Kur’an ve Olaylar

Himmet UÇ'un yazısı...

Kur’an bir olaylar mecmuasıdır, insanı insanlık serüveninin çeşitli basamaklarında dolaştıran bir vakalar zinciri. Kur’an ‘ın çok  özel  olaylar seçmiştir, temsili olaylar ortaya koymuştur. İnsanı değiştiren olayları Allah özellikle  seçmiştir. Nuh tufanı bir olaydır, Hz Yusuf’un Züleyha ile macerası bir olaydır, Hz Adem’in cennetteki macerası bir olaydır. Allah kitabını gönderirken levhi kalemde olayları kainat kurulduğundan beriki olayları ve insanları seçmiştir, gereksiz olaylar almamış, gereksiz kişiler seçmemiştir. Bu anlatı sanatının önemli öğelerinden biridir. Olayın ve şahsın temsili niteliğinin ve eğitici yanının iyi tesbit edilmesi. Romanın atası Kur’an'dır. Çünkü romancılar da özellikle bazı olayları seçerler. Bediüzzaman  bu olaylara çekirdek  vaka der. Yani roman o olaydan doğmuştur. Hz Adem'in cennetten dışarı çıkarılması bütün hayatını ve bütün insanlığın hayatını yapan bir olaydır. Cennete girmek  bundan sonra insanın gayelerinden biri olmuştur. İnsan hergün günahları ile gündelik cennetinden kovulur, tövbe ile kovulduğu cennete  tekrar girer. Şimdi bütün peygamberler babamız cennetten dışarı çıkarılınca  gönderilmek durumunda kalınmıştır. Çünkü insan tiryakisi olduğu günahlardan ancak bir ikaz edici vasıtası ile kurtulabilir. Günah  bir olaydır, ruhumuzun temiz çamaşırlarını kirletir, sonra onu tevbe ile yıkarız. Günah hayatın esasıdır. Bu yüzden Allah ne kadar mantıklı bir şekilde  der ki “siz günah işlemeseniz bir günah işleyen kavim getiririm” Çok tehlikeli bir durum değil mi? Dayak yer annemizin kucağına koşarız, sevilip okşanınca  yine kabahatlar işleriz. Yine dayak yer yine annemizin kucağına koşarız. Artık benim annem yok kimin kucağına koşayım.

Kur’an ve olaylar diye bir kitap yazmak gerekir. O olayları bir anlatı metnini yorumlar gibi yorumlamak, Kur’an edebiyatı ortaya çıkarmak... Bunu yüzlerce yıldır yapamamışız. Onu sadece Fatiha ve Yasin ile sınırlamışız. Her ayete faziletler yüklemek güzel. Çünkü insanlar da çocuklar gibidir, şeker  vermeyince anneye  koşmazlar. Bana göre ayetlere makasıd yüklemek bir yerde hakikatten ziyade şekere koşmaktır. Bu yüzden Bediüzzaman eserlerinde böyle makasıd-ı teşvikiyeyi kullanmamış. Ayetin metnini nazara vermiş.

İnsanın nutfeden yaratılması büyük bir olay, bütün olaylar onun üzerine kurulmuş. Kainatın çekirdeği bir vaka. Bütün olaylar onun santralından doğmuştur. Nutfeden halkedilmek bütün olayların zincir ile bağlandığı bir merkezi nokta. Kabir bir mekan ve bir olay. Mekan ile olay o kadar iç içe ki, kabri düşündüren ve ona göre hareket ettiren bir öğreti, kabirdeki olayları nazara veren bir eğitim. Nutfe ve kabir, bir büyük olaylar zincirinin iki başı. Olaylar ne kadar harika bir seçimle yapılmış, bir olayda bir yanlış her şeyi yıkar götürür. Dünyanın altı günde yaratılması, insan aklının muhayyilesinin anlamakta zorlandığı bir yapım süresi, bir mimari. Nasıl bir gün altı gün yüzyıllar mı bin yıllar mı, mimarı altı günün tasarımını ve programını nasıl düşünmü?. Evine kimleri getirip götüreğini, ne tür olaylarla kahramanlarını karşılaştırıp, olayların doğurduğu olayları nasıl idare edeceğini bilmek. Nesnelerin idaresi kolaydır. Koltuğu şuraya, masayı şuraya, lamba tavanda olsun. Ya olaylar hangi olayı nereye, hangi olayları nereye, sonsuz olayları nereye, olayları birbirine harmanlama, harmanın idaresi. Akla zarar bir ayrıntı. Allah bu işte.. Hani o secde edilen Allah.

Beni kimsecikler anlamaz zaten, sen öp secadem, demiş Necip Fazıl. O kafa nasıl anlaşılsın. Bediüzzaman, Necip Fazıl geliyor diye bir sandalye istemiş ve onu sandalyeye oturtmuş. Dalaletin insanları boğduğu dönemde iki büyük insan, ben büyüklüklerini kıyaslamıyorum, ben ki küçük bir kelebeğim, onları tartmak benim neyime . Bağlarında doşaşsam bana yeter.

Rüzgarların esmesi, nasıl bir olay? Tasrifür riyahe diyor. Çünkü o kadar  sayısız, sayılmaz olaylar doğar ki  rüzgarların esmesinden, şairler sadece   onu düşünmüşler. Ama Nabi o rüzgara Nebiyyi Zişanın  mektubunu yüklemiş:

Ey badı saba uğrarsa yolun semti harameyne
Tazimimi arzet o resul ü sakaleyne

Fuzuli o rüzgara garipliğini yüklemiş:
 

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım badı sabadan gayrı

İnsanın kalbi ile Allah arasındaki telefon diplomasisi, şairlerin kalbine gelen ilhamlar, alimlerin kalbine gelen manalar, mimarların kalbine gelen tasarımlar... Rodin düşünen adam heykelini neden düşündü, nerden aklına geldi? Herhalde en az yaptığımız işe bir heykel ile  tepkisini gösterdi.

