Bediüzzaman’a Göre Laiklik Anlayışı

Prof. Dr. Kenan ÖREN

Üzerinde en çok tartışılan kavramlardan biri de “Laiklik” kavramıdır. Bu kavramı çeşitli kesimler kendi zaviyelerinden farklı farklı yorumlamışlardır. Aslında Türk Dil Kurumu’nun tanımına göre “Laiklik, din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan” sistemin adıdır. Ancak Cumhuriyet tarihimizde bu tanımın sınırını aşan ve hayatın her alanına yayan tanımlar yapılmış ve bu tanımlarla insanların hayat tarzına müdahale edilmiştir. Meselâ geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi, kendi anlayışına göre Laikliği şöyle tanımlamıştır[1]:

“Laiklik, yalnız din ile siyasetin arasında bir alaka kurulmaması değil, sosyal hayatın her yönü ile din arasında bir münasebet kurulmamasıdır. Binaenaleyh laiklik, sosyal hayatın her yönünü din ölçülerinden ayırmayı, sosyal hayatın her yönünü, zamanın, hayatın müsbet bilimin verilerine uydurmayı tazammun eder.”

Yukarıdaki tanıma bakıldığında; ülkeyi 1923’ten itibaren başlayan 27 yıllık CHP’li tek partinin iktidar döneminde uyguladığı icraatlar ve bu icraatlar çerçevesinde irtikâp edilen hak ihlâllerinin temelinde bu yanlış laiklik telakkisinin yattığı görülür. CHP bu yanlış “Laiklik” telakkisiyle, 1950’ye kadar sosyal hayatın her safhasında dinî kurallara ve inançlara müdahale etmiştir. Ezan-ı Muhammedi’yi bu anlayışla Türkçeye çevirtmiş, camileri bu anlayışla çeşitli şekillere sokmuştur.

O halde gerek Batı anlayışında ve gerekse İslâm’ın anlayışında gerçek Laiklik kavramı nasıl ele alınmış ve nasıl telakki edilmiştir?

Laiklik ilkesi, yukarıda takdim ettiğimiz TDK’nın tanımladığı şekilde ele alındığında, bütün dinlere ve inançlara "eşit mesafede davranma" şeklinde algılanabilir. Ancak, Anglosakson anlayışı çerçevesinde laiklik ele alındığında, "din ve vicdan hürriyeti" devreye girer ki, o zaman devlet her dinin mensuplarına eşit davranır ve onların dinî hayatlarına müdahale ederek “din mühendisliği” yapmaz. Oysa yukarıda belirtildiği gibi, CHP zihniyetinin kendi zaviyesinden yaptığı tanıma uygun olarak uyguladığı laiklik anlayışında olduğu gibi, din mefhumunu sosyal hayatın her alanında tebdil etmez.

Aslında Laiklik ilkesinde bile mevcut olmayan hoşgörü anlayışı, en güzel şekilde Kur’an-ı Kerim’de takdim edilmiştir. Kâfirûn Suresi’nde Yüce Allah, “Lekum dinikum veliydin; yani sizin dininiz size; benim dinim banadır,” diyerek aslında insanların irade ve ihtiyarlarına pranga vurarak onları zorlamamakta ve seçme hakkı vermektedir. Ayrıca dünya bir imtihan dünyası olduğundan, dinî kurallar insanlara takdim edilir ve insanlar da bu kuralları seçme hürriyetine sahip olurlar; yani zorlama olmaz. İşte Laikliği prensip edinen devlet de bu bağlamda insanların iradelerini zapt-u rapt altına almaz ve onların din ve vicdan hürriyetine müdahale etmez. Bediüzzaman Said Nursi Tarihçe-i Hayat isimli eserinde Laikliği şöyle değerlendirir[2]:

“Eğer laik cumhuriyet soruyorsanız; ben biliyorum ki; laik, mânâsı bîtaraf kalmak; yani hürriyet-i vicdan düsturuyla dinsizlere ve sefahetçilere ilişmediği gibi, dindarlara ve takvacılara da ilişmez bir hükûmet telâkki ederim.”

