Bediüzzaman’dan Mealcilere Önemli Uyarı-3
MEALCİ VE REFORMİST HOCALARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Bu sözde hocalar, edile-i şer’iye çizgisinden çıkarak kendilerine yeni bir din oluşturmuşlar ve İslâm büyüklerinin cadde-i kübrasından inhiraf ederek yeni bir yol haritası çizmişlerdir. Bunlar, yeni bir din ihdas etmekle kalmamış, kendilerini de peygamber yerine ikame etmişlerdir. Çünkü iki cihanın efendisi Peygamberimizin (SAV) fetvalarını ve hadislerini değil; kendi uydurdukları fetvaları ön plana alarak uçuk kaçık yorumlar yapmışlardır. Bir mealcinin Hz. Meryem validemiz hakkında “çift cinsiyetliydi; kendi kendini dölledi” hezeyanı gibi hezeyanlar bunu göstermektedir. Her ne kadar bizatihi kendilerini peygamber ilan etmeseler de, söylemleri kendilerini peygamber yerine ikame ettikleri apaçık göstermektedir.
Bu zatlar, öylesine saçma sapan yorumlar yapmaktadır ki, ümmet-i Muhammed’in (SAV) inanç ve iman temellerini derinden sarsmaktadır. Şimdi bu mealci ve reformist sözde hocaların bid’at-ı seyyie türünden ve dinle imanla alakası olmayan şekilde dile getirdikleri hezeyanlar şunlardır:
- Mealci ve reformist hocaların birinci ortak özelliği; daha doğrusu sapkınlığı “Kur’an bize yeter; dinimizi Kur’an’dan öğrenelim; yani hadislere ve sünnete gerek yok (haşa) mantığı. Halbuki bunu iddia edenlerin onlarca din üzerine kitapları bulunmakta ve edile-i şerife uygun olmayan şekilde kendi düşüncelerine göre ahkâm kesmektedirler.
- Hemen hepsi de hafif meşrep Müslümanların hoşuna gidebilecek ve onları ehl-i sünnet çizgisinden uzaklaştıracak edile-i şerife uygun olmayan hükümler ve fetvalar vermektedirler.
- Yine hemen hepsi nakilleri reddetmekte ve kendi mantıklarına uygun uçuk kaçık fetvalar uydurmaktadırlar.
- Hemen hepsi iki cihan efendisi Hz. Peygamberimizin (SAV) şefaatini reddetmekte veya kendi kafalarına göre çarpıtmaktadırlar. Mustafa İslamoğlu’nun dediği gibi, O yüce Peygamberimize salat-ü selam getirmenin ve hatta Allah’a Celle Celalühü demenin yağcılık olduğu (sümme haşa) iddia edilmektedir.
- Hemen hepsi de dinimizde yer etmiş ve dinimizin rükünleri sayılan hocalar, müçtehidler, fakihler, evliyalar ve sair kanaat önderlerince icma halinde kaziye-i muhkeme haline gelmiş miraç hadisesi, kabir azabı gibi mevzuları kabul etmemektedirler.
- Mealci ve reformist hocalar, “Kur’an bize yeter” sloganıyla hareket ettikleri halde, kendileri de onlarca kitap yazmışlar ve dinî yorumlar yapmışlardır. Hatta Mehmet Okuyan sadece meali tavsiye etmekle hata yaptığını itiraf ederek bir de tefsir yazmıştır.
- Mealci ve reformist hocalar, Kur’an-ı Kerim’i referans aldıkları halde, Kur’an-ı Kerim’le çoğu zaman çelişen ve hatta inkâr eden hezeyanlar savurmaktadırlar. Meselâ Mustafa İslamoğlu “Hz. Adem’in babası vardı; Kur’an söylüyor” demek suretiyle Hz. Adem’in babası olduğunu iddia etmiştir. Oysa Kur’an-ı Kerim’de Allah: “Sizi (aslınız Âdem'i) topraktan yaratmış olması onun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa) yayılır bir beşer oldunuz." (Rum, 30/20)” buyurmakta ve ilk insan ve peygamber olan Hz. Adem (AS)’ın topraktan yarattığına sarih bir surette beyan etmektedir.