Orhan  Veli düşünmeden kaçar:
Düşünme  arzu et bak böcekler de öyle yapıyor

Der.

Namık Kemal,

Yüksel ki yerin bu yer değildir, dünyaya gelmek hüner değildir
Der. İnsan ancak düşünerek yükselir.
 

Bediüzzaman:Ey insan düşün, sen alaküllihal öleceksin

Bu ölümden korkmak için değil düşünerek yaşamak için ölüm gelmeden düşünmen gereken şeyleri düşün demektir. Yoksa ölüme hapsedilmiş bir düşünmek değil.
Bu olaylarından içinden çıkılmaz. Bütün bu olaylar üstünde ilahi nazar ve ahizenin öte yüzü. Evet ahizenin öte yüzü, maverayı hilkat, daha neler.

Hz Aişe Resullullahı  yanında göremeyince, telaşla bir dizi odanın hangisinde diye koşarken, onu secdede görür, heyecan ve helecanını hisseden Resulullah “Ben ne maksaddayım sen nerdesin Aişe“ der. Kalbinin peygamberimizi tesahüb etmeyeceğini bilen bir yürek. Dünyayı  bir seccade gibi kullanan  bir Nebi.

Bütün kalplere onların isteği olan şeyleri gönderen bir telefon, uluhiyettin merkezi santralı, bu nasıl iş Allah’ım .

Herşeyin en harikasını Bediüzzaman yapmış. Kur’an’ın olaylarını anlatıyor. Kıyametin kopmasından sonraki olaylar. ”Dühanla  inşikakına  ve yıldızlarının  düşüp  hadsiz fezada  dağılmasına kadar  ve dünyanın  imtihan için açılmasından, ta kapanmasına kadar ve ahiretin  birinci menzili olan kabirden, sonra berzahtan, haşirden, köprüden tut, ta  Cennet’e, ta saadet-i ebediyeye kadar, mazi zamanının vukuatından, Hazret-i Adem’in hilkati cesedinden, iki oğlunun kavgasından  ta Tufan’a, ta  Kavm-i Firavn’un  garkına, ta  ekser enbiyanın  mühim hadisatına kadar ve  Elestü birabbiküm ‘in işaret ettiği hadise-i ezeliye ..”(Sözler 368) Hadisat ve vukuat, ve  hadiselerin büyük yorumcusu Bediüzzaman.

Kıyamet kopmadan kıyameti tasarlamış Allah ve ifade etmiş. Yıldızların düşüp fezada dağılması bir olay. İnsanlar  bunları görecek mi, görünce nasıl duracaklar veya davranacaklar. Dünyayı bir imtihan salonu gibi inşa etmek nasıl bir şey? Güneş nasıl bir imtihan nesnesi? Evet imtihan nesnesi yanlış yorumlanmış bir harf, onu yanlış okuyanların yaptığı yanlışlar. Yağmurun yağışı bir olay, yanlış okumalar düz okumalar, anlamlı okumalar, Bediüzzaman’ın Münacaat ve Ayet ül Kübra’da yaptığı gibi. Ahiretin birinci menzili olan Kabir, ondan sonra ara ülke berzah nasıl bir yer, Bediüzzaman mecma-ı ahbab diyor. Ahbapların toplandığı yer. Dirilmek bir olay nasıl olur, toprak tan başını kaldıran insanlar, baharda topraktan çıkan tohumlar gibi , kezalikel huruc. Ya köprüye ne dersin. Nasıl bir köprü?

Sırat kıldan ince kılıçtan keskin derler
Varıp anın üstünde evler yapasım gelir
Cennet’e giriş nasıl bir olay, hayal et.

Firavunun  kavmiyle  suya garkolması nasıl azametli bir olay. Bizim dünyada hadisatın dalgalarına çarpıp boğulmamız da bir olay. Ekser peygamberlerin mühim hadisatı. Allah Hz Nuh’un dokuz yüz yıllık ömründen tufan hadisesini almış , hepsini mi anlataydı, nasıl olurdu. Bütün kahramanlarının kilit olaylarını almış. Eğitici yanlarını göstermiş. Oğlunun suda baba baba beni de al demesi , şefkati uyanan babaya , Allah’ın leyse min ehlik demesi senin ehlinden değil demesi ne olay. Nasıl dalgaları yenerek insan yüzme öğrenirse Kur’an’ın yüksek frekanslı olayları insana insan olmayı öğretir, vakalar prototiptir. Sen de benzeri olaylarda benzeri tutumları sergile demektir.

Olay olay sanma kolay

Hz Peygamber ve olaylar, Hz Ali ve Olaylar, büyük adamların olayları da büyük, Allah onlara büyük olayları gönderiyor, onlar o olayların arasından büyümüş olarak çıkıyor. Bediüzzaman ve olaylar,sanki ruhu büyük olayları kendine çeken bir mıknatıs, koca dünyayı küçük görmüş, nerde kaldı onun daha küçük olayları, o insanı küçülten ama çözümlenince onu büyüten olayları seçmiş, haşirsizlik,meleksizlik, kulluksuzluk. Haşri  bir büyük matematik problemi gibi  çözümlemiş, Cennet’e adaylar yetiştirmiş yetiştirmekte. Sevimli dikdörtgen seccadeyi semavata giden  uçan halıya çevirmiş.
Olay olay ne anlaması kolay
Ne anlatması kolay

                         

Edebiyat Haberleri