Kur’an ve ‘Liberal’ kafalar

Caner KUTLU

Kur’an salt bir bilimsel yaklaşımla bakılırsa kesinlikten uzak kalır, bir taraf ya da inanç biçimine dönüşemez.

Bilim tarafsız olmak demektir, inanç ise taraf olmayı gerektirir.

Taraf olmanın evrensel boyuttaki karşılığı itikaddır.

İnancın, evrensel bir sonuç olduğunu düşünürsek geriye dönüp bu noktada ancak örneklemeler yapabiliriz.

İşte bilim buradan Kur’anın sonsuzluğuna açılabilir. Buradaki kaynağı belli ya da belirsiz örnekleme sorunları itikadı sorgulama anlamı vermez.

Ancak, sıfır noktasından, örneklemelerden yola çıkarak, bir çeşit tümevarımla, bilim yapıyorsanız başta tarafsız olmayı kabul etmişsinizdir.

Bu durumda hiç bir sonuç sizi üst noktaya, inanca taşıyamayacaktır.

Bilimden tek başına bir inanç sistemi bu şekilde üretemezsiniz.

Halbuki, akıl imana ulaştıracak çok önemli bir basamaktır; aklı olmayanın imanı ve dini olamaz.

Bu nedenlerle Kuran'a tarafsız ya da kendi kurduğunuz bir bilimsellikle bakamazsınız.

Söz konusu ‘bilimsel bakış’ demek, kabul etmemek ya da adem-i kabul denen kabulsüzlük ya da öngörüsüzlük yaklaşımını benimsemektir. Çünkü her şey bir gün doğru ya da yanlış olabilecektir, bu gün “ışığın hızı aşılamaz” kabulü bir inanç ya da taraftarlık unsuru değildir mesela; olayların, örneklerin almasıyla değişebilecek, her şey gibi sonuca erişilmemiş bir şeydir. Bugün için doğru olabilecekken yarın için yanlış olabilecektir.

Hareket ve zamanın evrilmesiyle her şey değişebilecektir.

Bunun gibi, günlük bilimsel yaklaşımlar her an sorgulanmalıdır.

Bir şey için “yoktur” diyene karşı bunun ispatını ya da delillerini ortaya koyması beklenir ki ispata yol açabilsin.

Bununla birlikte, bildiğimiz bilim kuralları bazen algı düzeyinde bile değildir; algılasak bile, her an hissetsek de bu algı Kur’ana inandığımız gibi bir itikad düzeyine çıkaramaz.

İman bu kadar güçlü bir sonuçtur.

Yerçekiminden şüpheniz olabilir, ancak Kur’andan şüpheniz olamaz,
ki bunun yolu sürekli açıktır.

Bizim kanun dediğimiz bilimsel süreçler bir inanç boyutuna çıkamamıştır. Bunun olması için hareket dışı unsurlarla bağlantı kurmak gerekir.

Fizik ve deneysel bilim ötesi böyle tek bir malzeme vardır, matematik; yani soyut düşüncenin zemini olan matematik.

Bu noktada bilimin, inancı, deneysel çalışmalarından ayrı bir evrensel kabule yükseltgemesi gerekecektir.

Bunun için Kur'an Allah'ın kelamı olduğunu kabul ederseniz ondan örneklemeler kullanarak istediğiniz bilimsel düzlemde sonuçlar üretebilirsiniz.

Hayır, Kuran'ı başta bilimsel zeminde etüd etmeye kalkarsanız, yani bir beşer kelamı gibi analiz etmeye, bileşenlerine ayırmaya, yazım sürecini ayrı, yazı karakterlerini ayrı, kelime seçimlerini ayrı bir konu olarak ele alır, hikayelerini tarih bilimine, kelimelerini gramer ilmine, yazım sırasını sosyolojiye emanet ederseniz bilimsel bir tarafsızlık sizi kendi boşluğunuza atacaktır.

Eleştiri ‘bilimin olmazsa olmazı’ ise evrensel bir bakışı takınmadan, olayları, hadisatın hakikat-i halini tümden bilmeden, tabiatın bütününü avucuna almadan, bırakın bunları, maddenin özüne inemeden nasıl bir Kur'an incelemesi yapabileceksiniz.

Bunu yapamazsanız Kuran'ı ameliyat masasına koyup neticeye kadar bir tarafsızlık narkozuyla uyutacaksınız.

İmanı uyandıracak her düşünce ve yaklaşıma kapalı kalacaksınız.

Her aklınızın geldiği yeri eviniz bilecek, her yeni hadise sizi evinizden ettikçe yeni yerler bulma hırsıyla acı bir hayatı kendinize saplayacaksınız, hep bir şüphe sarmalında Kur’andan şüphe ettikçe ulaştığınız her şeyden de şüphe edeceksiniz.

Akıldan ötesini, bir yakınlığı, taraftarlığı geçip itikadı bulamayacaksınız.

Deneysellik altında bir küçük çekirdek tanesi olarak çürüyeceksiniz.

Kur’anın büyük iman ve hakikat okyanusundan ayrı bir su bulamayacaksınız.

Hayalinizde kurduğunuz sanal baloncuklar beyninizde patlayacak.

Eğer Kur’anı laboratuvara sokmaya niyetliyseniz “Kur’ana inanmıyorum” da diyemezsiniz, zira artık bir itikad düzeyinde değildir.

Her bir şüphede deney sonuçlanana kadar tarafsız bekleyeceksiniz, kalbe gelen her soru sizi bir tarafsızlığa yatıracak, sonra yeni bir sonuca kadar ‘itikad’sız kalacaksınız.

Kur’an öyle bir kitaptır ki, eğer Allah kelamı değilse bir anda en üstten en aşağı düşer. Allahın sözü olmasıyla değerlidir.
Dizilişi, yazılışı, derlemesi şüpheler içinde bulunulan kitap Kur'an değildir.

O’nun üzerine düşünme Kuranî bir süreç hiç değildir.

Uzaydan düşmüş bir yaratık değildir Kur'an.

İnsanların incelemesini beklemez, laboratuarda yeniden üretilecek bir kozmik dünyası da yoktur.

Evet, Kuran'da şüpheye düşmek bir akıl hastalığını netice verir.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.