Sorularla İslamiyet, sayfasında Hz. Adem (AS) yaratılma safhalarını aşağıdaki şekilde izah etmiştir:
“Allah Teâlâ Hz. Âdem'i yaratırken maddesi olan toprağı çeşitli hâl ve safhalardan geçirmiştir:
a. Türâb safhasından sonra "Tîn" safhası:
Tîn: Toprağın su ile karışımıdır ki, buna çamur ve balçık denilir. Bu safha insan ferdinin ilk teşekkül ettirilmeğe başlandığı merhaledir:
"O (Allah) her şeyi güzel yaratan ve insanı başlangıçta çamurdan yaratandır." (Secde, 32/7)
Hayat kaidesinin candan sonra iki temel unsuru su ve topraktır.
"Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürüyor, kimi iki ayağı üstünde yürüyor, kimi de dört ayağı üzerinde yürüyor. Allah ne dilerse yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla kadirdir. " (Nûr, 24/45)
"O (Allah) sudan bir beşer (insan) yaratıp da onu soy-sop yapandır. Rabbin her şeye kadirdir." (Furkan, 25/54)
Yeryüzünün 3/4'ü su ile kaplıdır. İnsan vücudunun da %75'i sudur. Demek ki dünyadaki bu düzen aynen insana da intikâl ettirilmiştir. Yine Cenâb-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: "Andolsun biz insanı (Âdem'i) çamurdan süzülmüş bir hülâsadan yarattık." (Mü'minun, 23/12) İşte ilk insan, yaratılışının mertebelerinde, önce böyle bir çamurdan sıyrılıp çıkarılmış, sonra hülâsadan (bir soydan) yaratılmıştır. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur'an Dili, V, 3056-3059, 3431-3432)
b. Tîn-i lâzib: Cıvık ve yapışkan çamur demektir. Toprağın su ile karıştırılıp çamur olmasından sonra, üzerinden geçen merhalelerden birisi de "Tîn-i lâzib" yani yapışkan ve cıvık çamur safhasıdır. Cenâb-ı Allah bu süzülmüş çamuru cıvık ve yapışkan bir hale getirdi. "...Biz onları (asılları olan Âdem'i) bir cıvık ve yapışkan çamurdan yarattık. " (Sâffât, 37/11)
c. Hame-i Mesnûn: Sonra cıvık ve yapışkan çamur hame-i mesnûn haline getirildi. Hame-i mesnûn, suretlenmiş, şekil verilmiş, değişmiş ve kokmuş bir haldeki balçık demektir. "Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, suretlenmiş ve değişmiş bir çamurdan yarattık..." (bk. Hicr, 15/26-28)
Böylece Allahü Teâlâ Âdem (a.s.)'i topraktan yaratmaya başlıyor. Bunu da su ile karıştırarak Tîn-i lâzib yapıyor. Sonra bunu da değişikliğe uğratarak kokmuş ve şekillenmiş hame (balçık) haline getiriyor.
d. Salsal: Kuru çamur demektir.