Yine Bediüzzaman, CHP’nin uyguladığı baskıcı Laiklik anlayışını tenkit eder ve şöyle uyarıda bulunur[3]:

“Nev-i beşerde, hususan bu asr-ı hürriyette ve bilhassa medeniyet dairesinde, hemen umumiyetle hükümfermâ hürriyet-i vicdan düsturunu kırmak ve istihfaf etmek ve dolayısıyla nev-î beşeri istihkar etmek ve itirazını hiçe saymak kadar cür’etinizle, hangi kuvvete dayanıyorsunuz? Hangi kuvvetiniz var ki, siz kendinize “lâdinî” ismi vermekle ne dine, ne dinsizliğe ilişmemeyi ilân ettiğiniz halde, dinsizliği mutaassıbâne kendine bir din ittihaz etmek tarzında, dine ve ehl-i dine böyle tecavüz, elbette saklı kalmayacak, sizden sorulacak. Ne cevap vereceksiniz?”

Bediüzzaman Said Nursi, uyarısında demek istiyor ki, laiklik dinsizlik değil ki, laiklik, dinsize karışmamak olduğu gibi, dindarların dini yaşamalarına da karışmamaktır. Oysa siz laikliği dinsizlik olarak telâkki ederek dindarlara hücum ediyorsunuz. Allah bunun hesabını sizden bir gün soracak, o zaman ne cevap vereceksiniz, demek istiyor. Ancak CHP zihniyeti hiçbir uyarıya kulak vermeden, dinsizlerin yaşam tarzına karışmadığı halde, 163. Madde diye esnek bir madde ile dindarlara kan kusturmuş ve “Allah” demelerini bile yasaklamış ve dindarları “mürteci”; dinî hayat tarzını ise “irtica” olarak lanse etmiştir.

Aslında Bediüzzaman’ın işaret ettiği şekildeki laiklik ilkesi, laikliğin beşiği sayılan Fransa’da da uygulanmakta ve hatta Anayasalarında şöyle belirtilmektedir[4]:

“Fransa bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir cumhuriyettir. Din devletten ayrılmıştır. Öğretim laiktir. Çocukların din dersi görmesi için okullar Perşembe günü de tatil edilir. Dinî öğretim için devlet yardımda bulunur. Dinî zümrelere dinî işlerini idare etmek üzere dinî cemiyetler kurmak hakkı tanınmıştır. Dinî partiler de faaliyettedir.” Katolik M.R.P Fransa’nın en kuvvetli partilerindendir.

Türkiye’deki laiklik anlayışı yukarıdaki anlamda kullanılmamıştır. Laikliği dinsizlik olarak algılayanlar olmuş ve birçok dinî ibadetleri “laikliğe aykırı” gerekçesiyle reddetmişler ve şiddetle cezalandırılmışlardır. İşte Bediüzzaman Said Nursi de bu anlayışın kurbanı olmuş; insanlara imanî mevzuları Kur’an-ı Kerim’den istihraç ederek anlatmaya ve yazmaya çalışmış; ancak her türlü işkencelere, zehirlenmelere ve hapislere maruz bırakılmıştır.

Fransa Anayasasında yerini bulan mezkûr maddeye odaklanıldığında, CHP’nin laiklik anlayışıyla hiç de uyuşmayan özellikler görülür. Bu maddede din yasaklanmıyor; sadece din-devlet ilişkileri birbirinden ayrışıyor. Ancak devlet dinî faaliyetleri her alanda kolay kolaylaştırıyor ve hatta teşvik ediyor. Örneğin dinî cemiyet kurma hakkı tanınıyor; oysa CHP iktidarında dinî cemiyet veya cemaatler sıkı baskı altında oldukça zor devreler geçirmiş ve hatta müntesipleri hapislerde çürütülmüştür. Bu bağlamda büyük İslâm alimi Bediüzzaman ve talebeleri, büyük işkencelere maruz kalmış ve hatta zehirlenmişlerdir. Böyle bir laiklik anlayışı maalesef sadece Türkiye’de bilhassa CHP iktidarlarında uygulanmıştır. Dünya standartlarında böyle bir laiklik anlayışı bulunmamaktadır.

Türkiye’deki laiklik sosyal hayatın her alanına yayılarak, adab-ı muaşeretten tut; din ve vicdan anlayışına kadar her alana müdahil olmuş bir laiklik anlayışıdır. Hatta bir zamanlar TRT’de gösterilen dinî programlarda bile bu laiklik anlayışı uygulanmış; ahkâm ile ilgili ayetler, laikliğe aykırı diye yayın komisyonu tarafından engellenmiş; okutulmamıştır.

Kısacası Türkiye’de laiklik anlayışı, tek parti dönemlerinde dinsizlik olarak algılanmış; Allah demek bile yasaklanmıştır. Hatta yapılan harf inkılabında bile dinî yayınları yasaklayıp dinsizliği yerleştirme ve gelecek nesilleri dinden koparma planı vardır.

