Olmayan şeyde de hayır var

Prof. Dr. Kenan ÖREN

Hayatta vuku bulan olayların bir görünen yüzü; bir de görünmeyen yüzü vardır. Görünmeyen yüzlerinde bizim idrakinden aciz olduğumuz nice hikmetler vardır. İnsan aceleci bir varlık olduğundan, olayların perde arkasındaki hikmetlerden habersiz olarak her istediğinin mutlaka olmasını ister. Ancak Cenab-ı Hak sevdiği kullarına her istediğini arzularına göre değil, hikmetlerine göre ihsan eder veya etmez. Etmemesinde de o kullar için hayır vardır.

Bendeniz hayatımda bunların nice örneklerini yaşadım. Çok isteyip de, elde edemediğim şeylerin sonradan olmadığına çok şükrettim. Bunlardan iki örneğini vermek istiyorum.

Birincisi, yıllar önce Dicle Üniversitesi’nden münhal bir kadro için Polis Akademisi’ne üç arkadaş olarak müracaat etmiştik. Rakiplerimden biri FETÖ elemanı; diğeri de onun hocasıydı. Benim puanım onlardan hatırladığım kadarıyla yüksek olmasına rağmen, beni almayıp; o iki elemanı kadrolarına kattılar. Zira Polis Akademisi FETÖ mensuplarının idaresindeydi. O zaman çok üzülmüştüm. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminden sonra o şahsın hocası daha önce emekli olmuş; kendisi de ihraç edilmişti. Rabbime çok şükrettim ki, daha önce beni Polis Akademisi’ne öğretim elemanı olarak almadılar.

İkincisi ise, Sakarya Üniversitesi için vuku bulmuştu. Şöyle ki, Sakarya Üniversitesi’nde yüksek lisans kazanmıştım. Kadromu Dumlupınar Üniversitesi’nden Sakarya Üniversitesi’ne aktarmak istedim. Sınav oldu; yazılıyı kazandım. Sözlü de zamanın rektörü ve rektör yardımcısı ve Prof. Dr. Musa Taşdelen isimli bir hoca jüri üyeleriydi. Mesleğimle ilgili hiçbir soru sormadılar. Sadece neden Sakarya’ya gelmek istiyorsun gibi beylik sorular sordular. Neticede sözlüde elendim. Sınavdan sonra Musa hoca ile karşılaştım. İyi bir insandı. Vicdanen rahatsız olmalı ki, benden helallik istedi. İşin içinde nepotizm; yani kayırmacılığın olduğunu ima etti. Bu yüzden, rektörle görüşmeye gittim ve neden beni almadınız diye bizatihi kendisine sordum. Bana “Seni alsaydım ayağımı kaydırırlardı” dedi. Sebebi 28 Şubat süreci idi. Her neyse…

Sakarya Üniversitesi olmayınca, Selçuk Üniversitesi’ne atandım. Aradan kısa bir zaman geçti. Sakarya 17 Ağustos depremi ile yerle bir oldu. Rabbime sonsuz şükürler olsun ki, bana Sakarya Üniversitesi’ni nasip etmemekle o depremin travmasını yaşatmadı. O rektörün makam odası da tahrip olmuştu. Bir barakaya taşınmıştı. Barakada rektör tabelasını gördüğümde içimden; “Allah ayağını işte böyle kaydırır” gibilerden bir şeyler düşünmüştüm.

Cenab-ı Hak yaratacağı her şeyi hikmetine göre yaratır. Zira dünya hikmet dünyası; ahiret ise kudret dünyasıdır. Bu yüzden Allah’tan bir şey isterken, isteğimiz, kabul dairesinde ve hikmete uygun olmalıdır. Bazen bizim ısrarla istediğimiz bizim için hayırlı değildir ama biz bilmeyiz, Allah bilir. Bu yüzden, Allah o ısrarla istediğimizi asla vermez. Zira neticede o istediğimiz bize zarar veya felaket getirecektir. Bu bağlamda Bediüzzaman şöyle der: “Mesela, birisi kendine bir erkek evlat ister. Cenab-ı Hak, Hazret-i Meryem gibi bir kız evladını veriyor; duası kabul olunmadı denilmez,” bilemeyiz belki de daha iyi bir surette kabul edildi, denilebilir.

Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi'nin 216. Ayetinde bu konuyu şöyle buyurmuştur: "Ve asâ en tekrahû şey'en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey'en ve huve şerrun lekum, vallâhu ya'lemu ve entum lâ ta'lemûn."Meali: "Olur ki bir şey sizin için hayırlı olduğu halde siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için şer olduğu halde siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz." İbrahim Hakkı hazretleri bu ayeti bir nevi şöyle tefsir etmiştir:

Deme şu niçin şöyle

Yerincedir o öyle

Bak sonunu seyreyle

Mevlâ görelim n’eyler

N’eylerse güzel eyler.

Yıllar önce bir arkadaşım oldukça ilginç bir vakasını anlatmıştı. Şöyle ki, küçük bir kızı balkondan düşüp ölmüş ve Cennet kuşu olmuş. Arkadaşım son derece mahzun ve üzgün bir şekilde arabasına atlamış gitmiş de gitmiş. Bir de ne görsün Türkiye sınırına dayanmış. Yorgun ve argın bir şekilde uykuya dalmış. Rüyasında kızının büyüdüğünü, iri yarı ve maganda bir komşusunun kızına kötülük yaptığını görmüş. O anda uyanıp, rüya olduğunu ve kızının ölümünün ne kadar hayırlı olduğunu düşünmüş ve Cenab-ı Allah’a şükretmiş. Demek ki, kızının küçük yaşta ölmesinin hem o çocuk hem de anne ve babası için hayır olduğunu düşünmüş. Kemal-i rahatla evine dönmüş ve içi ferahlamış.

Bu vaka bize Hz. Hızır’la Hz. Musa (Aleyhisselam) arasında vuku bulan ve Hz. Hazır’ın bir çocuğu öldürmesini ve hikmetinin de büyüyünce anne babasına büyük bir bela olacağı hadisesini hatırlatıyor. Demek ki, hem olan da hem de olmayan da büyük hayırlar vardır. Yani her şey güzeldir ki, bir kısmına hüsnü bizzat denir. Bir kısmına da neticeleri itibariyle güzel olduğundandır ki, ona da hüsnü bilgayr denir. Öyleyse Allah’ın bizim için takdir ettiği şeyleri hüsnü kabul ile kabul ederek isyandan içtinap etmeli ve sonunda hikmetini gözetmeliyiz vesselam.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.