Cenâb-ı Allah kokmuş ve suretlenmiş çamuru da kurutarak "fahhâr" (kiremit, saksı, çömlek) gibi tamtakır kuru bir hale getirdi. "O Allah insanı bardak gibi (pişmiş gibi) kuru çamurdan yaratmıştır." (Rahmân, 55/14; ilgili ayet için bk. Hâzin; Elmalılı Hamdi Yazır, a.g.e., VIII, 4669)
Hz. Âdem'e Ruh Verilmesi
Cenâb-ı Allah Hz. Âdem'i yaratırken, yukarıda anlatıldığı gibi maddesi olan çamuru, çeşitli mertebelerde değişikliğe uğratarak, canın verilmesi ve ruhun nefhedilmesine müsaid bir hale getirdi. Nihayet şekil ve suretinin tesviyesini ve düzenlemesini tamamlayınca ona can vermiş ve ruhundan üflemiştir:
"Rabbin o zaman meleklere demişti ki: 'Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Artık onu düzenleyerek (hilkatını) tamamlayıp ona da rûhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal (bana) secdeye kapanın.' Bunun üzerine İblis'ten başka bütün melekler secde etmişlerdi. O (İblis) büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. Allah: 'Ey İblis iki elimle (bizzat kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yücelerden mi oldun?' buyurdu. İblis dedi: 'Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.' " (Sâd, 38/71-76. Ayrıca bk. A'râf, 7/12; Hicr, 15/29; Secde, 32/8-9)
Cenâb-ı Allah böylece Hz. Âdem'i en mükemmel bir şekilde yarattı. Boyunun uzunluğunun altmış "zirâ" olduğu bazı kaynaklarda kaydedilir. (Kurtubî, Tefsir, XX, 45) Yaratılışı tamamlandıktan sonra Allah Teâlâ ona, "Haydi şu meleklere git, selâm ver ve onların selâmını nasıl karşıladıklarını dinle! Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyyetinin selâmlaşma örneğidir." Bunun üzerine Hz. Âdem meleklere: "Es-selâmü aleyküm" dedi. Onlar da: "Es-selâmu aleyke ve rahmetullah" diye karşılık verdiler, Âdem, insanların büyük atası olduğu için, cennete giren her kişi, Âdem'in bu güzel suretinde girecektir. Hz. Âdem'in torunları, onun güzelliğinden birer parçasını kaybetmeye devam etti. Nihayet bu eksiliş şimdi (Hz. Muhammed zamanında) sona erdi. (Buhârî, Sahih, IV, 102, Halk-ı Âdem, 2 Tecrid-i Sarîh Tercümesi, IX, 76, Hadis no: 1367)
Yukarıdaki açıklamalar ışığında Hz. Adem (AS)’ın kesin bir şekilde (sarih ayetlerle sabit) topraktan yaratıldığı ve asla bir babasının ya da annesinin olmadığı beyan edildiği halde, Mustafa İslamoğlu Hz. Adem’in babasının olduğunu üstüne basa basa vurgulaması kafa karıştırmaktan başka bir şey değildir. Bu da gösteriyor ki, mealciler ve reformistler Kur’an-ı Kerim’i referans aldıkları halde Kur’an-ı Kerim’le çelişen iddialar ortaya atmakta ve Müslümanların safi inançlarını zedelemektedirler.
Mealci ve reformistlerin çoğu, kabir azabının olmadığını iddia etmektedirler. Bilhassa İhsan Eliaçık televizyondaki bir programında bunu açıkça beyan etmiş ve kabir azabını olmadığını üstüne basa basa söylemiştir. Halbuki ehl-i keşfel-kuburlar; bilhassa Peygamber Efendimiz (SAV) kabir azabının olduğunu ve hatta sahabeleriyle mezarlıktan geçerken iki kişinin kabir azabı çektiğini; birisinin idrarından korunmadığı için; diğerinin ise koğuculuk, yani laf getirip götüren olduğu için kabir azabı çektiğini sahabelerine söylemiş ve kabirlerinin üzerine bitki ekerek kuruyana kadar kabir azabının azalacağını beyan etmiştir[1].
Netice olarak, günümüzde edille-i şer’iyye esaslarına uymayan, Kur’an-ı Kerim’e ve sünnete aykırı olan arzî söylemler, tefsirler ve güya içtihadlar kendi içlerinde bile tenakus oluşturmakta, İslâm’ın temel umdelerine aykırı düşmektedir. Bu zatları takip eden masum Müslümanlar uyanık olmalı ve onların uydurdukları hezeyanlara kapılmamalıdır. Aksi takdirde onların mesuliyetlerine ve hatalarına ortak olacaklardır.
[1]"Bu ikisi, kendilerince büyük olmayan birer günahtan dolayı azâp görüyorlar. Evet, aslında (günahları) büyüktür. Biri koğuculuk yapardı. Diğeri ise, idrarından sakınmaz, iyice temizlenmezdi." (Buhârî, Vudû 55, 56, Cenâiz 82, Edeb 49. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tahâret 11; Tirmizî, Tahâret 53; Nesâî, Tahâret 26, Cenâiz 116; İbni Mâce, Tahâret 26)