Yapılan harf inkılâbıyla inancın temel esaslarını telkin eden Osmanlıca İslâmî eserlerin okunması ve anlaşılması yasaklanmıştır. İsmet İnönü’nün hatıratında dediği gibi, yeni yazılan eserler ise Latince harflerle kontrollü bir şekilde yazılacak ve insanların iman ve inanç kodları değiştirilecekti. Ayrıca imanlı Türk gençlerinin geçmişle bağları koparılacak ve Laiklik adı altında dinsizlik aşılanacaktı.

Sonuç olarak laiklik Fransa’da doğmuştur. Yani Türkiye’ye Batı’dan getirildi. O halde laikliği en iyi şekilde, onun doğduğu yerdeki uygulanışını irdelemekti. Hem Kemalistler hem de İslam adına laikliği yorumlayanlar, kendi iddialarını ispatlamaya yarayacak belli örnekleri aktarmaya çalıştılar. Bu yüzden Batı, değişik tipteki laiklik modelleriyle ilham ve referans kaynağı olmaya çalıştı. Ancak çok az sayıdaki birkaç aydın, Müslüman bir ülkede uygulanabilecek orijinal bir laiklik modeli formüle[5] etmeye çalıştıysa da pek etkili olamadı. İslam adına laikliği değerlendirenler ise; Batı devletlerinden çok azının meşru manâda laik olduğu noktası üzerinde durmaktaydılar[6]:

“Milletlerin kahir ekseriyeti dinlerine bağlıdır. Bilhassa Avrupa milletleri, birkaç tanesi istisna, dinlerine güçlü bir şekilde bağlıdır. Dinsizlik medeniyet icabı değildir. Bilakis çok defa barbarlık dinsizliğin neticesidir. Dine karış mücadeleye giren ve onu cemiyet hayatından çıkarıp, tecavüzü güç ve hatta bir bakıma imkânsız olan vicdanlara sıkıştırmak isteyenler materyalist bir dünya görüşüne sahip olanlar ve bilhassa Marksist materyalistlerdir. Bazı çevrelerin elinde laiklik dine karşı çekilmiş bir silah olarak vazife görmektedir ve hedefi dini hayatımızdan sürüp çıkarmaktır.”

Bu hükümden şu sonuca varmak yanlış olmaz: “Laiklik dinsizlik değildir”. O halde nedir? Şöyle özetlemek yeterli olacaktır[7]:

Fakat ladinilik veya ateizm değildir.

  • Laiklik, dinî cemaatlerin okul, hastane, yurt gibi hayır müesseseleri açmasına müdahale etmez.
  • Dinî ve laik olan müesseselerin karşılıklı saygı ile yan yana yaşamalarını ister.
  • Laiklik, devletin dinî müesseselere maddi ve manevi yardım yapmasına mani değildir.
  • Laiklik, vatandaşın muhtelif dünya görüşleri arasında dinî bir kâinat ve hayat anlayışına sahip olmasına mani değildir.

Son olarak şunu da vurgulamak gerekir ki, fertler laik olamaz; devlet sistemi laikliği benimseyebilir.

[1] “Laikliği Noksan Anlama,” Forum, c.4. no:44/Sitembölükbaşı, Şaban, Türkiye’de İslâm’ın Yeniden İnkişafı (1950-1960), İsam Yayınları, Ankara, 1995, s. 50

[2] Nursi, Bediüzzaman Said, Tarihçe-i Hayat, Envar Yayınları, İstanbul, 2012, s.626

[3]Nursi, Bediüzzaman Said, Mektûbat, Envar Yayınları, İstanbul, 2012, s.416

[4]Berk, Bekir, “66 Devletin Anayasalarına Göre Din ve Devlet Münasebetleri,” Türk Düşüncesi, c.10, no: 5/ Sitembölükbaşı, a.g.e, s.51

[5] Sitembölükbaşı, a.g.e. s. 51/Bülent Daver’in Türkiye Cumhuriyeti’nde Laiklik, Ankara, 1955, isimli kitabında Türkiye’de laikliğin uygulanış şekli hakkında geniş bilgi edinilebilir.

[6] Berk, Bekir, “66 Devletin Anayasalarına Göre Dine ve Devlet Münasebetleri, Türk Düşüncesi Dergisi, 10, no) 4

5/Sitembölükbaşı, a.g.e., s. 51

[7] Laikliğin Manâsı, Sebilürreşad Dergisi, C. 7, No: 172-/Sitembölükbaşı, a.g.e. s. 52

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.