‘Mabudum sensin Allah’ım. Matlubum, mahbûbum sensin! İşte sana geldim’ diye haykıran kalpler, adeta yeni ufuklara kapı aralıyor.
Hac, kalbin önde yürüdüğü, aklın ruha tabi olduğu bir ibadet. Rahmet kapısının tokmağına dokunan hac yolcusu, büyük bir konsantrasyonla yerine getirdiği sembol ağırlıklı davranışların gerçek manasını kavrayınca adeta kanatlanıyor. Sadece ve sadece Yüce Yaradan’a teslim olunca kalbi nura, gönlü huzûra doluyor. Yeryüzünde Allah’ın en mukaddes binası Beytullah, herkesi cezbediyor. Kâbe’ye koşan yüz binler, her şeyin tek sahibi Allah emrettiği için oraya teveccüh ediyor. Öpülen, yüz sürülen, selamlanan madde değil, manadır. Dünyaya ait elbiseyi sırtından atan hac yolcusu, kefeni andıran ihramla af dileniyor. Arınmak, şefaatin eteğinden tutunmak için kalbiyle ağlıyor. Kutsal çağrıya kulak veren kul, günahlarından arınarak Cenab-ı Hak’ka doğru pervaz ediyor.
İnsanın her namazda yöneldiği Kâbe’yle arasındaki mesafenin kalkması, Allah’ın evini birkaç metreden doya doya seyretmek, koşup hasretle kucaklayıp yüz sürmek ne tarif edilmez bir zevk Allah’ım… Kıyamda Fatiha okurken secde edeceğin yere değil de karşındaki Kâbe’ye bakmak… Ya da Miraç’ta yaşanan selamlaşmayı, tahiyyatta Beytullah’ın şahitliğinde tekrar etmek… Yüzünü Kâbe’ye çevirirken gönlünü de Allah’tan başka her şeyden çevirmek gerek. Kâbe’nin çekim alanına girip müminler denizinden bir damla olmak gerek.
Kâbe ile insan kalbi arasında dikkat çekici bir ilgi olduğu söylenir. Resul-ü Ekrem, “Allah sizin görünüşünüze, malınıza, mülkünüze bakmaz. Yalnızca kalplerinize ve amellerinize bakar.” buyurur. Tavafta müminin kalbi, Kâbe tarafında yer alır. Kâbe sola alınarak tavafa başlanır. Nazargah-ı ilahi olan kalp, Beytullah’la, Allah’ın eviyle karşı karşıya gelir. Hac yolcusu, döne döne iman evini yeniden inşa eder. Takvaya koşar, kalbindeki kirleri akıtır. Ardından zemzemi yudumlayarak midesini temizler. Bir daha haram lokma girmeyecek hale getirir. Adeta tamahkâr nefsini doyurur.
Hac, müminler için paha biçilmez bir uygulamalı eğitimdir aslında. Hira’da vahyi, inzivayı, tefekkürü anlar, Sevr’de tedbiri, tevekkülü, stratejiyi öğrenir, bayramda koyun, keçi veya deve değil, heva ve hevesini kurban eder. Kibir, gurur, gösteriş ve bencilliği terk edip, pişmanlık, tövbe, mahcubiyet ve samimiyetle Allah’a yakarmadan, kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için de istemeden Hac yapmış olur muyuz?
Zaman