Bismillahirrahmanirrahim
ONBEŞİNCİ SÖZ’ÜN ZEYLİ
...
Şeytan döndü ve dedi: “Kur'ân, beşer kelâmına benziyor. Onların muhâveresi tarzındadır. Demek beşer kelâmıdır. Eğer, Allah’ın kelâmı olsa, O’na yakışacak, her cihetçe hârikulâde bir tarzı olacaktı. O’nun sanatı nasıl beşer sanatına benzemiyor; kelâmı da benzememeli?”
Cevaben dedim: “Nasıl ki, Peygamberimiz (asm) mûcizâtından ve hasâisinden başka, ef'âl ve ahvâl ve etvârında beşeriyette kalıp, beşer gibi âdet‑i İlâhiye’ye ve evâmir‑i tekvîniyesine münkàd ve mutî olmuş. O da soğuk çeker, elem çeker ve hâkezâ‥ herbir ahvâl ve etvârında hârikulâde bir vaziyet verilmemiş; tâ ki, ümmetine ef'âliyle imâm olsun, etvârıyla rehber olsun, umum harekâtıyla ders versin. Eğer her etvârında hârikulâde olsa idi; bizzat her cihetçe imâm olamazdı, herkese mürşid‑i mutlak olamazdı, bütün ahvâliyle ‘Rahmeten li'l‑âlemîn’ olamazdı.”
Aynen öyle de: Kur'ân‑ı Hakîm, ehl‑i şuûra imâmdır, cin ve inse mürşittir, ehl‑i kemâle rehberdir, ehl‑i hakikate muallimdir. Öyle ise, beşerin muhâverâtı ve üslûbu tarzında olmak, zarûrî ve kat'îdir.
Çünkü, cin ve ins münâcâtını O’ndan alıyor, duâsını O’ndan öğreniyor, mesâilini O’nun lisânıyla zikrediyor, edeb‑i muâşeretini O’ndan taallüm ediyor ve hâkezâ‥ herkes O’nu mercî yapıyor.
Öyle ise, eğer Hazret‑i Mûsa Aleyhisselâm’ın Tûr‑i Sînâ’da işittiği Kelâmullâh tarzında olsa idi, beşer bunu dinlemekte ve işitmekte tahammül edemezdi ve mercî edemezdi. Hazret‑i Mûsa Aleyhisselâm gibi bir ulü'l‑azm, ancak birkaç kelâmı işitmeye tahammül etmiştir. Mûsa Aleyhisselâm demiş: اَهٰكَذَا كَلَامُكَ؟ قَالَ اللّٰهُ : ل۪ي قُوَّةُ جَم۪يعِ الْاَلْسِنَةِ1
1-Senin kelâmın böyle midir?' Allah buyurdu: 'Ben bütün lisanların kuvvetine mâlikim." Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 3:536
Bediüzzaman Said Nursi
Sözler