Kendi ülkesinde 'turist' olanlar

Emre AKÖZ

Kuruluş amacı haberciliğin kalitesini dünya ölçeğinde artırmak olan Uluslararası Gazeteciler Merkezi'nin "Medyada İnanç" konulu son toplantısı İstanbul'da yapıldı.
ABD 'lilerin yanı sıra Türkiyeli, Mısırlı, Faslı, Suudi Arabistanlı (vd.) gazeteciler, farklı kültürlerin birbirlerine nasıl baktıklarını ve bu bakıştaki terslikleri nasıl düzeltebileceklerini konuştular.
Tartışılan konulardan biri de şuydu: Amerikalı gazeteciler özellikle 11 Eylül (2001) İkiz Kuleler saldırısı sonrasında İslam'a nasıl bakıyor?
Buna karşılık Müslüman ülkelerin gazetecileri, hem haberlerde, hem de yorum yazılarında ABD'yi nasıl ele alıyor?
Bu panelde bilhassa söz almak istedim. Çünkü panelin konusu "Amerikalı gazeteciler" ile "İslam ülkelerinin 'Müslüman' gazetecileri" arasında keskin bir ayrım yapıyordu.
Taraflara sanki birer 'bütünmüş', 'tek parçadan oluşmuş', 'türdeşmiş' gibi yaklaşılıyordu.

Bunun yanlışlığını Türkiye deneyiminden gayet iyi biliyorduk.
Bizde "laikçi bir merkez medya" vardır. Bu medya kuruluşlarında çalışanların (tabii özellikle muhabir ve editörleri kastediyorum; matbaa işçilerini değil) kahir çoğunluğu "din dışıdır" (ladini).
Sorarsanız, 'Müslüman' olduklarını söylerler ama bırakın dinin en basit gereklerini yerine getirmeyi, dinsel konuları bilmezler de. Tam bir din cahilidirler.
Bu halleri haber ve yorumlarına da yansır. Saç baş yolduracak laflar ederler.
Yani "çarpık bakış" sadece ülkeler ve kültür "arasında" yer almaz. Bir ülkenin ya da kültürü bizzat "içinde" de böyle yarılmalar vardır.
Türkiye'deki "laikçi merkez medya" adeta kendi ülkesinde turist gibidir.
İşin ilginç yanı, bu medyanın yöneticileri hallerinden memnundur. Bu tuhaflığı düzeltmeyi düşünmezler.
Çünkü mevcut durum yeteri kadar para kazanmalarını sağladığı için konumlarının doğru olduğunu düşünürler.
Hatta daha da ileri giderler.
Mesela Milliyet'in yöneticisi gazetesinde asla bir türbanlı kadına yazı yazdırmayacağını söyledi geçenlerde.
Son örnekten sonra Amerikalı gazeteciler iyice şaşırdı. "Nasıl olur" filan diye mırıldandılar.
Onlara bu arkadaşın bir dönem Washington temsilciliği yaptığı, yani aralarında dolaştığını ama Amerikan tipi özgürlük anlayışından feyiz alamadığını söylemeye gerek görmedim.

Tartışma konularından bir başkası, dini yöneticilerin yaptığı baskının, kimi haberleri doğru biçimde vermeyi engellemesiydi.
Suudi arkadaş nasıl bazı haberleri yazamadıklarını ya da gerçeği ancak satır aralarında ifade edebildiklerini anlattı.
Onu yüzündeki "yazık size" ifadesiyle dinleyen Amerikalı bir gazeteci, ülkesindeki geniş basın özgürlüğünden çok memnun olduğunu söyledi.
Dayanamayıp sordum:
"Madem basın özgürlüğünüz tam, Bush hükümetinin -işgale gerekçe oluşturmak için Irak'ta kitle imha silahları olduğu- yalanını nasıl kabul ettiniz? Gerçeği niye ortaya çıkaramadınız? Üstelik Bush'un yalan söylediğini biz buradan biliyorduk. Çünkü onun söylediklerini başka yerlerden gelen haberlerle kıyaslıyorduk."
Amerikalı meslektaş önce duraladı. Sonra "Evet Bush ve şürekası bizi aldattı ama biz de işimizi iyi yapamadık" diye açık yüreklilikle itiraf etti. Bir daha da Suudi arkadaşa yazıklanarak bakmadı.

Sabah

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.