyılın en büyük Kürt-İslam alimi ve Risale-i Nur yazarı Bediüzzaman Said-i Kurdî, Astronomi, botanik, metalürji, coğrafya, matematik ve tarih gibi çeşitli alanlarda çalışmalar yapmış ve ünlenmiş Ebu HanifeAhmed bin Davud Dinaweri,  ünlü tarihçi İbni Xelikan (İbni Hallikan).

Bunların dışında şu şahıslarda Kürt-İslam medeniyetine önemli katkılar sunmuşlardır:

El-Kamil Fi’t Tarih’in yazarı İbnu’l-Esir, Matâli’nin sahibi Sirâcuddin El-Urmevî, ünlü muhaddis Mukaddime-i İbn Salâh müellifi Takiyuddin İbn Salâh Abdurrahman Eş-Şehrezorî, ünlü kıraat alimi Ebu'l-Hayr Muhammed El-Cezeri, Ebu İshak Eş-Şehrezorî, Vefeyâtu'l-A'yân sahibi ünlü, Ahmed El-Hakkari, Orhan Gazi devrinin müftüsü Tacuddin El-Kürdî (Hayreddin Paşa), Muhammed bin Abdürresul El-Berzencî  (Medine'de ölmüştür. Bu zattan sonra 1930'lu yıllara kadar Mekke ve Medine'de Şâfii müftüleri/kadıları hep Berzencî ailesinden çıkmıştır) , Seyyid Abdülkerim El-Berzencî, Muhammed bin Adem El-Kürdi El-Bâlekî, Kâtip Çelebi’nin hocası / Ayasofya müderrisi Kürt Abdullah Efendi, İmam-ı Sultanî ve Boğaziçi'nde Vâniköy'e adını veren Vânî Mehmed Efendi,  Buhari mütercimi Babanzâde Ahmed Naim, Büyük Şafii fakihi Molla Muhyiddin El-Havilî. Mısırlı ünlü şair Ahmed Şevkî, Ezher Ulemâsından Mahmud Abbas El-Akkad ve Necmeddîn Emin El-Kürdî, ünlü Hâfız Abdülbâsıt Abdüssamed vs. Yukarıda gördüğünüz gibi Kürtler İslam medeniyetine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Kürtler İslam dünyasının sadık, fedakar öksüzleridir.”

Değerli dostlar elbette İslam dinine giren her millet İslam’a çok büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bunların hizmetleri her zaman dile getirilmiştir. Ama İslam Aleminde Milliyeti mabud ittihaz eden milliyetçi devletlerin kurulmasından sonra Kürtlerin hizmetleri tarih kitaplarından silinmiştir. Hatta kitaplar tercüme edilirken Kürtler kelimesi birçok yerde Türkler diye tercüme edilmiştir. Mesela Prof. Dr. Mehmet Azimli tarafından yapılan incelemeye göre İbn’ul Esir’in El-Kamil adlı eserinin Yunus Apaydın vd. tarafından yapılan tercümesinde sadece bir sayfada dört yerde geçen Kürtler kelimesi Türkler diye tercüme edilmiştir.[10] Bunun örnekleri çoktur. Hatta camiamızdaki bazı yazarların eserlerinde bile Kürt kelimesine tercümede sansür uygulanmıştır. Konuyu çok uzatarak sizi yormamak için kısa kesiyorum.

Başka bir yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olun.


[1] . Abdülkadir Badıllı, İslam Kardeşliği İçinde Türk-Kürt İlişkisi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1993, sh. 86

[2] . Badıllı, a.y.

[3] . Mehmet Azimli, Diyarbakır ve Çevresinin Müslümanlaşma Süreci, Çizgi Yayınları, İstanbul 2010, sh. 19-20

[4] . Sorularlaislamiyet.com, 21. 01. 2012

[5] . Azimli, sh. 20

[6] . Ahmet Demir, İslam’ın Anadolu’ya Gelişi, Kent Yayınları, İstanbul 2004, sh. 86

[7] . Badıllı, sh. 86

[8] . İbrahim Sediyani, Kürt Sorununu Doğuran Süreç ve Tarihsel Sebepler,  MAZLUM-Der 2. Kürt Forumu, 12-17 Kasım 2012 İznik/ Bursa, sh.41

[9] . M. Latif Salihoğlu, Tarih Bedestanı, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1996, sh. 56

[10] . Azimli, sh. 220

 

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.