Gerçek Başarı Nedir?

Prof. Dr. Kenan ÖREN

“Başarı” kelimesi büyüleyici bir sözdür. Her insanın gönlünde “başarılı” olmak duygusu yatar. Ancak başarı, tam anlamıyla tanımlanamaz bir türlü. Zira herkesin başarı anlayışı farklı olabilmektedir. Örneğin bazı insanlar bol kazançlı kariyer sahibi olmayı hedefleyip, hayalindeki kariyere ulaşmayı “başarı” diye algılarken, bazıları lüks bir hayatı yaşayabilecek maddi imkânları elde edebilmeyi “başarı” diye hedefleyebilmektedir. Oysa bütün bunları elde ettikleri halde doymayan ve daha yukarısını isteyen; elde edemeyince de “mutsuz” olan; bu mutsuzlukla umutsuz bir halet-i ruhiye içinde kıvranan ve hatta intihar eden birçok insan bulunmaktadır.

O halde gerçek başarıyı hangi aşamada aramak gerekir? Başarı sadece maddi bir takım kazanımları elde etmek değildir bence. Başarı sadece aklı ve zihni değil; aynı zamanda ruhu ve kalbi de tatmin edecek mutluluğa erişmektir bence. Bu da gönül rahatlığına; daha doğrusu huzura kavuşmakla gerçekleşebilmektedir. Gönül rahatlığı ve huzurun ölçüm merkezi ise her insanın vicdanıdır. Bir insan, vicdanının sesini dinlediğinde, olumlu sinyaller alıyorsa, mutlu; olumsuz sinyaller alıyorsa, mutsuzdur. Vicdandan olumlu sinyaller gelmesi, insanın toplum içindeki konumuna, rolüne, hizmetlerine, faydalı eserler üretmesine, etrafına pozitif enerji yaymasına, kazandığını kendi hakkıyla kazanmasına bağlıdır. Bu bağlamda “Ralph Waldo Emerson” isimli yazar “başarı”nın kriterlerini şu şekilde tasvir etmiştir: “Başarı, sık sık gülmek ve çok sevmektir; akıllı insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmaktır; dürüst eleştirmenlerin onayını almak; sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır. Güzeli sevmektir; herkesteki en iyiyi bulmaktır; karşılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir. Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır. Tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmektir. İşte bu başarılı olmaktır.” Seküler anlamda da olsa yukarıda sunulan “başarı” tasviri büyük ölçüde vicdan aynası ile ilişkilidir. Bütün bunlara ilaveten, Allah’ın rızasını kazanacak işler yapmak ve insanlara faydalı eserler sunmak da başarılı olmanın en önemli kriteridir.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de Casiye Suresi 30. Ayet-i Kerime’de gerçek başarıyı şöyle ifade etmiştir: “İman edip din ve dünyaya yararlı işler yapanları sorarsan, rableri onları rahmet deryasına daldıracak. İşte apaçık başarı budur.” Demek ki, gerçek başarı, öncelikle tevhid inancıyla “Allah’a inanmak ve iman etmek, Allah’ın indinde geçerli olan İslâm’a faydalı işler ve ameller yapmak ve dünya için de insanlara faydalı olacak eserler ve işler üretmektir. Yani dünya ve ahiret işlerinde dengeyi koruyarak faydalı ameller ile amel defterini doldurmak ve Allah’ın huzuruna yüzü ak çıkarak amel defterini sağından almaktır gerçek başarı…

Hayat serüveninde biri araç, diğeri amaç olmak üzere iki faktör vardır. Araçlar amaca yönelik olarak istimal edilecek unsurlardır. Bu araçlardan biri kişisel gelişim ve başarı sürecidir. Her şey insanın her iki âlemde de mutlu olması esasına dayanmaktadır. Bu yüzden insan araçları kullanarak amaca; yani mutluluğu yakalamaya çalışmalıdır. Sırf dünyamızı mamur etme yolunda ve bireysel başarı elde etme sürecinde şerefimizi, haysiyetimizi, paha biçilmez ata yadigârı kültürel miraslarımızı, manevi değerlerimizi ayaklar altına almamalıyız. Nokta kadar menfaatler için virgül gibi asla eğilmemeliyiz. Şerefimizle bu güzel hayatın nimetlerinden meşru dairede faydalanmakla iktifa etmeliyiz. Unutmamalıyız ki, en büyük başarı topyekûn ve kalıcı başarıdır. Kalıcı başarı ise sırf bu dünyada elde edilemez. Aynı zamanda ebedi hayatta da başarılı olmanın gereklerini yerine getirmeliyiz. Bu da her iki âleme yönelik faaliyetlerin dengeli bir şekilde yürütülmesiyle mümkün olabilir.

Hayatta başarılı olma yolunda farklı tarzlar ve modeller esas alınarak gelişim süreci başlatılabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, taklitçilik ve özenme süreçlerinden ziyade prototip modelleri takip etme süreçlerini benimsemek daha faydalı sonuçlar vermektedir. Yani, bir alanda başarılı olmuş ve bu başarısını olumlu davranış biçimleriyle de takviye etmiş insanları örnek almak, onların yaşadıkları süreç yönetimine göre aynı alanda gelişim süreci geçirmek oldukça akıllıca bir süreç politikasıdır. Ancak örnek alınacak prototip şahsiyetlerin, sadece maddi alemde değil; aynı zamanda manevî alanda da örnek olmalarına ihtimam göstermek gerekir. Bir alanda başarı göstermiş bir şahsiyet, eğer şehevî arzularına köle olmuş ve ahlâkî değerleri ayakları altına almış bir şahsiyetse, onun örnek olması asla düşünülemez.

Bediüzzaman hazretleri, insanı her alanda başarıya götüren unsuru, ihlas kuvvetine bağlar. Hatta dinsizlerin bile başarı olmasının altta yatan sebebini ihlasa; yani samimiyete bağlar. Bu bağlamda Üstad, İhlas Risalesi isimli eserinde şöyle der: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarik-i hakikat, en makbul bir duâ-i mânevî, en kerâmetli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır. Yani insan, dünyevî ya da uhrevî olsun, hangi işi ihlâs ve samimiyetle dört elle sarılarak yaparsa, mutlaka hem dünyevî hem de uhrevî başarıya ulaşır. İşte gerçek başarı budur. Dünyada başarılı olurken, ahirette başarısız ve perişan olmak gerçek başarı değildir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.