Kurgulanmış hayatlar: Rojin

Kadir AYTAR

Romanlar, konularına göre farklılık gösteren ve eğitim, estetik, sanat, eğlendirme gibi bir takım işlevler olan edebi eserleridir. Roman deyince –bu biraz da romanın bize batıdan giriş şekline dayanıyor- hemen akla bu tür işlevlerinden ziyade, ayakları yere basmayan, başında kavak yelleri esen, gerçek âlemle bağlantısı olmayan, hayal âleminde yaşayan ve derin uyku halinde olan karakterler gelir. Böyle romanlar eğitmekten ve eğlendirmekten öte, sosyal ve psikolojik yaralar açar. Açılan bu derin yaraların tedavisi de çok güç olmakta, ayrıca çok da pahalıya mal olmaktadır.

Rojin romanı, suistimal edilen, uyutulan, hayal âleminde yaşatılan, başında kavak yelleri esen ya da estirilen talihsiz bir nesli derin uyku halinden uyandırma arayışıdır. Yazarın, sosyal ve psikolojik tahlillerin yanında aşk unsurlarını da katarak, kaybedileni kazanma ve bozulanı tamir etme çabası, eseri daha sürükleyici bir hale getirmektedir.

Zaten yazar, düşünmek, hakikati aramak ve sorgulamak için yazdığını, okuyucuyu da yazdıklarının içine çekerek arayışı birlikte sürdürmeyi planladığını, bu nedenle de gerek klasik veya modern roman anlayışına ve gerekse işlev açısından dar bir alana sıkışmaya pek de razı olmadığını üstü kapalı olarak romanın önsözünde ifade ediyor. Bu plan, aynı zamanda okuyucuyu da probleme ve çözüm yolları arayışına dâhil etmektir ki, rahat koltuklarda oturmak yerine bizzat sahnede rol almayı sağlamaktadır.

Doç. Dr. Ahmet Yıldız romanı, milliyetçiliğin ve kimlik probleminin Türkiye’deki izdüşümlerini göz önüne alarak “gölgesi olmayan insanın romanı” olarak değerlendirirken; Sadık Yalsızuçanlar, sanatın ideolojik körlüğe kurban edileni açığa çıkardığını belirterek romanı, “kimliklerimiz aynasında bir ezber bozma yolculuğu” olarak nitelendirmektedir.

Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne romanı göç, mecburiyetler ve umutlar çerçevesinde değerlendirirken; Dr. Senai Demirci de, toplum olarak yeni bir dile, sevgi, muhabbet, kardeşlik, istişare, dostluk ve şefkatin, tıpkı romanda olduğu gibi aşkın diline ihtiyacımız olduğuna vurgu yapmaktadır.

Romanda menfi milliyetçiliğin, ötekileştirdiği ve toplumumuza onulmaz yaralar açtığı günümüzde, empatik bir dille yeni baştan düşünmeye ve yeni baştan birbirimizle tanışmaya hararetli bir davet var. 

Günümüz insanının en büyük eksikliği düşünmemek ya da nasıl düşüneceğini bilmemek olsa gerektir. Dış dünyadaki olayların sürükleyiciliği, belki de bizi hiç ilgilendirmeyen konular içine sürükleyerek boğmaktadır. Rojin’in; “Ben hep anlık yaşadım bu hayatta, durup dinlenecek, sonra da düşünecek vaktim olmadı hiç.” sözleri ile “Yıllardır uzayla uğraşıyoruz, oraya buraya gidiyor her yerin haritasını çıkartıyoruz, ‘Filanca gezegenin bir uydusu daha varmış bak keşfettik’ diye seviniyoruz.” (s: 26) sözleri toplumun geneliyle ilgili bir durumdur. Kendi iç dairemizdeki önemli vazifelerimize odaklanmak yerine kâinatın öbür ucundaki birçok meseleye odaklanıyoruz. Aslında bu odaklanmak değil tam olarak dağılmaktır.

Hapishanede kendi ile baş başa kalan ve düşünme fırsatı bulan Rojin; önceleri hayatı ile ilgili her şeyi kontrol edebileceğini ve kendisinin efendisi olduğunu düşünüyor. Ama şimdi doğduğu yerden kimliğine, ailesine, çevresine, yetiştirilme tarzına, farkında olmadan yaşamak zorunda kalınan hayatlara kadar her şeyin önceden örülüp “kurgulandığını” anlıyor.

“Kugulanmak” günümüz insanının en büyük kâbusu olmalı. Özlem duyarak ve ümitler beslenerek çıkılan dağda; “Boşu boşuna mı sürünüp duruyoruz bu dağlarda?” sorusuyla dağların yıkıldığını, “Eee, ne diye sürdürüp duruyoruz bu savaşı o zaman?” sorusuna verilen “Birileri böyle olsun istiyor da ondan” cevabıyla da bütün oyunun bozulduğunu görüyoruz.

Roman, “İnsanın ömür boyu peşinde koştuğu şeylere ulaştığında, aslında o şeyin o kadar da ömrünü heder edecek kadar önemli olmadığını” güzel, sade ve akıcı bir üslupla anlatıyor. Hakikati aramayı sürdürmek adına Rojin’i okumanızı tavsiye ediyorum.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.